rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2016 Salı

Simone De BEAUVOIR - Moskova' da Yanlış Anlama



İyi ki okumuşum! 

Bunu hissetmek ne güzel bir duygu.. Araştırarak, kendimce sınıflandırarak, edebi değeri olan kitaplar seçip okumaya çalışıyorum.

 Beğenime uyacağını düşünerek ''iyi okur'' arkadaşımın armağanı Moskova'da Yanlış Anlama. Ne kadar makbule geçti.

Feminist yazar Simone de Beauvior 1908-1986 yılları arasında yaşamış, Varoluşçuluğun kuramcısı Jean Paul Sartre ile aşkları ise  dünyada en fazla merak edilen ilişkilerden biri olmuştur.

Bu uzun öyküde emekli öğretmen Andre ve Nicole'ün Andre'nin ilk evliliğinden olan kızı Macha'nın yanına, Sovyetler Birliğine yaptıkları seyahat sırasında yaşadıkları yanlış anlamanın krize dönüşmesi, ilişkilerinde kırılma noktasına gelmeleri her ikisinin bakış açıları ve iç sesleriyle öyle güzel anlatılmış ki..  Gençlerin yaşlılığı anlayabilmelerine bile yardımcı olacak bir uzun öykü. 
Yaşı ileri olanlar ise okuyacak, düşünecek, sorgulayacak zaman zaman.

YKY tarafından 2014 yılında yayımlanan kitabın elimdeki 2. baskısı  ve 84 sayfa.

Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar:


Genç kalmak hayatiyetini, neşeni, akıl sağlığını korumak demektir. O zaman, yaşlılığın payına düşen de alışılmışın dışına çıkmamak, sızlanıp durmak, beyni sulanmışlık oluyor. (s.37 )


''Seksen üç yaşında insanın bir geleceği yoktur; bu da şimdiki zamanın  bütün güzelliğini alır götürür.''  (s.42 )


Zaman okyanusunda daima yenilenen dalgaların dövdüğü, yerinden oynamayan ve yıpranmayan bir kayaydı o. Şimdiyse akıntı onu sürüklüyordu, ölümün kıyısına vurana kadar da sürükleyecekti.
Hayatı trajik bir şekilde hızla geçip gidiyordu. Buna karşılık onun saat saat, dakika dakika,damla damla içi çekiliyordu. (s.56 )



                                              (Simone De Beauvoir, J.Paul Sartre, Che )







16 Ekim 2013 Çarşamba

Lev TOLSTOY - Polikuşka







Tolstoy, varlıklı bir ailenin iyi eğitim almış ferdidir. Yazar aynı zamanda 19. yüzyıl Rusya'sının en etkili ahlakçı düşünürüdür. Bütün servetini köylülere dağıtıp onlar gibi giyinmiş, hatta kendi elbiselerini  kendi dikmiştir. Reformist eğitimci olup, köyüne okul yaptırmıştır. Köylülerin yoksulluk ve cahilliğine çare bulmaya çalışmış, 82 yaşındayken bir tren istasyonunda zatürreden ölmüştür.

Bir ara klasikleri yoğun şekilde okumadan önce, bilhassa Rus yazarların bilinenler dışında neler yazdıklarını da araştırmıştım. Polikuşka'da Tolstoy'un daha önce duymadığım kitaplarından biriydi. Öykünün konusu ilgimi çekti. Varlıklı Tolstoy'un malvarlığını köylülere dağıtacak kadar empati yapması, yoksulluğu bu kadar tanıyıp öyküsünde bu kadar gertçekçi anlatması öyküyü muhteşem kılıyor.

Cahil ve eliuzun köle olan Polikuşka'nın, emrindeki hanımına bağlılığını kanıtlamak için yaşadıklarını anlatır öykü.

Kitabı okuduğumda Tolstoy'a olan hayranlığım daha da arttı. Öykü beni 1800'lerin Rusya'sına, yoksul köylülerin arasına götürdü.

 Bence Tolstoy'un bu öyküsünü bir solukta okuyacaksınız, tavsiye ederim.



******


Kitaptan Alıntılar:


Çevresine aldırmayan Polikey tatlı hayallere dalmıştı. Sürgüne göndermek istedikleri, askerlikle gözünü korkuttukları, yalnız aklı başında insanların dövüp sövmediği, onların dışında herkesin çiğneyip geçtiği Polikey topluca bir parayı, hem de çok miktarda parayı almaya gidiyordu işte! Hanımefendi güvenip bu iş için onu seçmişti; üstelik kendi bindiği Davul'u koştukları Kahya arabasını da altına vermişti. Konak bekçisi filanmış gibi, dizginleri ve hamut bağları kayıştandı arabanın. Polikey daha dik oturdu, şapkasının pamuğunu düzeltti, yeniden sarındı, örtündü. ( s.39 )


Polikey'in durumu hakkında bütün gün kimse bir şey öğrenemedi. Ancak sonraları onun yolda şapkasız koşturup durduğunu, herkesten, ''Bir zarf buldunuz mu?'' diye sorduğunu gören komşu köylüler çıktı ortaya. ( s. 52 )

  
Dutlov dudaklarını kıpırdatarak evinin yolunu tuttu. Önceleri epeyce korkmuştu, ama köye yaklaştıkça bu duygu, yüreğini gitgide daha çok dolduran bir sevince dönüştü. Yortu dolayısıyla köyden şarkılar, sarhoş çığlıkları geliyordu. Dutlov ağzına içki koymazdı, onun için doğruca evine yollandı. Kulübesine girdiğinde vakit epey geçmişti. Kocakarı uyuyordu; büyük oğlu ile torunları fırının üstünde, ikinci oğlu ise sandık odasında yatıyordu. Uyanık duran yalnız yeğeni İlya'nın karısıydı. Üstünde kirli günlük entarisiyle, saçı başı dağınık, sedirde oturmuş ağlamaktaydı. Amcasına kapıyı açmak amacıyla yerinden kıpırdamamıştı bile. İhtiyar içeriye girince sesini daha da yükselterek, bir şeyler söyleye söyleye ağlamaya başladı. Kocakarının dediğine bakılırsa gelinleri çok güzel ağıt düzermiş, oysa kızlığında hiçbir yerde ağıtçılık yapmamıştı. (s.73 )