6 Temmuz 2016 Çarşamba

Giorgia BASSANİ - Altın Gözlük




  Sıcak yaz günlerinde Çanlar Kimin İçin Çalıyor gibi kalınca bir romanı henüz bitirmişken, bu kez de ince bir roman seçtim kitaplarımın arasından. Yazarın Finzi-Contini'lerin Bahçesi ise okuyacaklarımın arasında.

Ramazan Bayramı tatili nedeniyle evde, Karadenize karşı keyifle, daha çok okumaya çalışıyorum.Okuduklarımın büyük bir kısmını sizlerle paylaşıyorken, kendi arşivimi de oluşturuyorum bir yandan.

  YKY Yayınlarından, doksan sayfa. Bir solukta okudum. Sade, sürükleyici, okurken filmi çekilse ne iyi olur diye de düşündüm.
   Mussolini döneminde yavaş yavaş Alman naziziminden etkilenme dönemi başlarken  Ferrara kentindeki Yahudi bir öğrencinin -aynı zamanda romanın anlatıcısı- orta yaşlı, ünlü doktor Fadigatiyle arkadaşlığından  o dönem yaşananlar hakkında bilgi sahibi olurken, doktorun eşcinselliği nedeniyle düştüğü yanlızlık ve drama da tanıklık ediyoruz. Çarpıcı bir roman.

   Ön yargılar, toplum baskıları hafiflemeli, herkesin hoşgörüyle, empati yaparak yaşaması hayal olmamalı. Hep birlikte Bay Blanc gibi İsviçre vatandaşı olacak halimiz yok ya! Daha çok okuyalım, okutalım lütfen. Herkes özgürce nefes alsın, yaşasın ülkemde.

  Keyifli okumalar, iyi bayramlar..


******


Kitaptan Alıntılar:


   Fazla meraklı olmamayı, ''vazgeçmeyi'' bilmek, anlamakla eşdeğerdi.  (s.15)

 
   Kendi kuşağından pek çok diğer İtalyan Yahudi'si gibi romantik, vatansever, politik bakımdan saf ve deneyimsiz olan babam da 1919 yılında cepheden döndüğünde, Nazi kimliğini almıştı. Böylelikle, ''ilk dakikasından'' itibaren faşist olmuş ve öyle de kalmıştı.; üstelik dürüst ve alçak gönüllü kişiliğine rağmen. (s.47)


  Geçen yaz olanlardan sonra, artık kendime hoşgörülü davranamıyorum. Yapamam, yapmamalıyım. bazı zamanlar aynanın karşısında tıraş olmaya bile katlanamadığıma inanır mısınız? En azından başka bir biçimde giyinebilseydim! Bu şapka olmadan... bu parka... iyi insan görüntüsü veren bu gözlükler olmadan siz yine de beni görüyor musunuz? (s.79 )



1 Temmuz 2016 Cuma

Murat GÜLSOY - Sevgilinin Geciken Ölümü



  Haziran ayı okuduğum kitaplar açısından verimli geçti, o yüzden okuduklarımın tamamını sizlerle paylaşamadım. Okuma hızımdan  memnun, kalınca, çoktandır alıp da kalınlığı sebebiyle hep ertelediğim Çanlar Kimin İçin Çalıyor'u beş yüz sayfalık hacmine rağmen okuyabildim, mutluyum!

 Murat Gülsoy sevdiğim yazarlardan. Kısa bir süre önce Baba Oğul ve Kutsal Roman'ını okuyup sizlerle paylaşmama rağmen tekrar başka bir romanını okumak istedim.

  Zevkle, rahatça, güzel bir şey okumak isterseniz, buyrun..

Gazeteci Cem, bitkisel hayata giren sevgilisi Serap'a bakmak için kendini dünyadan soyutlar. İnanması güç ama roman bu ya!..

  Ölüm, yaşam üzerine güzel kurgulanmış, güzel yazılmış bu romanı ve bugüne kadar okumadınızsa, Murat Gülsoy'un yazdıklarını okumanızı öneririm.

 Yazar halen  Boğaziçi Üniversitesinde akademisyenlik yapmakta olup  2001 Sait Faik Hikaye Armağanı ve 2004 Yunus Nadi Roman Ödülü sahibidir.

  Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar :


  Aynaya bakarak saçlarını tararken yine karanlık düşüncelerin iç dünyasındaki çamurlu denizi yarıp yüzeye çıkmakta olduğunu hissediyordu. Gamze 'nin gözyaşları ona gerçekleri gösteriyordu. Serap yaşayan bir ölüydü. Kendiside yürüyen bir ölü.  (s.99 )


Yıllardır insanları dinliyordu. Çoğu zaman anlattıkları hikayelerin gerçekle bağları oldukça zayıf oluyordu. Bunun nedeni anlatanların yalancı olması değildi kuşkusuz. Cem'in yıllar içinde edindiği deneyim bunun bir ''hayatı kurgulama'' ve ''kendini oluşturma'' sürecinin doğal sonucu olduğunu söylüyordu. Herkes kendi hayatının kahramanıydı. Yaşanmış olaylar anlatan kişinin konumuna göre yeniden oluşturuluyor ve bu güncelleme işlemi sırasında anlatıcı çoğunlukla düşüncelerinden kuşkulanmıyordu. (s. 118 )


24 Haziran 2016 Cuma

Roman GRAF - Bay Blanc





  İyi ki okumuşum dediğim bir roman.. Ayrıntı Yayınlarının indirimli yayınlarından, son aldıklarımdandı.
 
  Kitabın arka kapağındaki açıklamayı ilginç bulmuştum. Daha önce okumadığım İsviçreli 1978 doğumlu Roman Gray'in ilk romanı ve birkaç tane de ödül almış. 2008 Studer/ Ganz Ödülü, 2009 Mara_Cassens Ödülü ve 2010 'da en umut vadeden yazarlara verilen Bremer Edebiyat Ödülü.

  Hep duyarız en prestijli vatandaşlık, İsviçre vatandaşlığı, pasaportları bile kimlik kartı gibi, vatandaşlarının kabul edilmeyeceği ülke yok diye..
İşte Roman Gray'de İsviçreliliği, düzenli, sakin ve steril yaşamı takıntı hale getirmiş Bay Blanc'ı anlatıyor bize. Orta yaşlardan yaşlılığını nasıl yaşadığına kadar. Tabii annesi ve hayatındaki diğer iki kadın olan eşi Vreni ve üniversite yıllarındaki sevgilisi Heike'yle birlikte.
 
 Pek çok ödül almış bu ilk romanı ben çok beğenerek, keyif alarak okudum. Okumanızı öneririm..

  Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar :


  Birisi ona tavsiyede bulunsa ya da bir psikolog mutlaka tatile çıkmasını önerse bile, ne işe yarayacaktı ki bu? Annesi ölmüştü, hiçbir şey onu geri getiremezdi. Üstelik hayatı boyunca İsviçre'den sadece bir kez ayrılmış, Cambridge'te geçirdiği dönem de esasen hayatında hiç iz bırakmamıştı. Onlarca yılı İsviçre'de geçirdikten sonra, yurtdşına çıkmayı eskisine oranla zaten pek canı istemezdi, annesi öldüğü için bunu yapacak gücü de zaten kendinde bulamazdı. (s.38 )


  Titremeye karşı koyamıyordu. Kendini yere bıraktı,dizlerinin üzerine çöktü, çiçek saksısını huşu içinde mezarın üstüne koydu. Yüzüğü eline alıp konuşmaya başladı. Heike'nin onu duyabileceğinden emindi, bir yerlerde onu duyuyor olmalıydı. Heike'yi çok net bir biçimde hatırlarsa, Heike yanında oluyor, o zaman Bay Blanc yalnız kalmıyordu. Anıları kuvvetliydi ve ona güç veriyordu. (s.130 )


 İşte o anda Bay Blanc, bütün bunları özlemeye başladı. Hatta o eğri büğrü kaldırımları ve köpek pisliklerini bile özlemişti. Polonya'nın kaldırımlarını İsviçre'nin temiz, güvenli kaldırımlarına tercih ederdi. İsviçre' deki kaldırımlar dar ve temizdi, insanlar tek başlarına yürürdü, okakta size karşıdan yaklaşanlar ise cesetlerden farksızdı. ( s.138 )





 

14 Haziran 2016 Salı

Yeni Kitaplarım Geldi...

  
  Daha geçen hafta kitaplığımda okunmayı bekleyen kitaplarımın çokluğundan yenilerini almamalıyım diye karar vermişken, Ayrıntı Yayınlarının cazip indirimini de kaçıramazdım doğrusu!
     
     On sekiz tane daha birbirinden güzel olduğunu umduğum kitabım oldu. Ayrı ayrı dokunmak, arka kapaklarındaki yazıları, bazılarının önsözlerini okumak, bir kaç gün boyunca hepsini elimin altında tutup adeta yörüngemden çıkarmamak harikaydı.

     Kitaplığımda okunacaklar sırasına koymadan önce sizlerle de paylaşmak istedim.

Bol kitaplı günlerimiz olsun, keyifli okumalar..  
                                                   
                                                                                                   Okşan AYBAŞ
               
    
      

Haruki MURAKAMİ - Kadınsız Erkekler

 

 Haruki Murakami' nin daha önce İmkansızın Şarkısı romanını okumuştum. Sinemaya da aktarılmış ancak izleme fırsatım olmadı.

