30 Ocak 2016 Cumartesi

Nikos KAZANCAKİS - Zorba





« Hiçbir şey ummuyorum; hiçbir şeyden korkmuyorum; özgürüm. »

  Yunan yazar Nikos KAZANCAKİS' in mezar taşında yazan bu söz, Zorba'nın yaşam felsefesi aynı zamanda.

  Kazancakis 1883-1957 yılları arasında yaşamış. Zorba yazarın olgunluk dönemi eseridir. Kilise tarafından aforoz edilen eseri ''Günaha Son Çağrı'' ise yazarın okumak istediğim diğer bir romanı.

  Kazancakis'in övgüsünü çok duymuştum, haklı övgülermiş. Harika betimlemeleri, güçlü anlatımıyla kitabı elimden bırakamadım. Girit Adasında romanın anlatıcısı olan yazarın ve linyit madeninde ustabaşı olarak işe aldığı Zorba'nın yanıbaşında hissettim kendimi.

  Mutsuz, beklentisiz bir yazarın orta yaşlı Zorba'nın yaşam ve insan sevgisinden, yaşam felsefesinden adım adım etkilenişi çok güzel aktarılmış. Yaşamdan keyif almanın, yaşayanları sevmenin ön koşulunun olmadığını siz de hissedeceksiniz.

 Sinemaya da aktarılan eser, üç dalda Oscar almış,filmin müziklerini de  Mikis Theodorakis yapmıştır. Kitabı kadar filmi de, müziği de izlenesi, dinlenesi..

İyi  bir kitap okuyayım diyorsanız Zorba'yı geç kalmadan okuyun, benden söylemesi.


******


Kitaptan Alıntılar:



  Linyitler, zarar ve karlar, Bubulina'lar, hepsi yok olmaktaydı. Haykırış hepsini alıp götürüyordu, artık hiçbir şeye gereksinmemiz yoktu; ikimiz de Girit'in ıssız kıyısında, göğüslerimizin üzerinde hayatın bütün acısını ve zevkini taşıyorduk, acı ve zevk yoktu, güneş sallanıyordu, gece yaklaşıyor, Büyükayı gökyüzünün hareketsiz çevresinde raks ediyordu, ay yükseliyor ve korkuyla iki küçük canlının kumsal üzerinde şarkı söyleyip kimseden korkmadıklarını seyrediyordu. ( s.181 )


  Yani akıllandım artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk! Hepsi bir benim için. Şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte... Boş versem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onunda tanrısı karşı tanrısı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek... Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz  be...  (s.257)




28 Ocak 2016 Perşembe

Size bir şey söyleyeyim mi ? - Okşan AYBAŞ



Sevgili Kitapça Yaşayanlar Merhaba..

Bir süredir paylaşımlarım seyrekleşti biliyorum..
Bloğumda yüz seksen civarında kitabın tanıtımını yapmış olmam etkenlerden biri.
 Bir de, okuma hızımı normale çektiğim, okuduğum her kitabı da paylaşmadığım günlerdeyim.

 Bir yıldır farklı coğrafyada Karadenizde yaşıyorum. Halkının hareketliliği beni de etkiledi sanırım. İş hayatıma ilaveten bazen zorunlu, bazen keyfi seyahatler derken zaman daha hızlı geçiyor. (Yukarıdaki fotoğraf yanıltmasın, Akdeniz'de Girne'den)

Zaman hızlı geçiyor derken Nietzche'nin yaşamı sorgulayan, zamanın değerini vurgulayan Hayat şiirinden bir bölümü hatırlayalım;
.......
.......
Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm, cehennemi de. 
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de. 
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum 
Oynadım. Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım. 
Kendi kendime konuştum bazan evimde, hem kızdım hem güldüm halime 
Sonra dedim ki söz ver kendine; 
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin, 
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin, 
Uçmayı biliyorsan, düşmeyi de bileceksin, 
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredeceksin. 
Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım. 
Öyle değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundan. 
Anladım

Yaşam güzel, değerli..

Geçen yılı düşündüğümde Şubat ayında yazar Sibel K. TÜRKER'le buluşmamız benim için yılın en güzel zamanlarından biriydi. Hayranı olduğum yazarı tanımak, sohbet etmek çok keyifliydi. Geçen yıl okuduklarımdan

2015 te iyi ki okumuşum dediklerim;

* Hayatı Sevme Hastalığı - Sibel K. TÜRKER

*Sevgili Arsız Ölüm - Latife TEKİN

*Zorba - Nikos KAZANCAKİS

*Beş Sevim Apartmanı- Mine SÖĞÜT

*Bir Gözyaşı Bir Gülümseme - V. Ahsen COŞAR

*Ateş Etme Silahsızım - Hakkı İNANÇ

*Kambur - Şule GÜRBÜZ

Benden şimdilik bu kadar.

