haldun taner öykü ödülü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haldun taner öykü ödülü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2017 Pazartesi

Sibel K. TÜRKER - Ağula


   Trabzon'da Kitap Zamanı 5 Etkinliğine katılan Sibel K. TÜRKER'in keyifli söyleşisinden sonra henüz okumadığım kitaplarından Ağula'yı edinip  sizlerle de paylaşmak istedim.

Yazar Ağula ile Haldun Taner Öykü Ödülü almış. On bir tane öyküden oluşan kitabı tüm kitapları gibi severek okudum. Diline, anlatımına hayran olduğum yazarı tanımam ise benim için ayrıca çok değerli. öykülerin kurgu  hayal gücümü zorladı, soluklanarak okudum. Güzel öyküler okumak istiyorsanız okumanızı öneririm.

 Sibel K. Türker'in ilk okuduğum romanı ''Benim Bütün Günahlarım' dı.''  Bloğumda Kasım 2013 te paylaşmıştım. 2014 Ağustos ayında  ''Hayatı Sevme Hastalığı'' ve ''Öykü Sersemi'ni,''  Şubat 2015 te  ise''Meryem'in Biricik Hayatı'nı'' tanıtmaya çalıştım.

Ağula ile 2006 Haldun Taner Öykü Ödülü, Hayatı Sevme Hastalığı ile 2012 Duygu Asena Roman Ödülü, 2013 Yunus Nadi Roman Ödülü ve Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödüllerini alan yazarın öykü ve romanlarınızı okuyanlar bana hak vereceklerdir. Henüz Sibel K. Türker'in kalemiyle tanışmayanlara ''Benim Bütün Günahlarım'' İle başlamalarını, ''Hayatı Sevme Hastalığını'' mutlaka okumalarını öneriyorum. Diğer öykü ve romanlarını nasıl olsa okumak isteyeceksiniz.

  Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar :


  Evet, aşk... Bir  vakitler, narin, buğday tenli bir kıza duyduğum his. Deniz kıyısında otururduk el ele; ben ölümü düşünür iç çekerdim, o yaşamı düşünür gülümserdi. Zaten hep gülerdi, ben belki de narin, buğday tenli bir kız kılığına girmiş bu iyimserliğe gönül vermiştim. ( İade-i Hürriyet adlı öyküden s. 104 )


 Kendini bana aşkmış gibi yutturan duygularla öylesine hesaplaşmış, yalnızlığın kutsal mabedine öylesine kapanmıştım ki bu noktadan sonra artık beni kimse kandıramazdı. Farkındalık acı bir iksidir ama iyileştiricidir. Zaman, ellerimizde şekil değiştiren ve kendi öz biçimini arayan hamurumsu bir maddeden başka bir şey değildir. ( Onuncu Öykü'den  s.117 )


19 Mart 2015 Perşembe

Sibel K. TÜRKER - Aşkın Kalplerimizdeki Mutat Yolculuğu





 Sibel K. Türker'in ilk okuduğum romanı ''Benim Bütün Günahlarım'dı.''  Bloğumda Kasım 2013 te paylaşmıştım. 2014 Ağustos ayında  ''Hayatı Sevme Hastalığı'' ve ''Öykü Sersemi'ni,''  Şubat 2015 te  ise''Meryem'in Biricik Hayatı'nı'' tanıtmaya çalıştım.

Ağula ile 2006 Haldun Taner Öykü Ödülü, Hayatı Sevme Hastalığı ile 2012 Duygu Asena Roman Ödülü, 2013 Yunus Nadi Roman Ödülü ve Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödüllerini alan yazarın öykü ve romanlarınızı okuyanlar bana hak vereceklerdir. Henüz Sibel K. Türker'in kalemiyle tanışmayanlara ''Benim Bütün Günahlarım'' İle başlamalarını, ''Hayatı Sevme Hastalığını'' mutlaka okumalarını öneriyorum. Diğer öykü ve romanlarını nasıl olsa okumak isteyeceksiniz.

 Aşkın Kalplerimizdeki Mutat Yolculuğu''nu benim için daha özel kılan şey ise; Sibel K. TÜRKER tarafından çok sıcak, anlamlı cümleler yazılarak bana armağan edilmesidir.

On dört öykünün yer aldığı kitabı severek okudum. Sibel.K. Türker öykülerinin hepsi birbirinden farklı güzellikte, öyküleri üst üste değil de, ara verip okumak, önceki öykünün yoğunluğunu hissetmek adına bana daha iyi geldi.

