25 Mayıs 2016 Çarşamba

Ayfer TUNÇ - Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek





  70'li yıllarda çocukluğunu yaşayanlar Ayfer TUNÇ'un bu anı kitabıyla o yıllara dönmek, unuttuğunuzu sandığınız pek çok ayrıntıyı okurken yeniden yaşamak ister misiniz?

  Benim çocukluk yıllarıma denk geldiği için keyifle okudum kitabı. Kimbilir kaç kere ''Bir maniniz yoksa annemler size gelecek'' demişimdir..Bölük pörçük hatırladıklarım ne kadar az diye düşünürken adeta çocukluğumu bana armağan eden Ayfer TUNÇ' a yürekten teşekkür ederim.

Anı türünde okumayı severim. Okuduğum kitapları çocuklarımın da okuması ise içten içe en büyük isteğimdir.

  Kitap 494 sayfa. Kalınlığı başta okuyamama hissi uyandırıyorsa da, anıların sürükleyiciliğine kaptırıyorsunuz kendinizi. Daha önce YKY 32 basımını yapmış, elimdeki ise Can Yayınevi tarafından yayınlanan 9. baskısı.

 Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar :


  Pazar günleri Telespor adıyla yayınlanan bu programlar esnasında, atletli babalar spor-toto kuponlarını dizlerine koyarlar,  birçok maça canlı bağlanılır, skor öğrenilir, maç aralarında skeçler yayınlanır, dönemin canlı yayın sunucularından Cenk Koray ve Güneş Tecelli espriler yaparlar, canlı yayında şarkı söylemek üzere gelmiş fazla ağır top olmayan şarkıcılarla sohbet ederler; küçük yarışmalar, Pembe Panter ve Bay Meraklı gibi çizgi filmlerle bir pazar günü doldurulurdu.  (s.136 )


  Bayramlarda özellikle başka şehirlerde yaşayan tanıdıklara, eş dosta, ahbaplara, aile dostlarına muhakkak kart atılarak bayramları ''kutlulanır'' dı. Başka şehirlerde yaşayan aile dostları arasında  bir kartlaşma söz konusuysa gönderilen şehrin manzarası seçilir, genç kızlar sevdikleri arkadaşlarına çiçek, bebek, artist fotoğraflarından oluşan kartlar göndermeyi tercih ederlerdi.  (s.336 )


  Gündelik oturmalar kabul günlerinden farklı bir misafirlik türüydü. Teklifsiz gidilmeyen bir komşuya ve uzun zamandır ziyaret edilmemiş bir ahbaba gitmek için birkaç kadın sözleşirler, ev sahibine haber vermek üzere bir çocuk gönderirlerdi. Çocuğa ne diyeceği belletilirdi.Çocuk annesinin ve diğer ''teyzelerin'' gitmek istedikleri kadının kapısını çalar, tam öğretildiği şekilde ''Bir maniniz yoksa annemler size gelecek,'' derdi. Böyle durumlarda ev sahibinin misafiri kabul etmemek için, çok sıkı bir mazeret beyan etmesi gerekirdi.  (s.384 )



6 Mayıs 2016 Cuma

Irvın YALOM - Günübirlik Hayatlar




  1931 doğumlu Rus kökenli Yahudi asıllı A.B.D lı psikiyatrist, varoluşçu, psikoterapist yazar ve eğitici olan Yalom halen Standfort Üniversitesi'nde psikiyatri profesörüdür.

  Yalom'un 85 yaşına rağmen aktif çalışma hayatını sürdürmesine gıpta ettim. Ofisinin Silikon Vadisinde,  Palo Alto'da olduğunu bilmek heyecanlandırdı beni. Kimbilir oğlumu ziyaret ettiğimde, I.Yalom'un kapısını çalıp kitabımı imzalatabilirim belki de..

  Hukuk eğitimi almasaydım psikoloji okumayı isterdim. Bu anlamda psikolojiyi ilgilendiren  kitaplar okumaktan hoşlanıyorum. Okuduklarımdan yararlanmaya çalışıyorum. Atıfta bulunulan Marcus Aurelius'un Düşünceler'ini merak ettim. Araştırıp okumak için notumu aldım.
  
  Günübirlik Hayatlarda'da I.Yalom, psikoterapi seanslarından, hastalarından edindiği deneyimleri paylaşıyor. On ayrı deneyim öykü haline getirilmiş. İçsel, bazen de fiziki yüklerden kurtulmak, yaşamı yaşanabilir hale getirmenin yollarına okuyarak tanıklık etmek istiyorsanız keyifle okuyabilirsiniz bu kitabı.