 Keyifli okumalar..

Hoşçakalın.                                                  
                                                                                         Okşan AYBAŞ


30 Aralık 2015 Çarşamba

YENİ YIL - Okşan AYBAŞ


Merhaba Kitapça Yaşayanlar

 Kocaman bir yıl daha bitti. Keşke güzel şeyler söyleyebileceğimiz bir yıl olsaydı.
Her zamankinden daha çok istiyorum barışı, huzuru.
Öncelikle barış gelsin ülkeme, dünyaya..
Sonra mutluluk, sevgi sarmalasın hepimizi.

Sağlıkla, sevdiklerinizle nice yıllar diliyorum.
                                                                            O.Aybaş

22 Aralık 2015 Salı

Şule GÜRBÜZ - Kambur



Daha Önce Şule Gürbüz'ün ''Zamanın Farkında'' kitabını tanıtmıştım. Bu kez de, ilk yazdığı Kambur'u okudum.


2012 Oğuz Atay Öykü Ödülünü '' Zamanın Farkında'' adlı kitabıyla alan yazar Şule Gürbüz, İ.Ü  Sanat Tarihi ve İspanyol Dili ve Edebiyatı mezunu olup,  Cambridge Üniversitesinde  Felsefe eğitimi de almıştır. Mekanik saat ustası olup, Milli Saraylar Md. de çalışmaktadır.


Bir röportajında hayat felsefesini  ''Okumak, anlamak ve farkına varmak bana yetiyordu'' olarak açıklamıştır.
Şule Gürbüz'e göre saat tamirciliği bir sanat değil, egonuzu paranteze almayı gerektiren, mistik yanı olan bir meslektir. Sabırlı değilseniz, saatler boyunca mekanik saatlerle başbaşa kalmayı göze alamıyor, çok yüksek düşünceleriniz olsa bile, size sadece bir saatçi, bir tamirci gözüyle bakılmasına tahammül edemiyorsanız, bu işi yapamaz, yapsanız bile mutlu olamazsınız demiştir. ( Beşir Ayvazoğlu'nun Zaman Gazetesindeki köşe yazısından alıntı.)

Kambur için ne düşündüğüme gelince; İlk kitap gibi değil bence. Etkileyici, ilginç. Okunmalı.
İletişim Yayınları tarafından yayınlanan eser, 92 sayfa.

 Şule Gürbüz'ün yazdıklarını okumak keyifli, Benim için belli bir çizginin üstünde, yazacaklarını merak edip okuyacağım yazarlardan.  Son kitabı ''Coşkuyla Ölmek'' de okuyacaklarım arasında.

Keyifli okumalar..


******


Kitaptan alıntılar:


Bu yeryüzü panayırında hiçbir şey yapmadan durmak; sizleri seyretmek uğruna, sürekli para ve değerli şeylerimi veriyorum. Panayırın ötesi uçurumlarla dolu- birkaç kez kenarına gittim; ama gördüm ki o da eğlencenin bir parçasıymış. Kayıtsızlığımın bir nedeni de, yaşamda kendimi perdede seyrediyor gibi hissetmem. (s.22 )



Sanki oldum olası bir büyük odayı arşınlıyor; ara sıra elimi muma uzatıp yakıyor, ve haykırışımı hep sonraya saklıyorum. ''Dur!'' denilen yeri de, yaşamak üzere erteleye erteleye tüketiyorum. Beklerken beklemediğimi düşünüp kahkahalar atıyor; bu arada elimi duvarlara, cama, burnuma, kalemlere... sürüyorum. Kapının çalındığını duyar gibi oluyor; ne açıyor ne de kapıyorum. (s 85 )



10 Kasım 2015 Salı

Abdülhak Şinasi HİSAR - Çamlıcadaki Eniştemiz



      Abdülhak Şinasi Hisar' ı yazar bir arkadaşımın önerisiyle okudum.  Yetenekli edebiyatçılardan  etkilenmemem mümkün değil. Ancak geçmişte yaşamış olanları okumak beni hüzünlendiriyor da.
Geçmişte kalan yaşanmışlıklar, değerler, yetenekli güzel insanlar...

14.3.1887- 3.5.1963 yıllarında yaşamış olan yazar, Galatasaray Lisesindeki eğitiminden sonra Fransa'da yaşamış, Meşrutiyetten sonra yurda dönüp Osmanlı Bankası, Fransız ve Alman Şirketlerde ve Dışişleri Bakanlığında çalışmıştır.
  
Roman, Anı, biyografi, fıkra, antoloji türünde eserler vermiştir.
 Romanlarından Fahim Bey ve Biz Almancaya çevrilmiştir. Bir diğer romanı da Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği.