Yazarın henüz yazmakta olduğu kitabının bitimini merakla bekliyorum.


******


Kitaptan Alıntılar :


  Bu hikayeleri bana yazdıran sadece efsunlu bahar havası değildir sanırım. Kime sorsanız aşk hakkında söyleyecek az çok bir şeyi vardır. Kış ya da yaz, bahar ya da sonbahar, hiç fark etmez. Kim, karşıdır ona kimi de tarafında yer alır.  (Aşkın Kalplerimizdeki Mutat Yolculuğu adlı öyküden. s.36 )


 Tuhaf biriyim ben. İnsanlarla birlikte yapılan her edim beni zorluyor, güneş altında yokuş tırmanmış kadar terli ve yorgun bir halde döne dolaşa asil, üzerinde henüz yürünmemiş karlı bir bahçe kadar bakir yalnızlığımı arıyorum. Sessizlik bir tapınak ve ben insanlığın gürültüsünden rahatsız olan bir tanrıya inanırım.  ( M( Ünzevi)19 adlı öyküden. s.37  )


 İnsanlar denli kaygısız olabilmek bana yasak kılındı. Özgürlüğüm alındı elimden, sayfaların haçına çivilerle tutturuldu ruhum. Aptal gibi kurtuluşumu beklerken, daha çok, daha çok yazar oldum. Bu ödediğimdir benim. (Rüya Kaçakçısı adlı öyküden. s.140 )

3 Eylül 2014 Çarşamba

Yekta KOPAN - Bir De Baktım Yoksun




Aralık 2013 te Yekta KOPAN'ın ''Aile Çay Bahçesi'' adlı romanını tanıtmıştım, bu kez de  çifte ödüllü öykü kitabını paylaşıyorum sizlerle.

Yekta KOPAN, 1968 doğumlu. 2002'de Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleriyle Sait Faik Hikaye Armağanı, Karbon Kopya Dünya Kitap ile 2007 Yılın Telif Kitabı Ödülü, 2010 yılnda ise Bir de Baktım Yoksun ile de Yunus Nadi Öykü Ödülü ve Haldun Taner Öykü Ödülü'nü almıştır.

Genellikle roman okumayı tercih ediyoruz, benim öykülerle yakınlaşmam da çok eskilere dayanmıyor. Ancak güzel kaleme alınan öyküleri ard arda okudukça  öykü kitaplarını elimden bırakamaz oldum.

Öykü okumayı sevmiyorum diyenlere sesleniyorum; ön yargınızı kırmak için '' Bir De Baktım Yoksun'' yerinde bir seçim olur, benden söylemesi!

Elimdeki Can Yayınları tarafından yayımlanmış, Nisan 2013 - 14. baskısı ve 163 sayfa.

 İçindeki öyküler;  Sarmaşık, Portobello 22, Kırmızı, Battaniye, Kertenkele, İyi Uykular.
 Ben en çok  Sarmaşık ve İyi Uykular adlı öyküleri sevdim.

İyi Okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar :



Acının insan ruhuna yayılması için ne kadar zaman geçtiğini o anda anladım.1,2,3,4...Bende de yoktu o cesaret... 8,9,10... Hiç olmadı...12,13...Ayrılma kararını veren Melek oldu... 16,17,18 Ayrılmak istedi, beni ikna etmeye çalıştı, gözyaşlarıma göğüs gerdi, benimle ağladı, daha önce boşanmış olan arkadaşlarıyla yemeğe çıkmamı sağladı, yayınevinden benim için izin aldı, tatile çıkmam için baskı yaptı, ailesiyle konuştu, avukat ayarladı, boşanma terapistinin seans ücretini ödedi... 32,33,34...en sonunda bir not bırakıp gitti... 41,42,43... ve bitti... 50.
Elli saniyelik bir şeydi.   ( Sarmaşık adlı öyküden. s.35 )


Yavaşça ayağa kalktım. Üstümü başımı silktim. Mahcubiyet duygusuyla büyütülmüş bütün evletler gibi sağa sola baktım. kendi kendime konuştuğumu, yerlerde yuvarlandığımı bir gören olmamıştı. Birkaç dakika olduğum yerde kaldım. Korku ve rahatlama iki yakın arkadaş olmuş, aklımın koridorlarında birdirbir oynuyorlardı.  (Sarmaşık adlı öyküden. s 42 )