 Sürrealizmin yaşayan en ünlü yazarlarından olan Murakami'nin en ilginç özelliklerinden biri de nerede ve hangi mevsimde olursa olsun her gün 10 km. koşması ve yazacağı cümleleri koşarken oluşturması. 

   Bol ödüllü Japon yazarın (1949 Kyoto doğumlu)  2006 da yayınlanan 1Q84 adlı romanı için insanlar her yerde kuyruğa girmiş, çok ses getiren bir kitap olmuştu.
 
''Herkesin okuduğu şeyleri okursanız, herkes gibi düşünürsünüz.''  
                                                                                            H.Murakami 


  Bu sözü düşünmeye değer, değil mi?

  Kadınsız Erkekler'de yedi tane öykü var. Kadını olmayan, bir şekilde hayatından çıkmış olan erkeklere dair. Bu kadar sade, etkileyici, sıradışı öyküler, romanlar yazmak gerçekten de Murakami' nin işi. H. Murakami' nin eserlerinden okumadıysanız, mutlaka okuyun derim naçizane.


  Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:


   Yirmi yaşımdaki halime dönüp baktığımda, hatırladığım, ölesiye bir tek başınalık duygusu, aşırı bir yalnızlık hissiydi. Ne bedenimi ve yüreğimi ısıtacak bir sevgilim, ne de içimi dökebilecek bir arkadaşım vardı. Bir günü ne yaparak geçirmem gerektiğini bilmiyordum, geleceğimle ilgili şekillenmiş bir vizyonum da yoktu. Kendi içimde derinlerde bir yere hapsolmuş gibiydim. Bir hafta boyunca kimseyle konuşmadığım bile oluyordu. B durum bir yıl kadar sürdü. Uzun bir yıldı. O dönemin içimde değerli büyüme halkaları oluşturan sert bir kış olup olmadığını, ben bile bilmiyordum. ( Yesterday adlı öyküden  s.78 )


  Yaşamı boyunca ne başarılı olabilmiş ne de bir şey üretebilmişti. Mutlu edebildiği biri olmamıştı, kendisi dahil. Mutluluğun ne olduğundan, ne anlama geldiğinden bile emin değildi. Acı, kızgınlık, hayal kırıklığı, vazgeçiş gibi duyguların hiçbirini algılayamıyordu. Elinden gelen tek şey, derinlik ve ağırlığını yitirmiş yüreği fırıl fırıl uçup bir yerlere gitmesin diye onu sımsıkı bağlayacak bir yer bulabilmekti. ( Şehrazat adlı öyküden..  s. 147 )
  

7 Haziran 2016 Salı

Fyodor Mihayloviç DOSTOYEVSKİ - Yeraltından Notlar





  Yoğun okuduğum dönemlerde ard arda Dünya Klasiklerinden okuyup ne çok tad alırdım.. Özlemişim. Daha önce elime kötü çevirisi geçip okuyamadığım Dostoyevski' nin bu kez İş Bankası Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisinden aldığım Yeraltından Notlar'ını okumam doğru seçim oldu doğrusu.
 
  Okumaktan tad almanın, devamında iyi okur olabilmenin ön koşulu Rus Edebiyatı ve Dünya Klasikleriyle okumaya başlamakmış gibi geliyor bana. En azından bende öyle olmuştu!

  Dostoyevski diğer romanlarında olduğu gibi Yeraltından Notlar'da da roman kahramanının iç dünyasını, çelişkilerini, dünyadan soyutlanmış yaşarken iç çatışmalarını çok güzel yansıtmış. 

 Özellikle Suç ve Ceza ve Öteki okuduklarımın arasında en beğendiklerimdendir. 

 Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar :


  Keşke tembellik yüzünden hiçbir şey yapamasaydım. Tanrım, o zaman kendime ne büyük saygı duyardım. Tembellik de olsa belirli bir özelliğe sahibim, buna eminim diye kendime saygı duyardım. (s.21 )


  Biz Ruslarda, genel olarak şu manasız, aklı yıldızlarda Fransız  veya Alman romantiklerine rastlayamazsınız; hele Fransızlar, bütün Fransa barikatlarda can vermek üzere olsa, nezaket için olsun değişmez, ömürlerinin sonuna kadar aptal aptal yıldızlara şarkı söylemeye devam ederler. Bizde, Rus toprağında aptal bulunmadığını biliyoruz; Alman diyarlarından farkımız da budur.  ( s.50 )