Anı türündeki eserleri; Boğaziçi Mehtapları, Boğaziçi Yalıları, Geçmiş Zaman Köşkleri.

Yahya Kemal'e Veda, Ahmet Haşim Şiiri ve Hayatı, İstanbul ve Pierre Loti ise biyografi türündeki kitapları.

 Abdülhak Şinasi Hisar hakkında Sermet Sami Uysal ve Necmettin Türünay tarafından yazılmış birer kitap da vardır.

 Çamlıcadaki Eniştemiz romanının kahramanı ''Deli Enişte'' ile bir döneme tanıklık edeceksiniz. Umarım yazarın diğer eserlerinden de okuyabilirim.


******


Kitaptan Alıntılar :


Bu eski zamanın lezzetli alemlerinden biri de sabah uyanışları ve tiryakilikleriydi. tembeller ve işsizler daha çok yorulurlar. Gece erkenden yatmışken sabahları insan kendini zorlamaz, gözlerini yorgun bir uykudan birer birer açar, fakat yine uykusu gelmiş gibi esner, gerinir, yavaş yavaş, perde perde açılır, uykusundan esneye gerine çıkar, içine sinmiş rüyalaradan hafif hafif sıyrılırdı. (s.61)


Eniştemizin diğer bazı huyları da belki deliliğine verilebilirdi ama, bunlar, tembelliğime uyduğundan, bana munis, hatta makul gelirdi. Mesela, eniştemiz hayatında intizam ile tatbik ettiği bir usul, iki sıkıntılı işi aynı zamanda takip etmek pek yorucu olduğundan, bunları sıralıyarak, her gün ancak bir tek sıkıntıya  katlanmak ve bir tek can sıkıcı işle meşgul olmak prensibiydi. (s.95)


Bazan bir ruhu kavramak için son derece iyi bir kalbe koşulu bir çift gözü görmek kafi gelir. Halamın gözleri büyükçe ve bakışları sıcak, yavaş ve anlayışlıydı. yeşilimtrak göz bebeklerinin saflığı ruhunun yalnız iyilikle olduğunu gösterirdi. (s.98 )



                                            

14 Ekim 2015 Çarşamba

Mine SÖĞÜT - Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey




 Mine Söğüt 1968 doğumlu, uzun yıllar gazetecilik yapmış.

  Daha önce  Beş Sevim Apartmanını okuyup paylaşmıştım sizlerle.   Deli Kadın Hikayeleri, Şahbazın Harikulade yılı 1979, Darbeli Kalemler, Dolapdere- Kürt Kediler, Çingene Kelebekler, Kırmızı Zaman da yazarın yazdığı eserler.

  Sıradışı kurgusuyla Madam Arthur Bey ve hayatındaki Her Şey okunmaya değer romanlardan.

Yazacağı yeni romanı için eski fotoğrafların peşine düşen Olcayto Ran, Madam Arthur Bey'in korkunç dünyası ve onun sırlarıyla tanışır.
Tahmin edemeyeceğiniz bir olay örgüsü var.

İlginç ve güzel bir roman okumak isteyenlere öneriyorum.



******


Kitaptan Alıntılar:


Her gerçek her zihinde yeni bir gerçekliğe bürünür. Kimse kimsenin hikayesini anlatamaz. Herkes herkesin hikayesini yeniden yazar. Anılar izafi. Tıpkı zaman gibi.  (s.74 )


Ama hiçbir şeyi unutmayacak. Unutmak istiyor ama unutamıyor. Çünkü kader yuvarlak. Ne yöne giderse gitsin, insan aynı yere varıyor ve aynı yollardan geçiyor. Bundan sonra da, bu zamana kadar yaşadıklarından başka şeyler yaşamayacak. ( s.111 )


Dünya çok büyük, zaman çok geniş. Bu büyüklük ve genişlik her şeye kadir. Varlıkları, gerçekleri ve istekleri birbirine karıştırabiliyor. İrili ufaklı delikler açıp her şeyi o deliklerden içeri/dışarı atabiliyor. Herkes herkes, her şey her şey olabiliyor. ( s. 115 )


  

29 Eylül 2015 Salı

Sibel K. TÜRKER - Şair Öldü



 Ben bir okur olarak kitabın içinde kaybolmayı seviyorum.

 Romanlarda kurgu  önemli  ama dili çok iyi kullanmak, o bildiğimiz sözcükleri yan
 yana getirirken oluşturulan derin anlam, betimlemelerin zenginliği, -ki yazarın hayal gücünün derinliğinin delilidir bence- içsel çözümlemeler beni yazılanla bütünleştirir adeta. 
Altını çizeceğim cümleler bulup çizmek, her an o sihirli dünyaya dönmemi sağladığı için mutlu eder beni.

