silahlara veda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
silahlara veda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2016 Salı

Ernest HEMINGWAY - Çanlar Kimin İçin Çalıyor





  Hemingway'in Silahlara Veda'sını uzun yıllar önce ortaokul yıllarında okumuştum. Okunacak kitaplarım arasında bekleyen Çanlar Kimin İçin Çalıyor'u da nihayet geçen ay okuyabildim. Aynı şekilde Paul Auster'ın New York Üçlemesini de sonunda okuyabildiklerimden.

  Bilgi Yayınevi tarafından Ataol Behramoğlu'nun önsözüyle yayınlanan roman 496 sayfa, elimdeki de onbeşinci basımı. Bazen kitabın hacimli olması da okunmanın ertelenmesine neden olabiliyor tabii.

 Romanı birkaç gün içinde elimden bırakmamacasına okudum.İspanya İç Savaşını anlatan bir roman. Amerikalı İspanyolca öğretmeni olan Roberto Jordan'ın İspanya dağlarında gerilla olarak antifaşist savaş içinde yer alışı, dağlarda verilen mücadele okura cesaret, aşk, sadakat ve yenilgi öyle güzel anlatılmış ki.. Son sayfalardaki anlatım beni oldukça etkiledi. Ancak ben bir romanın tamamen özetlenerek ya da sonunun anlatılmasını sevmeyen biri olarak, ancak bu kadar anlatabilirim. 

  Sürükleyici bir roman okumak istiyorsanız, sayfa sayısına aldırmayıp okuyun bence. Birkaç gün bile yaşansa Roberto ile Maria'nın aşkına, savaşma ruhuna tanıklık edin.

  Bu arada Ernest Hemingway'in de Nobel Ödüllü 1899-1961 yılları arasında yaşamış Amerikalı yazar olduğunu da hatırlatayım.

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:


  Şimdi sahipsin ona ve tüm yaşamın da bu işte; şimdi. Şimdiden gayri bir şey yok. Ne dün var kesinlikle, ne de bir yarın. Bunu anlamak için kaç yaşında olman gerekiyor? Bir tek şimdi var ve bu şimdi yalnızca iki gün ise, demek ömrün iki günmüş ve bu iki gününün içindeki her şey iyi olmalı. İki gün içinde belki de bir ömrü yaşarsın. Yakınmayı bir yana bırakır da asla elde edemeyeceğin şeyi istemekten vazgeçersen, ömrün güzel geçecek demektir. Güzel bir yaşantı kutsal kitaplardaki sürelerle ölçülemez. (s.184 )


   Bilinecek şeylerden ne denli azını biliyoruz. Keşke bugün öleceğime uzun bir süre yaşayacak olsam, çünkü bu dört günde yaşamla ilgili o denli çok şey öğrendim ki; ömrüm boyunca öğrendiklerimden çok daha fazlasını öğrendim sanırım. Yaşlanıp gerçekten bilgi sahibi olmak isterdim. Acaba insan öğrenmeyi sürdürebilir mi, yoksa insanın anlayabileceği belli sayıda şeyler mi var? Sanırım hiç bilmediğim bir sürü şey öğrendim. Keşke biraz daha zamanım olsaydı. (s.402-403 )





19 Şubat 2014 Çarşamba

Ernest HEMINGWAY - Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)




Yıllar sonra  tekrar Hemingway okumanın tadına vardım.
 Sade ve çarpıcı anlatımıyla  Nobel Ödüllü  Amerikalı  yazarın edebiyat dünyasındaki yeri tartışmasız tabiiki. 

Bilgi Yayınevi tarafından yayımlanan kitap, 132 sayfa., elimdeki 60.basımı.

Kübalı yaşlı balıkçının kayığıyla çıktığı açık denizde, Gulf Stream'e  kapılarak dev bir kılıçbalığını yakalama mücadelesini anlatıyor roman.

Yaşlı balıkçının yoksul ve yalnız yaşamı ile denizdeki cesaret ve kuvveti adeta ters orantılı. 
Okurken kendinizi kaptırıp yaşlı adamın yaralı elleriyle hiç bırakmadığı oltasını tutmak, mücadelesine yardım etmek isteyeceksiniz. Hüzünlü, ibret verici bir yaşam, muhteşem bir anlatım...

E.Hemingway'in Güneş de Doğar, Silahlara Veda, Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Afrika'nın Yeşil Tepeleri, Kilimanjora'nın Karları gibi pek çok eseri var.

Roman ayrımı yapmadan önerim; Ernest Hemingway okunmalı.
 Kendi adıma, uzun yıllar önce okuduğum romanlarını tekrar okuyabilmek için zaman yaratmak istiyorum.


******


Kitaptan Alıntılar:


Denizi her zaman İspanyolların, sevgiyle adlandırdıkları la mar olarak düşünürdü. Onu sevenler, kimi vakit kötü şeyler de söylerler ama yine de bir kadın olarak düşünürler. Ağlarının başına şamandıra koyan, köpekbalığı ciğeri fazla para ettiği zaman motorlu kayık alan genç balıkçılardan bazıları ondan, erkek olarak el mar diye söz eder. Onu bir rakip, bir yer,bir düşman olarak görürler.Yaşlı adam onu her zaman bir kadın, her zaman veren bir şey, ya da büyük yararlar sağlayan bir kaynak olarak düşünür ve eğer azıp etrafına kötülük saçacak olursa, bunu da iradesi dışında , doğası gereği olarak kabul ederdi. Mehtap bir kadını etkilediği denli onu da değiştirir, bambaşka yapardı. (s.27 )


Karanlıkta çalışmak hiç de kolay değildi. Bir ara, balığın hiç beklemediği bir hareketiyle yüzükoyun yere kapaklandı; gözünün altı patlamıştı. Yanağından aşağı ince bir kan sızmış, fakat çenesine varmadan pıhtılaşarak kurumuştu. (s.51 )


Denize bakarak yalnızlığını bir kez daha hissetti. Görünürlerde, karanlık sularda yansıyan prizmalardan, okyanusa gömülen oltanın eğrisinden ve hafif çırpınışlarından başka bir şey yoktu. Şu anda mevsim rüzgarları gökyüzünde bulutlar biriktiriyordu. Gözlerini yukarı kaldırdı, suların üstünde gökyüzüne bir yaban ördeği sürüsü oyulmuş gibiydi; derken bu güzel manzara buğulandı, sonra yeniden eski netliğine kavuştu. Denizde kimsenin yalnız başına kalmayacağını bir defa daha anlamıştı. (s.60-61 )