Pegasus Yayınlarından, 205 sayfa.

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:


  Seksen ikinci yaş günüm yaklaşırken bu denizde benim için de bir şeyler olup olmadığını merak ettim. Hala yaşam ve merak doluydum ama tanıdığım ve sevdiğim  pek çok kişiyi kaybetmiş olmak beni üzüyordu. Bazen kaybolan gençliğimin yasını tutuyordum. Bazen de giderek yıpranan iskeletim, gıcırdayan eklemlerim, zayıflayan göz ve kulaklarım dikkatimi dağıtıyordu. Yine de günün an be an battığının, nihai karanlığa her geçen gün daha da yaklaştığımın farkındaydım. Düşünceler'i açtım, sayfaları hızlıca taradım ve bana hitap eden bölümü buldum:

  O halde sana ait olan bu ufak zaman diliminden doğayla uyum içinde geç ve memnuniyetle tamamla yolculuğunu. Tıpkı olgunlaşan bir zeytinin, düşerken kendisini yaratan doğaya ve üstünde büyüdüğü ağaca şükran duyması gibi.       (s.199 9)


22 Nisan 2016 Cuma

Ahmet BÜKE - Gizli Sevenler Cemiyeti



   Daha önce Ahmet Büke 'nin Yüklük adlı kitabını paylaşmıştım sizlerle. İyi ki öykü yazıyor dediğim yazarlardan. 
  
 Yazarın her hafta ON8 blogunda yazdığı öykülerden derlenmiş bir kitap Gizli Sevenler Cemiyeti. 

İçindeki öyküler Ege'den, İzmir'in mahallelerinden çıkmış. Bazen hüzünlü, bazen gerçek ya da gerçek üstü ya da mizah yüklü. İçinizi Egenin sıcaklığı gibi sarıp ısıtıyor Ahmet Büke'nin öyküleri. 
Keyifle, sıkılmadan okuyorsunuz ve bir daha okuma isteği de uyandırıyor insanda.
  
Yazar Alnı Mavide ile (2008) Oğuz Atay Öykü Ödülü'nü, Kumrunun Gördüğü ile (2010) Sait Faik Hikaye Armağanı'nı, Mevzumuz Derin ile (2013) Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği'nin Yılın Gençlik Romanı ödülünü, İnsan Kendine De İyi Gelir ile (2015) Dünya Kitap Yılın Telif Kitabı Ödülü'nü almıştır.
    
  Kitaplarımla aramdaki bağı kitaplarıyla  bütünleşen okurlar tahmin edebilir, maddi değerinin çok üstünde bir bağ. Manevi, edebi bir bağ. Tıpkı iyi bir okurla tanıştığınızda kurulan edebiyat akrabalığı gibi bir şey. 
Bu öykü kitabını benim için imzalayan Ahmet Büke'ye, imzalatarak bana gönderen İzmir'deki Yerdeniz Kitapçısına çok teşekkür ederim.

Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar:


  Arap Hatçam Teyze bizim kırıklarımızı, çıkıklarımızı iyi ederdi. Bir de, mart güneşi kadınları karartmasın diye ördüğü bileziklere dua okurdu. Mart gelince ilk o takar çıkardı ortalığa.Sonra bütün kadınlar, hatta Kız Mahmut Abi de koluna takardı okunmuş halkaları. Böylece herkes, kaba eti kadar beyaz kalırdı yaz boyunca. (s.44 )


  İzmir'de bütün acıları ve sevinçleri çabuk unuturuz biz. Çünkü insanın zamanı dikey uzar. Geriye dönmeye müsait değildir. Yükselip kaybolmaya meyillidir.Hiçbir şeyi biriktiremeden ölür  gidersiniz. Ama misal, kediler için zaman yataydır. Dolayısıyla onlar hep anılarını yan yana dizer, sık sık eskiye bakarak ürker ya da gülümderler. Kokuları ve yüzleri de -galiba bu yüzden- hiç unutmazlar. (102 )




21 Nisan 2016 Perşembe

Murat GÜLSOY - Baba, Oğul ve Kutsal Roman

 


  Murat GÜLSOY, Psikoloji ve Mühendislik eğitimi almış, halen Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
  Arkadaşlarıyla Hayalet Gemi dergisini çıkarmış, Bu Kitabı Çalın'la 2001 Sait Faik Hikaye Armağanını, Bu Filmin Kötü Adamı Benim ile 2004 Yunus Nadi Roman Ödülünü, Baba Oğul ve Kutsal Roman ile 2013 Notre Dame De Sion Ödülünü, Gölgeler ve Hayaller Şehrinde romanıyla da  2014 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü almıştır.