  İşte Sibel K. Türker'in öykülerinde, romanlarında ben kayboluyorum adeta...

Seçilememiş bir yaşam, aile, kardeş, anne ve baba.
 Sevgiden, güzel ve iyi olandan yoksunluk kader mi?
 Dik durarak ayakta kalmaya çalışırken Ersin'in uğradığı farklı yaşamlar ana yola varmadan önce uğranan ara sokaklar sanki.

Şair Öldü, 2006 yılında yayımlanmış okunası bir roman.

 Sibel K. Türker'in ilk okuduğum romanı ''Benim Bütün Günahlarım'dı.''  Bloğumda Kasım 2013 te paylaşmıştım. 2014 Ağustos ayında  ''Hayatı Sevme Hastalığı'' ve ''Öykü Sersemi'ni,''  Şubat 2015 te ''Meryem'in Biricik Hayatı'nı'' ve Mart ayında ise '' Aşkın Kalplerimizdeki Mutat Yolculuğu'nu''tanıtmaya çalıştım.


Öykü Sersemi ile 2005 Yunus Nadi Öykü Ödülü, Ağula ile 2006 Haldun Taner Öykü Ödülü, Hayatı Sevme Hastalığı ile 2012 Duygu Asena Roman Ödülü, 2013 Yunus Nadi Roman Ödülü ve Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödüllerini alan yazarın öykü ve romanlarınızı okuyanlar bana hak vereceklerdir. 

Henüz Sibel K. Türker'in kalemiyle tanışmayanlara ''Benim Bütün Günahlarım'' ile başlamalarını, ''Hayatı Sevme Hastalığını'' mutlaka okumalarını öneriyorum. Diğer öykü ve romanlarını nasıl olsa okumak isteyeceksiniz. 


******


Kitaptan Alıntılar:


  İnsanlar, üzeri yazılmamış beyaz kağıtlar gibi. Uçuşup savrulduklarını bilmiyorlar. Gitmelerinin ve gelmelerinin anlamını kavrayamıyorlar. Suskunluklarını arıyorum ben, demeyişlerini. Söyledikleri asıl bildikleri değil. Bildikleri, gördüklerinden uzakta. Kendi takdir ettikleri bir kıymetin içinde ışıldayıp körleşiyorlar.  (s.46 )


Ah, insan. Birinin zayıflığı diğerinin gücü olur; birinin suskunluğu diğerinin sesi. Fazla mı kötü niyetliyim? Fena bir şey söylemedi ki. Yabani bir hayvan gibiyim, okşanmaya gelemiyorum. Yalnızlık, tek olmak duygusu midemde erimeyen bir kemik gibi. Yutmuşum ama geri çıkaramıyorum. (s.57  )


21 Eylül 2015 Pazartesi

Robert DELIGE - GANDHİ





  Biyografi türünde pek kitap okuyamadım bugüne kadar. Ya okumak istediğim kişilerin biyografileri yazılmamış ya da aradığım zamanlarda istediğim kitabı bulamıyordum.

  Gandhi de okumak istediklerimdendi. Dost Kitabevi tarafından Temmuz 2015 te bu kitabın yayımlandığını görünce okumak istedim. Kitap 160 sayfa.

  Gandhi hakkında daha önce yazılan biyografileri okumadığım için kıyaslayamayacağım ama  kitabın tanıtımında bugüne kadar yazılan kitapların önemli bir kısmının kutsayıcı, ululayıcı bir vurguyla yazıldığı,  bu biyografinin ise ihtilaflı görüşleri göz ardı etmeden daha nesnel bir Gandhi portresi çizdiği belirtilmiş.
  
  Gandhi'nin 13 yaşında evlenmesi, üniversite öğretimini İngiltere'de yapıp İngiliz kültürüne uyumu ve sonrasında Güney Afrika'da yaşadığı yıllardan sonra Hindistan'a dönüp reformist, aktivist kişiliğiyle Hindistan'ın bağımsızlığı için üstlendiği rol ilginç.

 Gandhi anlatılırken putlaştırılmamış bu nedenle biyografiyi okurken zaman zaman verdiği kararlara, yaptığı hareketlere şaşırmamak elde değil.