Ben uğruna hayat adanan bir insan olmanın yüküyle geldim sınıfınıza öğretmenim. Babamın da adı yok de. O kadar sessizdir ki bir adı olup olmadığını öğrenemedik. Konuşmaz benim babam. Mutluyum demez. Mutsuzum demez. Evlilik teklifi de, boşanma teklifi de annemden gelmiş öğretmenim, işte öylesine suskundur babam. Yanlış anlamayın, ikisini de çok seviyorum ama bir sır vereyim mi, bu onların başarısı değil. Ben sevgi dolu bir insan olmayı kendi kendime öğrendim öğretmenim: Dürüstüm-anlayışlıyım-akıllıyım-yasam insanları sevmek- umut vermektir- varlığım kendime armağan olsun.   ( Battaniye adlı öyküden. s.118-119 )




31 Ağustos 2014 Pazar

Behçet ÇELİK - Diken Ucu





Uzun süredir okumak istediğim  Behçet Çelik de Sibel K. Türker gibi meslekdaşım olmasından onur duyduğum yazarlardan.

Doğduğu kent Adana üzerine yazıları derlediği Adana’ya Kar Yağmış adlı derleme kitabından sonra yazdığı 18 hikâyeden oluşan ''Gün Ortasında Arzu'' adlı kitabıyla 44.Sait Faik Hikâye Armağanı'nı'nı,  2010'da yayımlanan Diken Ucu adlı hikâye kitabıyla Haldun Taner Öykü Ödülü'nü kazanmıştır.
Dünyanın Uğultusu adlı ilk romanını 2009 yılında yayımlayan Behçet Çelik'in,
 Romanları;  
        Dünyanın Uğultusu (2009, Kanat Kitap, 2011, Can Yayınları), Sınıfın Yenisi (2011, Günışığı Kitaplığı),  Soluk Bir An (2012, Can Yayınları)

On dört öyküsünün yer aldığı Diken Ucu, Can yayınları tarafından yayımlanmış, 122 sayfa.
Sade ve akıcı dilinin yanısıra öykülerinde sıradan kişilerin içdünyası, duygu ve davranışları ustalıkla anlatılmış.

 Bazı yazarların tüm yazdıklarını merak edip okumak isteriz ya, işte Behçet Çelik de bende öyle bir istek oluşturdu.

 Okumanızı tavsiye ediyorum, Hoşçakalın...


******



Kitaptan Alıntılar:


Ne çok konuşurduk, tam da yatmaya karar vermişken, uykumuzdan çalma pahasına. Sonra sustuk. Birimiz bir şey söylerken öbürümüz televizyonun sesini kısmadı,  anladığımız kadarı yetti -zaten neydi? Önemsiz bir ayrıntı. Perdenin söküğü, dolabın kapağı. Çok olmuş biz bu sabaha varalı.  ( s.21-22 Dolabın Kapağı adlı öyküden. )


İnsan yirmi yıl bir başkasını diken ucu gibi taşır mı içinde?  Görmese, aramasa bile... Gençlik deyip geçemez miydim?  Geçebilseydim, şimdi neşeyle bunlardan konuşabilirdik. Tam içki mezesi olabilecek hatıralar. Ağlamayız da  nasılsa artık. Kıkır kıkır güleriz; unuttuğumuz  ya da hiç öğrenmediğimiz ayrıntıların üzerinden geçer, ''Biz neymişiz,'' deriz. (s.52 Diken Ucu adlı öyküden. )



Geceleri yatmadan önce, namaz dualarının ardından , senden, aileme, bana, komşularımıza, akrabalarımıza, bütün Müslümanlara, bütün insanlara sağlık, esenlik vermeni isterim- bilirsin. Sesimi duyduğunu, her kulun gibi beni de, dualarımı da işittiğini biliyorum. Nenemin hastalığı sırasında dualarımı işittiğin halde neden nenemi iyileştirmediğini bilmiyorum. Abim, aklımın yetmediği konular olduğunu söyledi bunların. Kuşkusuz sen her şeyin en iyisini, en doğrusunu bilensin, nenemi çok sevdiğin için yanına  aldığını söyledi abim, doğru mu? ( s.81 Dua adlı öyküden. )




4 Şubat 2014 Salı

Selma FINDIKLI - İmbatta Karanfil Kokusu





Selma FINDIKLI, önce radyo oyunları yazmaya başlamış, daha sonra öykü ve romanları yayımlanmıştır.
Loş Sokağın Kadınları adlı öykü kitabıyla  1996 Haldun Taner Ödülü'nü, Ankara İstasyonundaki öyküleriyle de 1998 İş Bankası Edebiyat Büyük Ödülü'nü almıştır.