  Henüz on altı yaşında olduğum halde kabuğuma çekilmiş, onları hayretle inceliyordum; daha o zamanlar bile görüşlerinin darlığı, uğraştıkları şeylerin, oyunlarının, konuşmalarının manasızlığı beni hayrete düşürüyordu. O kadar önemli olayları fark edemedikleri, insanı etkileyen, hayrete düşüren konulara ilgisiz kaldıkları için, ister istemez onları kendimden aşağı saymaya başladım.  ( s. 72 )




25 Mayıs 2016 Çarşamba

Ayfer TUNÇ - Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek





  70'li yıllarda çocukluğunu yaşayanlar Ayfer TUNÇ'un bu anı kitabıyla o yıllara dönmek, unuttuğunuzu sandığınız pek çok ayrıntıyı okurken yeniden yaşamak ister misiniz?

  Benim çocukluk yıllarıma denk geldiği için keyifle okudum kitabı. Kimbilir kaç kere ''Bir maniniz yoksa annemler size gelecek'' demişimdir..Bölük pörçük hatırladıklarım ne kadar az diye düşünürken adeta çocukluğumu bana armağan eden Ayfer TUNÇ' a yürekten teşekkür ederim.

Anı türünde okumayı severim. Okuduğum kitapları çocuklarımın da okuması ise içten içe en büyük isteğimdir.

  Kitap 494 sayfa. Kalınlığı başta okuyamama hissi uyandırıyorsa da, anıların sürükleyiciliğine kaptırıyorsunuz kendinizi. Daha önce YKY 32 basımını yapmış, elimdeki ise Can Yayınevi tarafından yayınlanan 9. baskısı.

 Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar :


  Pazar günleri Telespor adıyla yayınlanan bu programlar esnasında, atletli babalar spor-toto kuponlarını dizlerine koyarlar,  birçok maça canlı bağlanılır, skor öğrenilir, maç aralarında skeçler yayınlanır, dönemin canlı yayın sunucularından Cenk Koray ve Güneş Tecelli espriler yaparlar, canlı yayında şarkı söylemek üzere gelmiş fazla ağır top olmayan şarkıcılarla sohbet ederler; küçük yarışmalar, Pembe Panter ve Bay Meraklı gibi çizgi filmlerle bir pazar günü doldurulurdu.  (s.136 )


  Bayramlarda özellikle başka şehirlerde yaşayan tanıdıklara, eş dosta, ahbaplara, aile dostlarına muhakkak kart atılarak bayramları ''kutlulanır'' dı. Başka şehirlerde yaşayan aile dostları arasında  bir kartlaşma söz konusuysa gönderilen şehrin manzarası seçilir, genç kızlar sevdikleri arkadaşlarına çiçek, bebek, artist fotoğraflarından oluşan kartlar göndermeyi tercih ederlerdi.  (s.336 )


  Gündelik oturmalar kabul günlerinden farklı bir misafirlik türüydü. Teklifsiz gidilmeyen bir komşuya ve uzun zamandır ziyaret edilmemiş bir ahbaba gitmek için birkaç kadın sözleşirler, ev sahibine haber vermek üzere bir çocuk gönderirlerdi. Çocuğa ne diyeceği belletilirdi.Çocuk annesinin ve diğer ''teyzelerin'' gitmek istedikleri kadının kapısını çalar, tam öğretildiği şekilde ''Bir maniniz yoksa annemler size gelecek,'' derdi. Böyle durumlarda ev sahibinin misafiri kabul etmemek için, çok sıkı bir mazeret beyan etmesi gerekirdi.  (s.384 )



6 Mayıs 2016 Cuma

Irvın YALOM - Günübirlik Hayatlar




  1931 doğumlu Rus kökenli Yahudi asıllı A.B.D lı psikiyatrist, varoluşçu, psikoterapist yazar ve eğitici olan Yalom halen Standfort Üniversitesi'nde psikiyatri profesörüdür.

  Yalom'un 85 yaşına rağmen aktif çalışma hayatını sürdürmesine gıpta ettim. Ofisinin Silikon Vadisinde,  Palo Alto'da olduğunu bilmek heyecanlandırdı beni. Kimbilir oğlumu ziyaret ettiğimde, I.Yalom'un kapısını çalıp kitabımı imzalatabilirim belki de..

  Hukuk eğitimi almasaydım psikoloji okumayı isterdim. Bu anlamda psikolojiyi ilgilendiren  kitaplar okumaktan hoşlanıyorum. Okuduklarımdan yararlanmaya çalışıyorum. Atıfta bulunulan Marcus Aurelius'un Düşünceler'ini merak ettim. Araştırıp okumak için notumu aldım.
  