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar :


 Güney Afrika'daki ilk yılları yine de ulusal bir liderin doğuş yılları olur.Gandhi'nin ilk başkalaşımı burada gerçekleşir. Ömrü boyunca bir milliyetçi kalacağı için, bu dönüşüm daha da önemlidir. Onun hümanizması Hindistan'a ve Hintlilere dönük bu derin bağlılıktan asla ayrılmayacaktır. Kimi durumlarda, bir ''Hindu'' lideri olarak da görülecektir. Keza, Hindistan'daki müslümanların lideri Muhammet Ali Cinnah onu böyle niteleyecektir. (s.25 )


Gandhi, makalelerinde, zanaat endüstrisinin ve çıkrıkla yün eğirmenin meziyetlerini över. Giyim tarzı milliyetçiliğe bağlılık göstergesi olur, çünkü, eğer her Hintli yerli giysiler giyerse yerel üretim gelişecektir. Bu fikrin peşinden giden Gandhi yabancı giysiler giyen Hintlilerin Hintli kabul edilemeyeceğini ileri sürmekte tereddüt etmez. (s.63 )




20 Eylül 2015 Pazar

Sigrid UNDSET - Her Kadın Gibi




  Genellikle okuduğum kitapları hemen paylaşmayı tercih ediyorum ancak bu ay biraz tembellik yaptım. İki hafta kadar önce bitirdiğim bir kitaptan bahsedeceğim.
  
  Okumam gerekenleri araştırırken bu romanın tanıtımıyla ilgili iddialı cümleler ile 1928 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nün bu kitaptan dolayı yazarına verilmesi,  her dile çevrilmesi, yirminci yüzyıl edebiyatının şaheserlerinden diye bahsedilmesi ve yazarın  adını bile duymamış olmanın tuhaf etkisiyle edinip okudum ''Her Kadın Gibi'yi.

  Beklentimi yükselten  tanıtımdan sonra sizlere söyleyebileceğim sadece akıcı şekilde okunan bir kitap demek olacaktır! Bir derebeyi ile evlenen zengin bir kadının üst üste çocuk doğurması ve günlük yaşantısı. Sıkılmadan okuyabilirsiniz ancak beklediğim kurguyu  ve altını çizip not  edebilecek cümle de bulamadığımı belirtmeliyim.
Kısacası, mutlaka okuyun diyemeyeceğim bir roman.

Elips Kitap tarafından yayımlanmış ve 384 sayfa.


******


Kitaptan Alıntılar:


Her lohusalığından yine de güzel, daha sakinleşmiş olarak kalkmıştı. Genç omuzlarına yüklenen sorumluluklar her gün biraz daha artıyordu. Yanakları biraz zayıflamış, beyaz, geniş alnının altındaki gözleri daha ciddileşmiş, ağzı ise kırmızılığından kaybedip biraz daha zayıflamıştı. Bu gidişle vaktinden önce ihtiyarlayıp çökecekti... ( s. 137 )


  Skog'da şöyle bir adet vardı: Kiliseden dönüp avluda atlarımızdan indiğimiz zaman kaynatam Herr Björgulf, oğullarıyla beni yanaklarımızdan öperdi. Biz de onun elini öperdik. Sonra evli olanlar öpüşür, bizimle birlikte kiliseye gitmiş uşakların, hizmetçilerin ellerini sıkardık. Babanla Aasmund Amcan babalarından bir hediye aldıkları  zaman onun elini öperlerdi. Herr Björgulf'la karısı odaya geldikleri zaman oğulları ayağa kalkarlar, kendilerine oturun deninceye kadar oturmazlardı, önceleri bu haller bana tuhaf, acayip gelmişti. (s243)




9 Eylül 2015 Çarşamba

Barış BIÇAKÇI - Aramızdaki En Kısa Mesafe





Bir Barış Bıçakçı kitabı daha paylaşmak istiyorum sizlerle. Aramızdaki En Kısa Mesafe.
Yine sade dil hakim kitaba. B.Bıçakçı okuru yormuyor, adeta işini kolaylaştırıyor. Sade, anlaşılır bir anlatımı var. 

Öyküler yine bizden, bizim çocukluğumuzdan. Okurken benzer anılar geldi aklıma, yazarla yaşımın yakın olmasından da kaynaklı tabii.

Çocukların ağzından anlatılan öyküler, romanlar okuru hemen sarıyor. Yaşananlar karşısında çocukların nasıl algılayıp neler düşündüğü zaten başlı başına şaşırtıyor insanı. Aramızdaki En Kısa Mesafe'de bir çocuğun bize aktardığı öyküler, anılar...

 İlk aklıma gelen, bloğumda da tanıtımını yaptığım  Onca Yoksulluk Varken ve Momo da bir çocuğun anlatımıyla yazılan romanlara örnek.

Yazarın Bizim Büyük Çaresizliğimizden sonra okuduğum ikinci kitabı  ve elimde Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra da okunmayı bekleyen başka bir kitabı.

Keyifle okuyacaksınız...