 Bitirdikten sonra tekrar başa dönüp biraz daha okusam dedirten bir roman.

  Yaşamla bağını adeta kesmiş, kendine bakmayan, adı belli olmayan bir yazarın gözaltına alındığı sürede geçmişte yaşadığı olaylarla bugünün bağını kurmaya çalışırken yazarın iç dünyası, bilinçaltı o kadar güzel aktarılmış ki.. Bazen Yüzüklerin Efendisi'nin Gollum'u, Bazen Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ının Olric'i de iç ses olarak mizahi bir tad bırakıyor. Rüyalar gerçeklerle ustaca harmanlanıyor.Tanpınar gibi muhteşem bir yazara, Oğuz Atay'a, Borges'a, Nabokov'a...  ve başka yazarlara da yer veriliyor zaman zaman.

 Kısaca, dolu dolu, harika bir roman, okunmalı, okunmalı...

Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar:


  Nabokov' a da ilham veren talihsiz Poe' nun esrarlı meleği Anabella Lee' ydi. belki benim de böyle bir ilham meleğine ihtiyacım vardı. Yıllardır yazamıyor oluşumun ardında böyle bir eksiklik olmalıydı. Az önce içine girdiğim mutluluk anları çabucak dağılmıştı. Şimdi beyaz bulutlar tatsız anıları çağırıyordu.  (s.32 )


  Bizim göklerde beyaz pamuk bulutlar uçarı. Neşeli gibiydim neredeyse. Demek henüz dibe vurmamış ruhsal çöküntü. Ruhum devlet binası gibi zaten. İlk sarsıntıda kolonlar kirişlerden ayrılıyor. Kum yerine çakıltaşı koymuşlar, nereden kar edeceklerini şaşırmışlar.  ( s. 222 )



  

20 Mart 2016 Pazar

Barış BIÇAKÇI - Seyrek Yağmur






   1966 Adana doğumlu Barış BIÇAKÇI' nın  şiir kitaplarından sonra Herkes Herkesle Dostmuş Gibi, Veciz Sözler, Aramızdaki En Kısa Mesafe, Baharda Yine Geliriz, Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra, Sinek Isırıklarının Müellifi, Bizim Büyük Çaresizliğimiz adlı kitapları  yayımlanmıştır.

  Daha önce sizlerle '' Bizim Büyük Çaresizliğimiz'' ve ''Aramızdaki En Kısa Mesafe''  adlı kitaplarını paylaştığım Barış Bıçakçı'nın beş yıl aradan sonra yazdığı Seyrek Yağmur'la Rıfat'ın dünyasına konuk oluyoruz.

Okuması rahat ancak kitabın belli bir kurgusu yokmuş gibi geldi bana. Rıfat çeşitli başlıklar altında bazen iç sesini konuşturuyor, bazen bir şeyler anlatıyor.

 Sonuç olarak; nasıldı? diyenlere yanıtım; '' Rıfat diye biri işte!'' 
Barış Bıçakçı'dan beklentim fazla olduğundan  keşke daha iyi kurgulansaydı, bölük pörçük yazılmış hissi uyandırmasaydı diyorum..
 
İletişim Yayınlarından yayınlanan kitap 100 sayfa.


******

Kitaptan Alıntılar:


  Her ironi bir hayal kırıklığını gizler, diye düşünüyor Rıfat. Koşup da yetişememeyi, uzanıp da tutamamayı gizler. (s.30)


  Çocukken Rıfat'ın gördüğünde nefesini tutup etrafını kolaçan ettikten sonra hızla ceplerine doldurduğu hayat, yaşlılığa doğru giderken ele gelmez, anlaşılmaz bir şeye dönüşmüş. Tecrübe bir işe yaramıyor, çünkü tecrübenin nereden neyi yansıtacağı belli olmayan sayısız parlak yüzeyi, artık eylemlerin ve düşüncelerin de yansılarını üretiyor, hatta duyguların bile. (s. 40)



  

26 Şubat 2016 Cuma

Orhan PAMUK - Kırmızı Saçlı Kadın



2006 yılında Nobel Ödülünü alan Orhan Pamuk'un en son Masumiyet Müzesi' ni okumuştum.
 Kırmızı Saçlı Kadın yazarın son romanı.