  Günübirlik Hayatlarda'da I.Yalom, psikoterapi seanslarından, hastalarından edindiği deneyimleri paylaşıyor. On ayrı deneyim öykü haline getirilmiş. İçsel, bazen de fiziki yüklerden kurtulmak, yaşamı yaşanabilir hale getirmenin yollarına okuyarak tanıklık etmek istiyorsanız keyifle okuyabilirsiniz bu kitabı.

Pegasus Yayınlarından, 205 sayfa.

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:


  Seksen ikinci yaş günüm yaklaşırken bu denizde benim için de bir şeyler olup olmadığını merak ettim. Hala yaşam ve merak doluydum ama tanıdığım ve sevdiğim  pek çok kişiyi kaybetmiş olmak beni üzüyordu. Bazen kaybolan gençliğimin yasını tutuyordum. Bazen de giderek yıpranan iskeletim, gıcırdayan eklemlerim, zayıflayan göz ve kulaklarım dikkatimi dağıtıyordu. Yine de günün an be an battığının, nihai karanlığa her geçen gün daha da yaklaştığımın farkındaydım. Düşünceler'i açtım, sayfaları hızlıca taradım ve bana hitap eden bölümü buldum:

  O halde sana ait olan bu ufak zaman diliminden doğayla uyum içinde geç ve memnuniyetle tamamla yolculuğunu. Tıpkı olgunlaşan bir zeytinin, düşerken kendisini yaratan doğaya ve üstünde büyüdüğü ağaca şükran duyması gibi.       (s.199 9)


22 Nisan 2016 Cuma

Ahmet BÜKE - Gizli Sevenler Cemiyeti



   Daha önce Ahmet Büke 'nin Yüklük adlı kitabını paylaşmıştım sizlerle. İyi ki öykü yazıyor dediğim yazarlardan. 
  
 Yazarın her hafta ON8 blogunda yazdığı öykülerden derlenmiş bir kitap Gizli Sevenler Cemiyeti. 

İçindeki öyküler Ege'den, İzmir'in mahallelerinden çıkmış. Bazen hüzünlü, bazen gerçek ya da gerçek üstü ya da mizah yüklü. İçinizi Egenin sıcaklığı gibi sarıp ısıtıyor Ahmet Büke'nin öyküleri. 
Keyifle, sıkılmadan okuyorsunuz ve bir daha okuma isteği de uyandırıyor insanda.
  
Yazar Alnı Mavide ile (2008) Oğuz Atay Öykü Ödülü'nü, Kumrunun Gördüğü ile (2010) Sait Faik Hikaye Armağanı'nı, Mevzumuz Derin ile (2013) Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği'nin Yılın Gençlik Romanı ödülünü, İnsan Kendine De İyi Gelir ile (2015) Dünya Kitap Yılın Telif Kitabı Ödülü'nü almıştır.
    
  Kitaplarımla aramdaki bağı kitaplarıyla  bütünleşen okurlar tahmin edebilir, maddi değerinin çok üstünde bir bağ. Manevi, edebi bir bağ. Tıpkı iyi bir okurla tanıştığınızda kurulan edebiyat akrabalığı gibi bir şey. 
Bu öykü kitabını benim için imzalayan Ahmet Büke'ye, imzalatarak bana gönderen İzmir'deki Yerdeniz Kitapçısına çok teşekkür ederim.

Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar:


  Arap Hatçam Teyze bizim kırıklarımızı, çıkıklarımızı iyi ederdi. Bir de, mart güneşi kadınları karartmasın diye ördüğü bileziklere dua okurdu. Mart gelince ilk o takar çıkardı ortalığa.Sonra bütün kadınlar, hatta Kız Mahmut Abi de koluna takardı okunmuş halkaları. Böylece herkes, kaba eti kadar beyaz kalırdı yaz boyunca. (s.44 )


  İzmir'de bütün acıları ve sevinçleri çabuk unuturuz biz. Çünkü insanın zamanı dikey uzar. Geriye dönmeye müsait değildir. Yükselip kaybolmaya meyillidir.Hiçbir şeyi biriktiremeden ölür  gidersiniz. Ama misal, kediler için zaman yataydır. Dolayısıyla onlar hep anılarını yan yana dizer, sık sık eskiye bakarak ürker ya da gülümderler. Kokuları ve yüzleri de -galiba bu yüzden- hiç unutmazlar. (102 )




21 Nisan 2016 Perşembe

Murat GÜLSOY - Baba, Oğul ve Kutsal Roman

 


  Murat GÜLSOY, Psikoloji ve Mühendislik eğitimi almış, halen Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
  Arkadaşlarıyla Hayalet Gemi dergisini çıkarmış, Bu Kitabı Çalın'la 2001 Sait Faik Hikaye Armağanını, Bu Filmin Kötü Adamı Benim ile 2004 Yunus Nadi Roman Ödülünü, Baba Oğul ve Kutsal Roman ile 2013 Notre Dame De Sion Ödülünü, Gölgeler ve Hayaller Şehrinde romanıyla da  2014 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü almıştır.