******


Kitaptan Alıntılar:


  Kemal elinde süt bardağıyla pencereye çıktı. Sabırlı olmamızı söyleyerek sütünü içti. Bitirince, önceden albümden çıkardığı pulları avuç avuç savurdu. Bir sürü pul havada uçuşuyor, ellerimizi havaya kaldırmış tutmaya çalışıyorduk. Pulları havada yakalamak için peşlerinden koşmamız gerekiyordu. ( Pul Biriktirenler adlı öyküden s. 21 )


  Yarıyıl tatili olduğu için otobüsler pek dolu olmuyor. Zaten biri mutlaka yer veriyor anneanneme. Anneannem yine mantosunun eteklerini tutarak oturuyor. Eşarbını düzeltiyor. Çevresindeki insanlara bakıyor. Küçük çocuklarla göz göze gelmeye çabalıyor. Başarınca başını aşağı yukarı sallayarak onlara gülümsüyor. Kendi kendine Arapça bir şeyler mırıldanıyor.
  Sonra uyuyor. Başı öne düşüyor. Arkasından bakıldığında başsız gibi görünüyor. ( Anneannem ve Ben adlı öyküden. s.62 )



29 Ağustos 2015 Cumartesi

Hıfzı TOPUZ - Başın Öne Eğilmesin



       


  Sizlere daha önce Hıfzı Topuz'un Neyzen Tevfik'i anlattığı ''Çılgın ve Özgür'' ile Nazım Hikmet'i anlattığı ''Hava Kurşun Gibi Ağır'' adlı eserlerini tanıtmıştım. 1923 doğumlu hukukçu, gazeteci, yazar olan Hıfzı TOPUZ'un aldığı ödüller o kadar çok ki, yazmam adeta olanaksız. Okumaktan çok keyif aldığım bir yazar. 

  Yazar, İnceleme-Araştırma, Anı, Söyleşi ve Roman dallarında pek çok eser vermiştir. Bloğumda   paylaştıklarım dışında  Hıfzı Topuz'un yazdığı Tavcan, Taif'te Ölüm, Abdülmecid, Gazi ve Fikriye yi de keyifle okumuştum
2007 Orhan Kemal Roman Armağanını alan Başın Öne Eğilmesin'i okurken sadece Sabahattin Ali'yi tanımıyor, aynı zamanda tek partili Türkiye'nin son dönemine de tanıklık ediyorsunuz. O dönemin düşünce, ifade ve basın özgürlüğü aradan geçen onca yıla rağmen maalesef bugün de aynı sorunlarla boğuşuyor. Özgürlükler adına bir arpa boyu yol alamamanın farkındalığını yaşayıp, üzüleceksiniz.
Kitabın içindeki fotoğraflarla Sabahattin Ali'nin hayatında yer almış bazı kişileri  tanımak ise kitabın güzel olan başka bir yanı.

Remzi Kitabevi tarafından yayımlanan romanın elimdeki 2013 yılı 12. basımı ve 259 sayfa.

Sabahattin Ali okurları, yazarı daha iyi tanımak istemez misiniz?

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:


  Dünyaya herkes kaderinde olan bir görevi yapmak için gelirmiş, bende zannediyorum ki sadece aşık olmak, zaman, yer ve mekan düşünemeden aşık olmak için gelmişim.   
  Bereket ki boylu poslu yakışıklı bir delikanlı değilim. O zaman böyle kendi kendime tutuşmakla kalmaz karşılık görür,işi gücü maceralara hasrederdim. Şimdi kendi kendime gelin güvey olurken başka işlerle uğraşacak, yazı falan yazacak zamanım oluyor. (s.56 )

 Dünyada bana  ''Ne istiyorsun?'' diye sorsalar hiç düşünmeden vereceğim cevap şudur: ''Anlaşılmak istiyorum.'' Biraz aklı başında olan hangi adama sorsalar vereceği cevap mutlaka bu olacaktır.
Herkesten uzak bir yerde, karanlık bir gecede, otların ve yıldızların bile sustuğu bir anda, hiç kımıldamadan yanımda duran sevgili bir vücuda kafamdakileri aktaracağımı ve onun da beni anlayabileceğini zannediyorum. (s.78 )



         

23 Ağustos 2015 Pazar

Latife TEKİN - Sevgili Arsız Ölüm





 Sevgili Arsız Ölüm, Latife TEKİN'in 1983 yılında yazdığı ilk romanı. Yazar, dokuz yaşında köyden ailesiyle birlikte İstanbul'a göç etmiş. Biyografisiyle romanın konusu kısmen  örtüşüyor gibi.

   Romanda, Dirmit' de ailesiyle birlikte büyük kente göç ediyor. Büyük kentte aile fertleri bir yandan iş bulmaya çalışıp yoksullukla mücadele ederken, bir yandan da duygusal, kültürel savrulmalar yaşıyorlar. Hurafeler, cinler, periler ailedeki kuralları belirliyor adeta. 

