selçuk baran öykü ödülü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
selçuk baran öykü ödülü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2016 Çarşamba

Pelin BUZLUK - En Eski Yüz

                                               


  Kasım ayında En Eski Yüz dışında Jean- Philippe Toussaint'ın Mösyö ve Irıs Murdoch'un Deniz Deniz adlı romanlarını okudum. Deniz Deniz'in hacimli ve sürükleyici olması da paylaşımımı geciktirmeme neden oldu diyebilirim!

  Çok güzel bir öykü kitabı ile başlamak istedim.

  En Eski Yüz 1984 doğumlu yazarın son öykü kitabı. İzmir'deki Yerdeniz Kitapçısında düzenlenen imza ve söyleşi gününden edindiğim imzalı kitaplarımdan biri. Yazarın notu ve imzası kitaplarımı taçlandırıyor adeta.Yerdeniz Kitapçısının sevgili sahiplerine teşekkür ediyorum, imzalı kitaplarımı bana ulaştırdıkları için..

  Pelin BUZLUK, ilk öykü kitabı Deli Bal ile 2010 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülünü, ikinci öykü kitabi Kanatları Ölü Açıklığında ile de, 2012 Selçuk Baran Öykü Ödülünü almış. 

 Yazarın ilk okuğum kitabı. İletişim Yayınlarından yayınlanan  En eski Yüz'de on bir öykü var ve seksen dört sayfa. Öyküler çok etkileyici. Bazı öykülerini iki kez okudum, öyküler arasında uzun uzun soluklandım. Su İşi, Tozlu Cennet, Dördüncü, diğerleri..

  Bence okunmalı..
 
  Keyifli okumalar..


  ******


  Kitaptan Alıntılar:


  Bütün lise yaşamıma sinmiş bir aşk acısıydı. Aşk sözcüğünü keşfetmemiş olmayı yeğlerdim. Adına aşk dediğimizde anonimleşiyordu, herkesin anlattığıyla bir oluyordu. yeni sözcükler arıyordum, ''Yıldız yitimi'' diyordum mesela. Onulmaz bir mutsuzluk sinmişti evimize, odama,  yatağıma, okul yoluna...   ( Tozlu Cennet adlı öyküden.. s.21 )


  Gözlerim yaşlarla yanıyordu, yüzümü göğe kaldırdım. Bir an kaldım öyle. Cisilti iyi geldi. Sonra etrafı kollayıp yolun yürümeye uygun yanını araştırdım. Bir girintide gürültüyle itişip kakışan grubu sessizce geçtim. İçlerinden biri arkamdan laf attı. Hızlandım. Burnuna dayadığı şişip inen poşetle yaklaşan çocuğun  yanından göğsümde çarpıntılarla yürüdüm.  Bir şeycik olmayacak, diyordum kendime. Bir tek atacağım, o kadar. Diğer meyhaneye varmak üzereydim işte. ( Dördüncü adlı öyküden.. s.26 )




18 Mayıs 2015 Pazartesi

Hakkı İNANÇ - Ateş Etme Silahsızım



 Yeni yazarları okumaya,tanımaya çalışıyorum. Bloğumda daha önce tanıttığım Bozuk, Hakkı İnanç'ın ilk kitabı idi. Ateş Etme Silahsızım da ikinci kitabı. 
  
  İlk kitabıyla 2013 Selçuk Baran Öykü Ödülünü alan Hakkı İnanç'ın öyküleri birbirinden etkileyici. Bazı  öyküleri okurken soluklanmak için ara verdim. Sıradışı, çarpık yaşamlar öyküleştirilirken o kadar normalmiş gibi aktarılmış ki, gerçekten ara verip, soluklanıp devam ettim. Hakan Günday'ın ''Daha'sını'' okurken de yoğun yaşamıştım bu duyguyu.

 Bozuk'tan sonra aynı tadı bu kitabında da yakaladım. Sıradışı, zengin hayal gücü, sade ve güçlü anlatım.Yazacağı  yeni kitabını düşünmeden alır, okurum dedirttiriyor adeta.

Kırmızıkedi Yayınlarından çıkan kitapta on beş tane öykü var, doksan altı sayfa.

Hakkı İnanç yazdıkça, ben de okuyacağım, sıkılmadan kısa ve sıradışı öyküler okumak isteyenlere öneriyorum.