Kolay okunuyor. Ancak kitabın beklentimi karşılamadığını söyleyebilirim. Romanın kurgusunda Sophokles' in Kral Oidipus' u ile Firdevsi' nin Rüstem ve Sührab' ı ile paralellik yaratılmaya çalışılmışsa da, zorlama olmuş, ben tad alamadım. Bir de romanların kıyısına köşesine sıkıştırılmış siyasi, sosyolojik genellemeler yapılıp göya mesaj verilmeye çalışılması da bana itici geliyor. Maalesef bazı yazarlar da bunu yapıyor!

Kuyuculuk gibi kaybolmuş bir mesleği tanımak ve Mahmut Usta'nın kuyu kazdığı kitabın ilk bölümü, çırağı Cem'in duyguları güzel yansıtılmış. Kitabı okuduktan sonra kuyulara farklı gözle bakacağınız mutlak.

Orhan Pamuk sevenlere tavsiye ediyorum, ben yazarın uzun yıllar önce yazdıklarından daha çok tad alıyorum, Sessiz Ev okuyacaklarım arasında sırasını bekliyor.

Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar:


Cırcırböceklerinin hiç kesilmeyen ve tek ses gibi işittiğimiz vızıltısı vardı. Bu incecik sesin altındaki derin ve belirsiz uğultu otuz kilometre uzaktaki İstanbul'un homurtusuydu. Bu uğultuyu ilk geldiğimizde işitmemiştim. Bu sesin üzerine başka sesler düşüyordu: Kargaların, kırlangıçların ve tanımadığım sayısız kuşun kimisi haykırır gibi, kimisi yalvarır gibi, kimisi şikayetçi bir edayla çıkardığı sesleri dinliyorduk; ....... (s.44 )


Çadıra dönünce gene ağlamaya başladım. Son bir ayda Mahmut Usta ile paylaştığımız her şey bana şimdi dayanılmayacak kadar hüzün veriyordu. Çaydanlık, yüz kere okuduğum eski gazete, ustamın üstten bantlı plastik lacivert terlikleri, ustamın kasabaya inerken giydiği pantolonun kemeri, ustamın çalar saati...  (s.84 )

19 Şubat 2016 Cuma

David LEAVITT - Otel Francfort

   



  Son günlerde keyif aldığım kitaplar üst üste gelince daha tempolu okumaya başladım yine.

Otel Francfort' u beklentimin üstünde buldum. Roman 1940 Portekiz'inde, Lizbon'da geçiyor. Büyük savaştan kaçan binlerce göçmen gibi Amerikalı Pete ve Julia Winters ile Edward Iris Freleng çiftinin Amerika'ya gidecekleri gemiyi beklerken birbirleriyle tanışıp yakınlaşmaları, o dönemin atmosferinde evliliğin, aşk ve cinselliğin farklı yaşanması çarpıcı anlatılmış.

Okunmaya değer, bir anda romanın atmosferi sarıyor insanı.

Her zamanki gibi yazarın diğer yazdıklarını merak ediyorum ama elimde okunma sırasını bekleyen ve postada olup elime ulaşacak o kadar çok kitap var ki..

Sizlere keyifli okumalar.


******


Kitaptan Alıntılar :


  Nerede tanışmıştık... Şunu belirtmeliyim ki onunla tam olarak nerede tanıştığımızı hayatta anımsayamam; tek bildiğim, bir konferans, bir resital ya da bir şiir dinletisinden sonra düzenlenen resepsiyon sırasında gerçekleşmiş olduğu. Yirmili yılların New York'unda konferanslar, resitaller ve şiir dinletileri, kendisini huzursuz hisseden ve ne yapacağını bilemeyen amaçsız kitlelerin özellikle ilgi gösterdiği ortamlardı; ben de her iki topluluğun resmi üyesi gibiydim. ( s. 38 )


Yahudiliğinden, New York'taki yaşantısından vazgeçtiği gibi ya da modası geçmiş bir elbiseyi çıkarıp atar gibi
sıyrılıp kurtulamaması, karımı sanırım büyük bir düş kırıklığına uğratmıştı. ( s. 57 )



16 Şubat 2016 Salı

Simone De BEAUVOIR - Moskova' da Yanlış Anlama



İyi ki okumuşum! 

Bunu hissetmek ne güzel bir duygu.. Araştırarak, kendimce sınıflandırarak, edebi değeri olan kitaplar seçip okumaya çalışıyorum.

 Beğenime uyacağını düşünerek ''iyi okur'' arkadaşımın armağanı Moskova'da Yanlış Anlama. Ne kadar makbule geçti.

Feminist yazar Simone de Beauvior 1908-1986 yılları arasında yaşamış, Varoluşçuluğun kuramcısı Jean Paul Sartre ile aşkları ise  dünyada en fazla merak edilen ilişkilerden biri olmuştur.