  Yazarın her ne kadar diğer kitaplarını henüz okumadıysam da, Sevgili Arsız Ölüm ilk roman denmeyecek ustalıkla yazılmış. Öyle akıcı ki, elinizden bırakamıyorsunuz. Okurken Yaşar Kemal'in İnce Mehmed' ini okuduğumdaki duyguya kapıldım, destansı bir anlatımı var. 

  Latife Tekin'in diğer romanları; Berci Kristin Çöp Masalları, Gece Dersleri, Buzdan Kılıçlar, Aşk İşaretleri, Ormanda Ölüm Yokmuş, Unutma Bahçesi (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2006 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü) ve Muinar.

 Bazı yazarların her yazdığını okumak istiyorum diyorum sıklıkla. Yine diyeceğim; ilk romanı bu kadar muhteşem olan Latife TEKİN'in diğer romanlarını da merak ettim, okumalıyım.

Daha önce farklı yayınevleri tarafından pek çok kez basılan romanın elimdeki İletişim Yayınları tarafından 2013 yılında yayımlanmış ilk baskısı, 240 sayfa.

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar :


  Dirmit başını cama dayayıp sessizce tulumbanın kuyruğunu sallamasını, ağzını aya dikip ulumasını seyretti. Seyrede seyrede yüreği taştı. Usulca kalkıp bahçeye indi. Tulumbanın başına başını dayadı. Bir tulumba ağladı, bir o ağladı. Onlar ağlarken ay tarlaların üstüne düşüp parçalandı, yıldızlar söndü. (s.70)


  Dirmit, Mahmut'un gitarının, boyalı çamurun ve radyonun sonuna uğramasından sonra, annesiyle ilgili yepyeni bir şey keşfetti. Eline hiç bir şey almadan kendini verecek bir şey bulursa, Atiye'nin dilinden kurtulabileceğini anladı. Günlerce Atiye'yi kendisinden şüpheye düşürmeyecek bir şey aradı. Sonunda hem kendini Atiye'ye iyi göstermenin, hem de evde annesinin dizinin dibinde oturup gönlünü gezdirmenin bir yolunu buldu. Şiir yazmaya karar verdi. (s.178 )


  Dirmit o günden sonra hep sözcüklerden bir yorgana sarındı. Sözcüklerden bir yatağın üstünde uyudu. Sözcüklerden yapılma bir sandalyenin üstünde oturdu. (s.179)



21 Ağustos 2015 Cuma

Mine SÖĞÜT - Beş Sevim Apartmanı Rüya Tabirli Cinperi Yalanları





 Okumakta geciktiğim ne kadar çok yazar var...  Mine Söğüt de bunlardan biri. 1968 doğumlu, uzun yıllar gazetecilik yapmış.

  Deli Kadın Hikayeleri, Şahbazın Harikulade yılı1979, Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her şey, Darbeli Kalemler, Dolapdere- Kürt Kediler, Çingene Kelebekler, Kırmızı Zaman yazdığı eserler.

  Bundan önce romanını tanıttığım Barış Bıçakçı gibi, Mine Söğüt'de öncelikle okuyacağım yazarlar listeme eklendi.

  Beş Sevim Apartmanında yazarın hayal gücü ve bunu okura sade dille aktarımı öyle başarılı ki, umduğumdan da çok beğendim romanı.

  Pürtelaş Sokağında beş katlı, beş odalı, beş pencereli Beş Sevim Apartmanında geçiyor hikayeler. Roman doktor Samimi'nin hüzünlü yaşam öyküsüyle başlıyor ve kendisi gibi başı cinlerle perilerle dertte olan beş akıl hastasını hastaneden yasadışı yollarla kaçırarak apartmanına yerleştirmesiyle devam ediyor. Her hastanın hikayesi farklı, Gerçekle, cinli perili dünyayı harmanlayan kurgu öyle başarılı ki, mutlaka okunmalı diyeceğim kitaplardan. Bende armağan etmek için yenilerini edineceğim.

  Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:



  Rüyada ipek elbise görmek, gören kimse için aşka işarettir. Rüyada kırmızı ipek elbise gören, karşılıksız aşkla tanışacak demektir. Rüyayı gören sevilecek ama seven, sevilenin sevdiceği olmayacaktır. (s.40)


  Bildiği her şey hayallerle süslüydü. Gerçek, onun ulaşamayacağı kadar derine gömülmüştü. O da bildiği tek şeye, hayale sığınmaya karar verdi. Ve kendini bir cüce olduğuna inandırdı. 
  O cüceydi yani hiç büyümeyen bir bebek; annesi de onun cüce olduğuna inanan ve buna çok üzülen bir melek  (s.47 )