Nereye Yüreğim,  Gözüm Yaşı Tuna Selidir Şimdi, Saray Meydanında Son Gece, Gümüşlü Martı, Gecenin Yalnızlığında ve Kum Gülü diğer romanlarıdır.

İmbatta Karanfil Kokusu, yazarın on iki öyküsünün yer aldığı bir öykü kitabı. 1863 Osmanlı Dönemi'nden, 1939 Cumhuriyetin ilk yılları arasında İzmir'de farklı milliyete, farklı din ve kültüre sahip kişilere ait öyküler. Çok güzel yazılmış, İzmir'in imbat esintisini hissedecek, karanfil kokusunu duyacaksınız adeta... 

Bana Kasap Çırağı'nın kasvetli etkisinden sonra çok iyi geldi doğrusu. Sizlere de okumanızı öneriyorum...

Kitap Remzi Kitabevi tarafından 2006 yılında yayımlanmış, 154 sayfa, elimdeki ise  dördüncü basımı.


******


Kitaptan Alıntılar:
.

Göz ucuyla bakıyorum da; pek çaresiz, süklüm püklüm oturuyor yanımda. Beni beğenmiyor,sevmiyor değil...Sözle olmasa da davranışlarıyla hoşlandığını belli ediyor çünkü. 
Yüreğimin sesi, kendini bana layık görmediğini fısıldıyor, ama inanamıyorum. Pehlivan yapılı bir adam Akif Efendi. Ne var ki, hantal bedeninin aksine ince ruhlu zannederim. Başka erkekler gibi birkaç adım önde yürümüyor, beni soluk soluğa bırakmıyor mesela...İkimiz de köleydik sarayda. Birimiz hanım sultanı giydirir, öbürümüz saltanat arabasıyla gezintiye götürürdü... (s. 48-49 Kuş Kanadı Kalem Olsa adlı öyküden )


Kalispera efendimu... Sinematograf nedir, bilirsiniz vre? Duydunuz hiç?... Duyamazsınız, çünküm bulunmaz öyle her yerde. Konstantinopl'da bilem yokmus daha. Eh orası payitaht olsa da İzmir baskadır '' Şarki Akdeniz Paris'i '' demisler ona...(s.72 Cinderella adlı öyküden )


Bir de şimdiki halimize bakın... Kadifekale'nin yamacında, Muhacirin Mahallesi'nin, her köşesinden nemli rüzgar fıslayan, kuş yuvasına benzer evlerinden birinde, yarı aç yarı tok yaşıyoruz... Elbiselerimiz, feracelerimiz yama tutmaz oldu. Öylesine yırtık...Hilal-i Ahmer'le Muhacirin Cemiyeti yardım ediyor bizim gibilere. Ama o kadar çok perişan aile var ki, hangi birine yetişsinler? (s.80 Muhacirin Mahallesi adlı öyküden. )



16 Aralık 2013 Pazartesi

Yekta KOPAN - Aile Çay Bahçesi




Ekim ayı içinde yayımlanan Aile Çay Bahçesi, ilk baskısında otuz bin adet gibi yüksek bir sayıyla okuyuculara sunulmuştur. 

Yekta KOPAN, 1968 doğumlu. 2002'de Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleriyle Sait Faik Hikaye Armağanı, Karbon Kopya Dünya Kitap ile 2007 Yılın Telif Kitabı Ödülü, 2010 yılnda ise Bir de Baktım Yoksun ile de Yunus Nadi Öykü Ödülü ve Haldun Taner Öykü Ödülü'nü almıştır.


Romanı okurken bazı kesitler tanıdık gelecek sizlerede. Bir seferde okuyacağınız akıcılıkta aynı zamanda.

Müzeyyen,  kardeşi Çiğdem'in doğumundan itibaren kendini kötü hissedip, yaşamı boyunca ''kötü'' olmaya karar vermiştir.

Babasının annesine, kendisine ilgisizliği ve mutluluğu dışarıda araması, annesinin ölümünden kardeşini sorumlu tutması, aile içinde küçüklüğünden itibaren biriktirdiği mutsuzluğunu, yalnızlığını babasının ölüm döşeğinde bir araya geldiği kardeşiyle yüzleşerek  geçmişi ve kendini sorgulamanın, belki de yeniden doğmanın  hikayesi...