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:


  Dünyamız ucuz bir kar küresi ve her ters çevrilişinde, tutunamayıp kar tanelerine karışıyoruz. Oysa varlığımız ağır; düştük mü aşınıyor sevgimiz. Gülen gözlerimiz, güzel burunlarımız, virgüle kıvrılan dudaklarımız ve pürüzsüz tenimizden, taşlaşmış bir öfke kalıyor geriye. Gün geliyor, o öfke tuzla buz ediyor küreyi. Başka bir hayat bilmediğimizden, balıklar gibi çırpınarak ölüyoruz. (  Şirinler'i Gören Çocuk adlı öyküden  s.21 )


  Hiçbir emelime erişemedim hayatta. Çok istersen olur, demişlerdi. Belki de bir ceviz ağacının altında düşlemeliydim öğretmenliği ya da yağmurlu bir günde şemsiyemi unuttuğum gibi unutmalıydım dileğimi de, kırmızı bir tente misali çıkıvermeliydi karşıma. Kalbimin ucu kıvrıldı açıp bakmaktan. Başka bir aşk yazılmadı yerine.  (Pinokyo adlı öyküden. s.42 )



25 Ocak 2015 Pazar

Hakkı İNANÇ - Bozuk




 Yeni yazarları okumaya,tanımaya çalışıyorum. Bozuk, Hakkı İnanç'ın ilk kitabı, ikincisi de Ateş Etme Silahsızım. 
  
  İlk kitabıyla 2013 Selçuk Baran Öykü Ödülünü alan Hakkı İnanç'ın öyküleri birbirinden etkileyici. Bazı  öyküleri okurken soluklanmak için ara verdim. Sıradışı, çarpık yaşamlar öyküleştirilirken o kadar normalmiş gibi aktarılmış ki, gerçekten ara verip, soluklanıp devam ettim. Hakan Günday'ın ''Daha'sını'' okurken daha da yoğun yaşamıştım bu duyguyu.

  Genellikle kitabı bitirir bitirmez bloğumda tanıtımını yaparım ama birkaç gün ara verdim bu sefer. Bakalım, ikinci kitabı aynı etkiyi bırakacakmı bende.

  Biz roman okumayı daha çok seviyoruz ama son yıllarda okuduğum güzel öyküler nedeniyle öykü kitaplarını da romanlar kadar sevmeye başladım.

Hakkı İnanç'ın öykülerini, ''Bozuk'u'' okumanızı öneriyorum. İlk kitabıyla bu çizgiyi yakalayabilen genç yazarın ikinci kitabı da okuyacaklarım arasında.


******


Kitaptan Alıntılar :


Bir hafta sonra bana en sevdiğim cevizli kurabiyelerden pişiriyor, işe giderken balkona çıkıp arkamdan el sallıyor, döndüğümde sanki beni özlemişsiniz gibi sıkıca sarılıp günümün nasıl geçtiğini soruyordunuz. Tıpkı söylediğim gibi orta şekerli kahvenizi akşamüstleri kurbağa yeşili berjere oturarak içiyor, temizlik ve ütü yaparken Zeki Müren dinliyordunuz. Çekmeceler naftalin keseleri koyuyordunuz. kanaviçe işliyor, çeyiz düzüyordunuz bana. Annem oluyordunuz Ülfer Hanım. (Ülfer Hanım adlı öyküden.  s.67 )


Kasabada her hayat bir diğerini sular. Dört duvar arasında kaçıngan yaşamak, bir nevi koma halidir. Evden çıktığınız an; denizin çocukluk arkadaşının, amcanızın torununun baldızının, ilkokuldayken silgisini kaybettiğiniz için size ömür boyu diş bileyecek çocuğun; belki de hiç karşılaşmadığınız halde sizi tanıyan yahut tanımadığı halde ısrarla bir yerlerden çıkartmaya çalışan kasaba insanının vücudunuzdaki tüm suyu emeceğinizi bilirsiniz. ( Yargılar Önden adlı öyküden. s.71 )


Karadeniz'de istavritler hamsi kadar küçülmezden evvel balıkçılık yaparmış, Dursun. Denizin, içine buz atıp rengini bozan kışa öfke kustuğu bir öğleden sonraya değin sürmüş bu. Köpüklü ağza girmesiyle kayalara tükürülmesi bir olmuş adamın. ( Güvercinboynu adlı öyküden.  s.98 )