Bu uzun öyküde emekli öğretmen Andre ve Nicole'ün Andre'nin ilk evliliğinden olan kızı Macha'nın yanına, Sovyetler Birliğine yaptıkları seyahat sırasında yaşadıkları yanlış anlamanın krize dönüşmesi, ilişkilerinde kırılma noktasına gelmeleri her ikisinin bakış açıları ve iç sesleriyle öyle güzel anlatılmış ki..  Gençlerin yaşlılığı anlayabilmelerine bile yardımcı olacak bir uzun öykü. 
Yaşı ileri olanlar ise okuyacak, düşünecek, sorgulayacak zaman zaman.

YKY tarafından 2014 yılında yayımlanan kitabın elimdeki 2. baskısı  ve 84 sayfa.

Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar:


Genç kalmak hayatiyetini, neşeni, akıl sağlığını korumak demektir. O zaman, yaşlılığın payına düşen de alışılmışın dışına çıkmamak, sızlanıp durmak, beyni sulanmışlık oluyor. (s.37 )


''Seksen üç yaşında insanın bir geleceği yoktur; bu da şimdiki zamanın  bütün güzelliğini alır götürür.''  (s.42 )


Zaman okyanusunda daima yenilenen dalgaların dövdüğü, yerinden oynamayan ve yıpranmayan bir kayaydı o. Şimdiyse akıntı onu sürüklüyordu, ölümün kıyısına vurana kadar da sürükleyecekti.
Hayatı trajik bir şekilde hızla geçip gidiyordu. Buna karşılık onun saat saat, dakika dakika,damla damla içi çekiliyordu. (s.56 )



                                              (Simone De Beauvoir, J.Paul Sartre, Che )







10 Şubat 2016 Çarşamba

Antonio TABUCCHI - Pereira İddia Ediyor




  1943  doğumlu İtalyan yazar Antonio TABUCCHI, Fernando Pessoa'ya olan hayranlığı ve yazarın eserlerini ana dilinde Portekizce okuma isteği nedeniyle Portekiz dili ve edebiyatına yönelmiştir.

   Çeşitli üniversitelerde ders vermiş, eserleri kırktan fazla dile çevrilmiştir, pek çok da ödül almıştır.
''Pereira İddia Ediyor'' Tabucchi' nin okuduğum ilk kitabı. Fernando Pessoa seven bir okur olarak Tabucchi' nin yazdığı ''Fernando Pessoa'nın Son Üç Gününü'' okumak isterim. Aslında Tabucchi'den birkaç kitap okuyup fikir sahibi olmam daha doğru olur.

   Gelelim kitabımıza; Can Yayınları tarafından 2005 yılında yayımlanan roman 167 sayfa. Yazarın anlatımını, belli aralıklarla cümlelerini ''Pereira iddia ediyor'' diye bitirmesini başta yadırgadım ancak okudukça kitapla aramda sıcak bir bağ oluştu.

  Bir akşam gazetesinin kültür sayfasını hazırlayan Pereira, ölmüş hatta henüz ölmemiş yazarların ölüm yazılarını özenle hazırlayan, yalnız ve geçmişiyle, anılarıyla yaşayan bir gazetecidir. Monteiro Rossi ve sevgilisi Marta ile tanışması onu içsel bir olgunluğa, acılarla yoğrulmuş bir bilinçlenmeye götürür. Romanın 1938 Lizbon' unda , İspanya'da iç savaşın, İtalya'da faşizmin, Portekiz'de Salazar diktatörlüğünün hüküm sürdüğü dönemde geçmesi de ayrıca kitabı okunası kılıyor.
   
Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:


  İspanya'da çok uzakta, dedi Silva, biz Portekiz'deyiz. Öyle ama burada da işler o kadar iyi gitmiyor, polis aklına eseni yapıyor, insanları öldürüyor,arama tarama var, sansür var, baskıcı bir devlet bu, insanların beş paralık değeri yok, kamuoyu hiçe sayılıyor. Silva ona bakıp çatalını bıraktı. Dinle beni Pereira, dedi. Hala kamuoyuna inanıyor musun? Kamuoyu Anglosaksonların, İngilizlerin ve Amerikalıların uydurduğu bir şeydir....  (s.50)


Kendinizi geçmişe yansıtarak yaşıyorsunuz, hala otuz yıl öncesinde Coimbra' daymışsınız, karınız da yanı başınızdaymış gibi, böyle yapmayı sürdürürseniz, bir çeşit anı fetişisti olursunuz, belki de karınızın resmiyle konuşmaya başlarsınız. Pereira peçeteyle ağzını sildi, sesini alçaltarak lafa karıştı: Yapmaya başladım bile Doktor Cardoso, Doktor Cardoso gülümsedi.  (s123 )


30 Ocak 2016 Cumartesi

Nikos KAZANCAKİS - Zorba





« Hiçbir şey ummuyorum; hiçbir şeyden korkmuyorum; özgürüm. »

  Yunan yazar Nikos KAZANCAKİS' in mezar taşında yazan bu söz, Zorba'nın yaşam felsefesi aynı zamanda.