 Bitirdikten sonra tekrar başa dönüp biraz daha okusam dedirten bir roman.

  Yaşamla bağını adeta kesmiş, kendine bakmayan, adı belli olmayan bir yazarın gözaltına alındığı sürede geçmişte yaşadığı olaylarla bugünün bağını kurmaya çalışırken yazarın iç dünyası, bilinçaltı o kadar güzel aktarılmış ki.. Bazen Yüzüklerin Efendisi'nin Gollum'u, Bazen Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ının Olric'i de iç ses olarak mizahi bir tad bırakıyor. Rüyalar gerçeklerle ustaca harmanlanıyor.Tanpınar gibi muhteşem bir yazara, Oğuz Atay'a, Borges'a, Nabokov'a...  ve başka yazarlara da yer veriliyor zaman zaman.

 Kısaca, dolu dolu, harika bir roman, okunmalı, okunmalı...

Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar:


  Nabokov' a da ilham veren talihsiz Poe' nun esrarlı meleği Anabella Lee' ydi. belki benim de böyle bir ilham meleğine ihtiyacım vardı. Yıllardır yazamıyor oluşumun ardında böyle bir eksiklik olmalıydı. Az önce içine girdiğim mutluluk anları çabucak dağılmıştı. Şimdi beyaz bulutlar tatsız anıları çağırıyordu.  (s.32 )


  Bizim göklerde beyaz pamuk bulutlar uçarı. Neşeli gibiydim neredeyse. Demek henüz dibe vurmamış ruhsal çöküntü. Ruhum devlet binası gibi zaten. İlk sarsıntıda kolonlar kirişlerden ayrılıyor. Kum yerine çakıltaşı koymuşlar, nereden kar edeceklerini şaşırmışlar.  ( s. 222 )



  

20 Mart 2016 Pazar

Barış BIÇAKÇI - Seyrek Yağmur






   1966 Adana doğumlu Barış BIÇAKÇI' nın  şiir kitaplarından sonra Herkes Herkesle Dostmuş Gibi, Veciz Sözler, Aramızdaki En Kısa Mesafe, Baharda Yine Geliriz, Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra, Sinek Isırıklarının Müellifi, Bizim Büyük Çaresizliğimiz adlı kitapları  yayımlanmıştır.

  Daha önce sizlerle '' Bizim Büyük Çaresizliğimiz'' ve ''Aramızdaki En Kısa Mesafe''  adlı kitaplarını paylaştığım Barış Bıçakçı'nın beş yıl aradan sonra yazdığı Seyrek Yağmur'la Rıfat'ın dünyasına konuk oluyoruz.

Okuması rahat ancak kitabın belli bir kurgusu yokmuş gibi geldi bana. Rıfat çeşitli başlıklar altında bazen iç sesini konuşturuyor, bazen bir şeyler anlatıyor.

 Sonuç olarak; nasıldı? diyenlere yanıtım; '' Rıfat diye biri işte!'' 
Barış Bıçakçı'dan beklentim fazla olduğundan  keşke daha iyi kurgulansaydı, bölük pörçük yazılmış hissi uyandırmasaydı diyorum..
 
İletişim Yayınlarından yayınlanan kitap 100 sayfa.


******

Kitaptan Alıntılar:


  Her ironi bir hayal kırıklığını gizler, diye düşünüyor Rıfat. Koşup da yetişememeyi, uzanıp da tutamamayı gizler. (s.30)


  Çocukken Rıfat'ın gördüğünde nefesini tutup etrafını kolaçan ettikten sonra hızla ceplerine doldurduğu hayat, yaşlılığa doğru giderken ele gelmez, anlaşılmaz bir şeye dönüşmüş. Tecrübe bir işe yaramıyor, çünkü tecrübenin nereden neyi yansıtacağı belli olmayan sayısız parlak yüzeyi, artık eylemlerin ve düşüncelerin de yansılarını üretiyor, hatta duyguların bile. (s. 40)



  

26 Şubat 2016 Cuma

Orhan PAMUK - Kırmızı Saçlı Kadın



2006 yılında Nobel Ödülünü alan Orhan Pamuk'un en son Masumiyet Müzesi' ni okumuştum.
 Kırmızı Saçlı Kadın yazarın son romanı.