Ben kendimi bildim bileli yalan söylüyorum. Herkese ve en önemlisi de kendime. Anlattıklarım gibi düşündüklerimin, hatta geçmişimin bile yalan mı yoksa gerçek mi olduğunu hiç bir zaman bilemiyorum.Ağzımdan ilk çıkan kelimenin yalan olması bendeki bu zedelenmiş kişiliğin doğuştan olduğunun en önemli kanıtı diyor doktor. Ben onun yalancısıyım! (s.86)


17 Ağustos 2015 Pazartesi

Agatha CHRISTIE - On Küçük Zenci





  Agatha CHRISTIE' yi tanımayan, okumayan yoktur herhalde. Polisiye türü kitap pek okumasam da, yazarın klasikleri arasında yer alan On Küçük Zenci'yi okuyup sizlerle de paylaşmak istedim.

Yazar meşhur Belçikalı dedektif Hercule Poirot tipini bu romanında yaratmıştır ilk kez. Daha sonra yarattığı yaşlı, sevimli, amatör dedektif kız tiplemesi Miss Marple da çok sevilmiştir.

İngiliz vatandaşı olan yazara 1971 yılında ''Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı'' ünvanı verilmiştir.

  On Küçük Zenci romanında birbirini tanımayan ve geçmişte bir şekilde birilerinin ölümüne sebep olmuş on kişinin bir adaya davet edilip, esrarengiz şekilde öldürülmeleri anlatılır.  Evde duvarda asılı bulunan On Küçük Zenci Şiirindeki sırayla ve kurguyla cinayetler işlenir. Cinayet ancak katilin intihar etmeden yazdığı mektupla aydınlanır.

Bir çırpıda, heyecanla okumak isteyenler için güzel bir kitap.

Keyifli okumalar...


Kitaptan Alıntılar:


On Küçük Zenci yemeğe gitti,
Birinin lokması boğazına tıkandı.Kaldı dokuz.
Dokuz küçük Zenci geç yattı,
Sabah biri uyanmadı. Kaldı sekiz.
Sekiz küçük Zenci Devon'u gezdi,
Biri geri dönmedi. Kaldı yedi.
Yedi küçük Zenci odun yardı,
Biri baltayı kendine vurdu. Kaldı altı.
Altı küçük Zenci bal aradı,
Birini arı soktu. Kaldı beş.
Beş küçük Zenci mahkemeye gitti,
 Biri idama mahkum oldu. Kaldı dört.
Dört küçük Zenci yüzmeye gitti,
Birini balık yuttu. Kaldı üç.
Üç küçük Zenci ormana gitti,
Birini ayı kaptı. kaldı iki.
İki küçük Zenci güneşte oturdu,
 Birini güneş çarptı. Kaldı bir Zenci.
Bir küçük Zenci yapayalnız kaldı.
Gidip kendini astı. Kimse kalmadı.   (s.28 )



12 Ağustos 2015 Çarşamba

Barış BIÇAKÇI - Bizim Büyük Çaresizliğimiz






   1966 Adana doğumlu Barış BIÇAKÇI' nın  şiir kitaplarından sonra Herkes Herkesle Dostmuş Gibi, Veciz Sözler, Aramızdaki En Kısa Mesafe, Baharda Yine Geliriz, Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra, Sinek Isırıklarının Müellifi adlı kitapları  yayımlanmıştır.

  Hani bazı yazarlar vardır her yazdığını merak eder, okumak isteriz. Benim o yazarlar listeme Barış Bıçakçı'da eklendi. Bundan sonraki kitap siparişimde okumadığım diğer kitapları yer alacak yazarın.

 Yalın, akıcı, yormayan bir anlatımı var bir o kadar da güçlü bence.

Bizim Büyük Çaresizliğimiz  2004 yılında yayımlanmış.Elimdeki İletişim Yayınları tarafından 2015 basılan 12. baskısı, 167 sayfa.

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar :


  Ayrılıp birleşmelerle dolu yorucu bir dönem başladı. Lise fizik kitabımızın kapağındaki bilye gibi, bizde yere her çarptığımızda daha az yükseliyorduk. Sonunda, bir süre yerle bir gidip durduk. Ayrıldık.  (s.36 )


 ''Freud tanısaydı severdi beni.'' Sense bana boş boş bakmış, mutfak tezgahının yanlış eğimi yüzünden ocak tarafında, su ısıtıcısının arkasında biriken suyu, süngerle almaya devam etmiştin. (s.70 )


  Yıldızlı bir gecede, gökyüzünün altında kendini acemi ve çaresiz hissedersen, bu, yıldızlara bakarak başka şeyler düşündüğün içindir. Yıldızlara bakarak sadece yıldızları düşünmek gerekir. (s.143 )