  Kazancakis 1883-1957 yılları arasında yaşamış. Zorba yazarın olgunluk dönemi eseridir. Kilise tarafından aforoz edilen eseri ''Günaha Son Çağrı'' ise yazarın okumak istediğim diğer bir romanı.

  Kazancakis'in övgüsünü çok duymuştum, haklı övgülermiş. Harika betimlemeleri, güçlü anlatımıyla kitabı elimden bırakamadım. Girit Adasında romanın anlatıcısı olan yazarın ve linyit madeninde ustabaşı olarak işe aldığı Zorba'nın yanıbaşında hissettim kendimi.

  Mutsuz, beklentisiz bir yazarın orta yaşlı Zorba'nın yaşam ve insan sevgisinden, yaşam felsefesinden adım adım etkilenişi çok güzel aktarılmış. Yaşamdan keyif almanın, yaşayanları sevmenin ön koşulunun olmadığını siz de hissedeceksiniz.

 Sinemaya da aktarılan eser, üç dalda Oscar almış,filmin müziklerini de  Mikis Theodorakis yapmıştır. Kitabı kadar filmi de, müziği de izlenesi, dinlenesi..

İyi  bir kitap okuyayım diyorsanız Zorba'yı geç kalmadan okuyun, benden söylemesi.


******


Kitaptan Alıntılar:



  Linyitler, zarar ve karlar, Bubulina'lar, hepsi yok olmaktaydı. Haykırış hepsini alıp götürüyordu, artık hiçbir şeye gereksinmemiz yoktu; ikimiz de Girit'in ıssız kıyısında, göğüslerimizin üzerinde hayatın bütün acısını ve zevkini taşıyorduk, acı ve zevk yoktu, güneş sallanıyordu, gece yaklaşıyor, Büyükayı gökyüzünün hareketsiz çevresinde raks ediyordu, ay yükseliyor ve korkuyla iki küçük canlının kumsal üzerinde şarkı söyleyip kimseden korkmadıklarını seyrediyordu. ( s.181 )


  Yani akıllandım artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk! Hepsi bir benim için. Şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte... Boş versem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onunda tanrısı karşı tanrısı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek... Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz  be...  (s.257)




28 Ocak 2016 Perşembe

Size bir şey söyleyeyim mi ? - Okşan AYBAŞ



Sevgili Kitapça Yaşayanlar Merhaba..

Bir süredir paylaşımlarım seyrekleşti biliyorum..
Bloğumda yüz seksen civarında kitabın tanıtımını yapmış olmam etkenlerden biri.
 Bir de, okuma hızımı normale çektiğim, okuduğum her kitabı da paylaşmadığım günlerdeyim.

 Bir yıldır farklı coğrafyada Karadenizde yaşıyorum. Halkının hareketliliği beni de etkiledi sanırım. İş hayatıma ilaveten bazen zorunlu, bazen keyfi seyahatler derken zaman daha hızlı geçiyor. (Yukarıdaki fotoğraf yanıltmasın, Akdeniz'de Girne'den)

Zaman hızlı geçiyor derken Nietzche'nin yaşamı sorgulayan, zamanın değerini vurgulayan Hayat şiirinden bir bölümü hatırlayalım;
.......
.......
Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm, cehennemi de. 
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de. 
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum 
Oynadım. Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım. 
Kendi kendime konuştum bazan evimde, hem kızdım hem güldüm halime 
Sonra dedim ki söz ver kendine; 
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin, 
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin, 
Uçmayı biliyorsan, düşmeyi de bileceksin, 
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredeceksin. 
Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım. 
Öyle değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundan. 
Anladım

Yaşam güzel, değerli..

Geçen yılı düşündüğümde Şubat ayında yazar Sibel K. TÜRKER'le buluşmamız benim için yılın en güzel zamanlarından biriydi. Hayranı olduğum yazarı tanımak, sohbet etmek çok keyifliydi. Geçen yıl okuduklarımdan

2015 te iyi ki okumuşum dediklerim;

* Hayatı Sevme Hastalığı - Sibel K. TÜRKER

*Sevgili Arsız Ölüm - Latife TEKİN

*Zorba - Nikos KAZANCAKİS

*Beş Sevim Apartmanı- Mine SÖĞÜT

*Bir Gözyaşı Bir Gülümseme - V. Ahsen COŞAR

*Ateş Etme Silahsızım - Hakkı İNANÇ

*Kambur - Şule GÜRBÜZ

Benden şimdilik bu kadar.

