goncourt ödülü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
goncourt ödülü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2014 Salı

Amin MAALOUF - Uzaktan Aşk












Yazar Amin MAALOUF, 1949 da Beyrut'ta doğmuş, 1976 dan beri Paris'te yaşamaktadır. Önceleri gazetecilik, köşe yazarlığı yapmış, son yıllarda vaktinin çoğunu kitap yazmaya ayırmaktadır. 1993 yılında Fransa'nın prestijli Edebiyat Ödülü olan Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülünü almıştır.

  Daha önce sizlere Maalouf'un '' Yüzüncü Ad'' adlı romanını tanıtmıştım. Sürükleyici, masalsı -daha  önce de belirttiğim gibi- bende adeta İndiana Johns filmi izliyormuşum duygusu uyandırmıştı.

''Uzaktan Aşk'' ise bir libretto. Finlandiyalı besteci Kaija Saariaho bu librettoyu bestelemiş, ''Uzaktan Aşk, '' Opera olarak sahnelerde yer almıştır. Bir gün izleyebilmeyi ümit ediyorum...

Uzaktan Aşk'ta üç karekter var; Clemence (Trablus Kontesi,) Jaufre Rudel (Blaye Prensi ve ozan) ve gezgin.

Prens Rudel, yaşadığı hayattan sıkılıp kusursuz bir aşkın özlemini duymakta, meçhul aşkı için şiirler yazmaktadır.
Denizler ötesinden gelen bir gezgin ise prensin  şiirlerinde bahsettiği aşkına rastladığını, aşkının Trablus Kontesi olduğunu söyler. Prens uzaktaki aşkının hayaliyle yaşamaktadır artık. Tekrar Trablus'a dönen gezgin, bu kez de prensin aşkından kontese bahseder.

 Aşk, sevgiliyi hayal ederken  kolaydır, güzeldir.

 İki aşığın hem kavuşmak istemesi hem de karşılaşmaktan korkması Rudel'i uzun bir deniz yolculuğuna çıkmaktan, kontesi görmekten ve sonunda da kontesin kollarında ölmekten alıkoyamayacaktır.

YKY Yayınlarından Ocak 2014-21. baskısını okuduğum kitap 76 sayfa ve bir solukta okuyabileceğiniz türden.


******


Kitaptan Alıntılar:


CLEMENCE:
Bu ozan beni tanısaydı, yine bunca coşkuyla şiirler söyler miydi  adıma?
Şiirlerinde seslenir miydi bana, ruhumun derinliklerine inebilseydi?
Güzel, ama kapılmamış kibrine güzelliğin, demişler ona...
Güzel? Ama başka hiçbir kadının benden daha güzel olmadığından emin olmak için hiç durmadan çevreme bakınarak!
Soylu, ama kapılmamış kibrine soyluluğun? En güzel giysilerimle çıkıp salınıyorum kilise yolunda ve gidip diz çöküyorum orada, bomboş ruhumla!
Ozan, yalnızca senin dizelerinin aynasında
Güzelim ben.  (s.35 )


JAUFRE: 
Aşka lanet etmeyin dostlar,
Odur bize sevinçlerimizi veren
Neden geri almak da onun hakkı olmasın?
Hiçbir zaman aşk değildir bize layık olmayan, oysa biz layık olmayız ona kimi zaman.
Hiçbir zaman bize ihanet etmez aşk ve biz oluruz hep, ona ihanet eden.

CLEMENCE:
Ne çok isterdim ozan olmayı, size sizinkiler kadar güzel sözcüklerle yanıt verebilmek için.

JAUFRE:
Güzelliğin ta kendisisiniz siz, bense yalnızca güzelliğin yansıdığı su birikintisi...   (s.68 )







21 Ekim 2013 Pazartesi

Emile AJAR - Onca Yoksulluk Varken




Ne çok duymuşuzdur ''Onca Yoksulluk Varken''in adını. Okuyup da derinden etkilenmemek mümkün değil doğrusu.

Muhteşem bir anlatım, sıradışı bir konu.  Bazı kitaplar vardır, mutlaka okunmalıdır, işte onlardan biri  Onca Yoksulluk Varken. Okurken elinizden bırakamayacaksınız.

Kitap, Momo (Muhammed'in kısaltılmışı) adlı  Arap bir çocuğun ağzından yazılmıştır. 
Hayat kadınlarının çocuklarına bakan, kendi de eski bir hayat kadını olan yahudi Madam Rosa''nın evindeki yoksul yaşam, Momo ile Madam Rosa'nın birbirlerine olan sevgisi, bağlılığı ile  Madam Rosa'nın sağlığını iyice kaybetmesiyle Momo'nun düştüğü çaresizliği ne güzel anlatılmış.

Roman, Emile Ajar takma adı ile ünlü Fransız yazar Romain Gary tarafından yazılmıştır aslında. Fransa'da her yazara ancak bir kez verilebilen Goncourt Ödülünü yazar iki ayrı adla ve iki ayrı eseriyle iki kez almıştır!  Emile Ajar takma adıyla da otuzun üzerinde öykü ve roman yazmıştır Romain Gary.
 İnsan yetenekli olmayagörsün, başka bir kimlikle de benzer bir başarıyı yakalayabiliyor. 

 Romain Gary, 1980 de kendini tabancayla vurarak intihar etmiştir. Bıraktığı mektubun son cümleleri iz bırakmıştır. ''Çok eğlendim. Hoşçakalın ve teşekkürler.''



******


Kitaptan Alıntılar:


Bazen Madam Rosa'ya, hiçbir işe yaramayan, ama hoşa giden nesneler toplar getirirdim; kimsenin artık istemediği, çöpe atılmış şeylerdi bunlar. Örneğin bazı insanlar evlerinde bir doğum günü için, hatta nedensiz, sadece evi şenlendirmek için çiçek bulundururlar, sonra bu çiçekler kuruyup parlaklıklarını yitirdiklerinde, onları çöpe atarlar. Sabahları çok erken kalkarsanız bu çiçekleri toplayabilirsiniz. Bu da benim uzmanlığımdı, çer çöp dedikleri budur işte. (s.59 )


Arabaların arasından koşup adamları korkuturken önemli biri oluyordum. Ezilmiş bir çocuk kimseyi neşelendirmez. Başlarına sonsuz  belalar açabileceğimi hissediyordum. Tabii sadece canlarına okumak için kendimi ezdirecek değildim, ama adamları bayağı etkim altına alıyordum. (s.89 )


Eve gelince kapının önünde bir hasta arabası gördüm, Ayvayı yediğimizi ve kimsesiz kaldığımı sandım, ama araba Madam Rosa için değil, ölmüş biri içindi. Öyle bir rahatladım ki dört yaş büyümüş olmasaydım, ağlayacaktım. Artık hiçbir şeyim kalmadı sanmıştım.(s.161 )