Kolay okunuyor. Ancak kitabın beklentimi karşılamadığını söyleyebilirim. Romanın kurgusunda Sophokles' in Kral Oidipus' u ile Firdevsi' nin Rüstem ve Sührab' ı ile paralellik yaratılmaya çalışılmışsa da, zorlama olmuş, ben tad alamadım. Bir de romanların kıyısına köşesine sıkıştırılmış siyasi, sosyolojik genellemeler yapılıp göya mesaj verilmeye çalışılması da bana itici geliyor. Maalesef bazı yazarlar da bunu yapıyor!

Kuyuculuk gibi kaybolmuş bir mesleği tanımak ve Mahmut Usta'nın kuyu kazdığı kitabın ilk bölümü, çırağı Cem'in duyguları güzel yansıtılmış. Kitabı okuduktan sonra kuyulara farklı gözle bakacağınız mutlak.

Orhan Pamuk sevenlere tavsiye ediyorum, ben yazarın uzun yıllar önce yazdıklarından daha çok tad alıyorum, Sessiz Ev okuyacaklarım arasında sırasını bekliyor.

Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar:


Cırcırböceklerinin hiç kesilmeyen ve tek ses gibi işittiğimiz vızıltısı vardı. Bu incecik sesin altındaki derin ve belirsiz uğultu otuz kilometre uzaktaki İstanbul'un homurtusuydu. Bu uğultuyu ilk geldiğimizde işitmemiştim. Bu sesin üzerine başka sesler düşüyordu: Kargaların, kırlangıçların ve tanımadığım sayısız kuşun kimisi haykırır gibi, kimisi yalvarır gibi, kimisi şikayetçi bir edayla çıkardığı sesleri dinliyorduk; ....... (s.44 )


Çadıra dönünce gene ağlamaya başladım. Son bir ayda Mahmut Usta ile paylaştığımız her şey bana şimdi dayanılmayacak kadar hüzün veriyordu. Çaydanlık, yüz kere okuduğum eski gazete, ustamın üstten bantlı plastik lacivert terlikleri, ustamın kasabaya inerken giydiği pantolonun kemeri, ustamın çalar saati...  (s.84 )

19 Şubat 2016 Cuma

David LEAVITT - Otel Francfort

   



  Son günlerde keyif aldığım kitaplar üst üste gelince daha tempolu okumaya başladım yine.

Otel Francfort' u beklentimin üstünde buldum. Roman 1940 Portekiz'inde, Lizbon'da geçiyor. Büyük savaştan kaçan binlerce göçmen gibi Amerikalı Pete ve Julia Winters ile Edward Iris Freleng çiftinin Amerika'ya gidecekleri gemiyi beklerken birbirleriyle tanışıp yakınlaşmaları, o dönemin atmosferinde evliliğin, aşk ve cinselliğin farklı yaşanması çarpıcı anlatılmış.

Okunmaya değer, bir anda romanın atmosferi sarıyor insanı.

Her zamanki gibi yazarın diğer yazdıklarını merak ediyorum ama elimde okunma sırasını bekleyen ve postada olup elime ulaşacak o kadar çok kitap var ki..

Sizlere keyifli okumalar.


******


Kitaptan Alıntılar :


  Nerede tanışmıştık... Şunu belirtmeliyim ki onunla tam olarak nerede tanıştığımızı hayatta anımsayamam; tek bildiğim, bir konferans, bir resital ya da bir şiir dinletisinden sonra düzenlenen resepsiyon sırasında gerçekleşmiş olduğu. Yirmili yılların New York'unda konferanslar, resitaller ve şiir dinletileri, kendisini huzursuz hisseden ve ne yapacağını bilemeyen amaçsız kitlelerin özellikle ilgi gösterdiği ortamlardı; ben de her iki topluluğun resmi üyesi gibiydim. ( s. 38 )


Yahudiliğinden, New York'taki yaşantısından vazgeçtiği gibi ya da modası geçmiş bir elbiseyi çıkarıp atar gibi
sıyrılıp kurtulamaması, karımı sanırım büyük bir düş kırıklığına uğratmıştı. ( s. 57 )



16 Şubat 2016 Salı

Simone De BEAUVOIR - Moskova' da Yanlış Anlama



İyi ki okumuşum! 

Bunu hissetmek ne güzel bir duygu.. Araştırarak, kendimce sınıflandırarak, edebi değeri olan kitaplar seçip okumaya çalışıyorum.

 Beğenime uyacağını düşünerek ''iyi okur'' arkadaşımın armağanı Moskova'da Yanlış Anlama. Ne kadar makbule geçti.

Feminist yazar Simone de Beauvior 1908-1986 yılları arasında yaşamış, Varoluşçuluğun kuramcısı Jean Paul Sartre ile aşkları ise  dünyada en fazla merak edilen ilişkilerden biri olmuştur.