 Keyifli okumalar..

Hoşçakalın.                                                  
                                                                                         Okşan AYBAŞ


30 Aralık 2015 Çarşamba

YENİ YIL - Okşan AYBAŞ


Merhaba Kitapça Yaşayanlar

 Kocaman bir yıl daha bitti. Keşke güzel şeyler söyleyebileceğimiz bir yıl olsaydı.
Her zamankinden daha çok istiyorum barışı, huzuru.
Öncelikle barış gelsin ülkeme, dünyaya..
Sonra mutluluk, sevgi sarmalasın hepimizi.

Sağlıkla, sevdiklerinizle nice yıllar diliyorum.
                                                                            O.Aybaş

22 Aralık 2015 Salı

Şule GÜRBÜZ - Kambur



Daha Önce Şule Gürbüz'ün ''Zamanın Farkında'' kitabını tanıtmıştım. Bu kez de, ilk yazdığı Kambur'u okudum.


2012 Oğuz Atay Öykü Ödülünü '' Zamanın Farkında'' adlı kitabıyla alan yazar Şule Gürbüz, İ.Ü  Sanat Tarihi ve İspanyol Dili ve Edebiyatı mezunu olup,  Cambridge Üniversitesinde  Felsefe eğitimi de almıştır. Mekanik saat ustası olup, Milli Saraylar Md. de çalışmaktadır.


Bir röportajında hayat felsefesini  ''Okumak, anlamak ve farkına varmak bana yetiyordu'' olarak açıklamıştır.
Şule Gürbüz'e göre saat tamirciliği bir sanat değil, egonuzu paranteze almayı gerektiren, mistik yanı olan bir meslektir. Sabırlı değilseniz, saatler boyunca mekanik saatlerle başbaşa kalmayı göze alamıyor, çok yüksek düşünceleriniz olsa bile, size sadece bir saatçi, bir tamirci gözüyle bakılmasına tahammül edemiyorsanız, bu işi yapamaz, yapsanız bile mutlu olamazsınız demiştir. ( Beşir Ayvazoğlu'nun Zaman Gazetesindeki köşe yazısından alıntı.)

Kambur için ne düşündüğüme gelince; İlk kitap gibi değil bence. Etkileyici, ilginç. Okunmalı.
İletişim Yayınları tarafından yayınlanan eser, 92 sayfa.

 Şule Gürbüz'ün yazdıklarını okumak keyifli, Benim için belli bir çizginin üstünde, yazacaklarını merak edip okuyacağım yazarlardan.  Son kitabı ''Coşkuyla Ölmek'' de okuyacaklarım arasında.

Keyifli okumalar..


******


Kitaptan alıntılar:


Bu yeryüzü panayırında hiçbir şey yapmadan durmak; sizleri seyretmek uğruna, sürekli para ve değerli şeylerimi veriyorum. Panayırın ötesi uçurumlarla dolu- birkaç kez kenarına gittim; ama gördüm ki o da eğlencenin bir parçasıymış. Kayıtsızlığımın bir nedeni de, yaşamda kendimi perdede seyrediyor gibi hissetmem. (s.22 )



Sanki oldum olası bir büyük odayı arşınlıyor; ara sıra elimi muma uzatıp yakıyor, ve haykırışımı hep sonraya saklıyorum. ''Dur!'' denilen yeri de, yaşamak üzere erteleye erteleye tüketiyorum. Beklerken beklemediğimi düşünüp kahkahalar atıyor; bu arada elimi duvarlara, cama, burnuma, kalemlere... sürüyorum. Kapının çalındığını duyar gibi oluyor; ne açıyor ne de kapıyorum. (s 85 )



10 Kasım 2015 Salı

Abdülhak Şinasi HİSAR - Çamlıcadaki Eniştemiz



      Abdülhak Şinasi Hisar' ı yazar bir arkadaşımın önerisiyle okudum.  Yetenekli edebiyatçılardan  etkilenmemem mümkün değil. Ancak geçmişte yaşamış olanları okumak beni hüzünlendiriyor da.
Geçmişte kalan yaşanmışlıklar, değerler, yetenekli güzel insanlar...

14.3.1887- 3.5.1963 yıllarında yaşamış olan yazar, Galatasaray Lisesindeki eğitiminden sonra Fransa'da yaşamış, Meşrutiyetten sonra yurda dönüp Osmanlı Bankası, Fransız ve Alman Şirketlerde ve Dışişleri Bakanlığında çalışmıştır.
  
Roman, Anı, biyografi, fıkra, antoloji türünde eserler vermiştir.
 Romanlarından Fahim Bey ve Biz Almancaya çevrilmiştir. Bir diğer romanı da Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği.

Anı türündeki eserleri; Boğaziçi Mehtapları, Boğaziçi Yalıları, Geçmiş Zaman Köşkleri.

Yahya Kemal'e Veda, Ahmet Haşim Şiiri ve Hayatı, İstanbul ve Pierre Loti ise biyografi türündeki kitapları.

 Abdülhak Şinasi Hisar hakkında Sermet Sami Uysal ve Necmettin Türünay tarafından yazılmış birer kitap da vardır.

 Çamlıcadaki Eniştemiz romanının kahramanı ''Deli Enişte'' ile bir döneme tanıklık edeceksiniz. Umarım yazarın diğer eserlerinden de okuyabilirim.


******


Kitaptan Alıntılar :


Bu eski zamanın lezzetli alemlerinden biri de sabah uyanışları ve tiryakilikleriydi. tembeller ve işsizler daha çok yorulurlar. Gece erkenden yatmışken sabahları insan kendini zorlamaz, gözlerini yorgun bir uykudan birer birer açar, fakat yine uykusu gelmiş gibi esner, gerinir, yavaş yavaş, perde perde açılır, uykusundan esneye gerine çıkar, içine sinmiş rüyalaradan hafif hafif sıyrılırdı. (s.61)


Eniştemizin diğer bazı huyları da belki deliliğine verilebilirdi ama, bunlar, tembelliğime uyduğundan, bana munis, hatta makul gelirdi. Mesela, eniştemiz hayatında intizam ile tatbik ettiği bir usul, iki sıkıntılı işi aynı zamanda takip etmek pek yorucu olduğundan, bunları sıralıyarak, her gün ancak bir tek sıkıntıya  katlanmak ve bir tek can sıkıcı işle meşgul olmak prensibiydi. (s.95)


Bazan bir ruhu kavramak için son derece iyi bir kalbe koşulu bir çift gözü görmek kafi gelir. Halamın gözleri büyükçe ve bakışları sıcak, yavaş ve anlayışlıydı. yeşilimtrak göz bebeklerinin saflığı ruhunun yalnız iyilikle olduğunu gösterirdi. (s.98 )



                                            

14 Ekim 2015 Çarşamba

Mine SÖĞÜT - Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey




 Mine Söğüt 1968 doğumlu, uzun yıllar gazetecilik yapmış.

  Daha önce  Beş Sevim Apartmanını okuyup paylaşmıştım sizlerle.   Deli Kadın Hikayeleri, Şahbazın Harikulade yılı 1979, Darbeli Kalemler, Dolapdere- Kürt Kediler, Çingene Kelebekler, Kırmızı Zaman da yazarın yazdığı eserler.

  Sıradışı kurgusuyla Madam Arthur Bey ve hayatındaki Her Şey okunmaya değer romanlardan.

Yazacağı yeni romanı için eski fotoğrafların peşine düşen Olcayto Ran, Madam Arthur Bey'in korkunç dünyası ve onun sırlarıyla tanışır.
Tahmin edemeyeceğiniz bir olay örgüsü var.

İlginç ve güzel bir roman okumak isteyenlere öneriyorum.



******


Kitaptan Alıntılar:


Her gerçek her zihinde yeni bir gerçekliğe bürünür. Kimse kimsenin hikayesini anlatamaz. Herkes herkesin hikayesini yeniden yazar. Anılar izafi. Tıpkı zaman gibi.  (s.74 )


Ama hiçbir şeyi unutmayacak. Unutmak istiyor ama unutamıyor. Çünkü kader yuvarlak. Ne yöne giderse gitsin, insan aynı yere varıyor ve aynı yollardan geçiyor. Bundan sonra da, bu zamana kadar yaşadıklarından başka şeyler yaşamayacak. ( s.111 )


Dünya çok büyük, zaman çok geniş. Bu büyüklük ve genişlik her şeye kadir. Varlıkları, gerçekleri ve istekleri birbirine karıştırabiliyor. İrili ufaklı delikler açıp her şeyi o deliklerden içeri/dışarı atabiliyor. Herkes herkes, her şey her şey olabiliyor. ( s. 115 )