Bu uzun öyküde emekli öğretmen Andre ve Nicole'ün Andre'nin ilk evliliğinden olan kızı Macha'nın yanına, Sovyetler Birliğine yaptıkları seyahat sırasında yaşadıkları yanlış anlamanın krize dönüşmesi, ilişkilerinde kırılma noktasına gelmeleri her ikisinin bakış açıları ve iç sesleriyle öyle güzel anlatılmış ki..  Gençlerin yaşlılığı anlayabilmelerine bile yardımcı olacak bir uzun öykü. 
Yaşı ileri olanlar ise okuyacak, düşünecek, sorgulayacak zaman zaman.

YKY tarafından 2014 yılında yayımlanan kitabın elimdeki 2. baskısı  ve 84 sayfa.

Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar:


Genç kalmak hayatiyetini, neşeni, akıl sağlığını korumak demektir. O zaman, yaşlılığın payına düşen de alışılmışın dışına çıkmamak, sızlanıp durmak, beyni sulanmışlık oluyor. (s.37 )


''Seksen üç yaşında insanın bir geleceği yoktur; bu da şimdiki zamanın  bütün güzelliğini alır götürür.''  (s.42 )


Zaman okyanusunda daima yenilenen dalgaların dövdüğü, yerinden oynamayan ve yıpranmayan bir kayaydı o. Şimdiyse akıntı onu sürüklüyordu, ölümün kıyısına vurana kadar da sürükleyecekti.
Hayatı trajik bir şekilde hızla geçip gidiyordu. Buna karşılık onun saat saat, dakika dakika,damla damla içi çekiliyordu. (s.56 )



                                              (Simone De Beauvoir, J.Paul Sartre, Che )







10 Şubat 2016 Çarşamba

Antonio TABUCCHI - Pereira İddia Ediyor




  1943  doğumlu İtalyan yazar Antonio TABUCCHI, Fernando Pessoa'ya olan hayranlığı ve yazarın eserlerini ana dilinde Portekizce okuma isteği nedeniyle Portekiz dili ve edebiyatına yönelmiştir.

   Çeşitli üniversitelerde ders vermiş, eserleri kırktan fazla dile çevrilmiştir, pek çok da ödül almıştır.
''Pereira İddia Ediyor'' Tabucchi' nin okuduğum ilk kitabı. Fernando Pessoa seven bir okur olarak Tabucchi' nin yazdığı ''Fernando Pessoa'nın Son Üç Gününü'' okumak isterim. Aslında Tabucchi'den birkaç kitap okuyup fikir sahibi olmam daha doğru olur.

   Gelelim kitabımıza; Can Yayınları tarafından 2005 yılında yayımlanan roman 167 sayfa. Yazarın anlatımını, belli aralıklarla cümlelerini ''Pereira iddia ediyor'' diye bitirmesini başta yadırgadım ancak okudukça kitapla aramda sıcak bir bağ oluştu.

  Bir akşam gazetesinin kültür sayfasını hazırlayan Pereira, ölmüş hatta henüz ölmemiş yazarların ölüm yazılarını özenle hazırlayan, yalnız ve geçmişiyle, anılarıyla yaşayan bir gazetecidir. Monteiro Rossi ve sevgilisi Marta ile tanışması onu içsel bir olgunluğa, acılarla yoğrulmuş bir bilinçlenmeye götürür. Romanın 1938 Lizbon' unda , İspanya'da iç savaşın, İtalya'da faşizmin, Portekiz'de Salazar diktatörlüğünün hüküm sürdüğü dönemde geçmesi de ayrıca kitabı okunası kılıyor.
   
Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:


  İspanya'da çok uzakta, dedi Silva, biz Portekiz'deyiz. Öyle ama burada da işler o kadar iyi gitmiyor, polis aklına eseni yapıyor, insanları öldürüyor,arama tarama var, sansür var, baskıcı bir devlet bu, insanların beş paralık değeri yok, kamuoyu hiçe sayılıyor. Silva ona bakıp çatalını bıraktı. Dinle beni Pereira, dedi. Hala kamuoyuna inanıyor musun? Kamuoyu Anglosaksonların, İngilizlerin ve Amerikalıların uydurduğu bir şeydir....  (s.50)


Kendinizi geçmişe yansıtarak yaşıyorsunuz, hala otuz yıl öncesinde Coimbra' daymışsınız, karınız da yanı başınızdaymış gibi, böyle yapmayı sürdürürseniz, bir çeşit anı fetişisti olursunuz, belki de karınızın resmiyle konuşmaya başlarsınız. Pereira peçeteyle ağzını sildi, sesini alçaltarak lafa karıştı: Yapmaya başladım bile Doktor Cardoso, Doktor Cardoso gülümsedi.  (s123 )