İyi Okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:


Ne zaman yazlığa gidecek olsak, günler öncesinden başlayan bir sıkıntı kaplardı içimi. Saatler sürecek yolculuk boyunca gördüğüm herkes, beni görecek bütün insanlar yok olsun isterdim. Amcalar, teyzeler, ablalar, otobüs yolculuğunu bitmek bilmeyen bir tıkınma ayinine dönüştüren bütün o kalabalık aileler. Kuru köfte, haşlanmış yumurta, içine taze soğanla domates tıkıştırılmış beyaz peynirli ekmekler, mücver, hatta kısır. Evin annesi türlü maharetle yavrularını ve sigara üstüne sigara tüttürerek oturdukları bölgeyi dumandan bir görünmezlik duvarıyla çeviren öküz kocasını elleriyle beslerdi. (s.24 )


Mezarın ayakucuna oturdum. Öylece kalmak istiyordum orada. Zaman kendi bildiğince geçip gitsin. Önce yazıları silsin, sonra beni. Mezar taşında zamana direnen harfler, zihnimde bana direnen anılar kalsın sadece. Ne kadar yerinden sökmek istese de babaannemin görüntüsünü kazıyamasın. (s.62 )


Oysa yağmurda ıslanmanın verdiği huzur hiçbir şeyde yoktur. İnsan olmaktan utanmadığın tek andır, ağaçlar gibi, çiçekler gibi, köpekler, kuşlar, kediler, bildiğin-bilmediğin bütün hayvanlar gibi ıslandığın an. Manzaraya dışarıdan bakan kibirli insanlardan uzakta, o manzaranın bir parçası olursun. (s.74 )


''Ne yapacağız şimdi? Önce memleketi kurtaracağız. Sonra hayatımda birinin olup olmadığını soracaksın. Bir-iki tavsiye, bir-iki itiraf. Saçmasapan benzetmelerle kendini aklayacaksın. Yok benzin pompası, yok hayat kovalıyordu falan. İstersen ben sana kopya vereyim, babaannen şöyle yaptı, annen böyle yaptı dersen iyice rahatlatırsın kendini. Nasıl olsa hepimiz başkalarının günahlarını sırtlıyoruz değil mi baba? Onların hataları olmasa dünyanın en iyi babası olacaktın.''  (s.128 )







17 Kasım 2013 Pazar

Sibel K. TÜRKER - Benim Bütün Günahlarım







Bloğumda tanıtacağım kitapları seçerken dikkat ettiğim şeylerden biri de, adını hiç duymadığımız ya da pek azımızın tanıdığı yazarların kitaplarını tanıtmak. Daha önce okumadığım yazarları tanımaktan ve tanıtmaya çalışmaktan da keyif alıyorum doğrusu.

Sibel K. TÜRKER' de bunlardan  biri. Yazarın Öykü Sersemi'yle 2005'te Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü, Ağula'yla 2006 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü'nü alması, bir de meslektaş olmamız dikkatimi çekti. 
İyi ki de okumuşum dediğim yazarlardan biri oldu. 
Okurken yazarın akıcı uslubunu görüyorsunuz. Ustalıkla yazılmış romanı ben adeta elimden bırakmadan bitirdim. Okumanızı tavsiye ediyorum.

 O kadar çok tanımadığımız yazar ve o kadar çok okunacak kitap var ki, bir yerlerden başlamak, her öyküyle, her romanla farklı dünyaları tanımak, zenginleşmek gerektiğini düşünüyorum.

Gelelim  Benim Bütün Günahlarım'a...
Kahramanımız Toros, evlendiği ilk günden beri kendini karısına-evliliğe uzak bulmuş biri. Evliliği bilinen anlamda yaşamamakta, bir süre sonra ailesinden uzağa kaçarak, büyük bir şehrin otel odasına adeta kendini hapsederek yaşamaya devam etmiştir. Maddi durumu ise babasından kalma malvarlığı sebebiyle iyidir. Fiziksel görünümündeki zayıflığını spor salonunda vücut geliştirmeye çalışarak gidermeye çalışmışsa da, iç dünyasındaki yalnızlığını, zayıflığını çok fazla benimsediği de söylenemeyen Gülümse ile gidermeye çalışmıştır.

Gerek eşi ve ailesini terk edişi, gerek Gülümse'ye evlenme sözü vererek kandırması, Gülümse ile birlikteliğinin de o saçma birlikteliklere dönüşmesi,  aslında ne istediğini bilmemesi Toros'un ''bütün günahlarının'' altında güçleneyim derken ezilmesine sebep oluyor.
Bir de raslantı sonucu tanıştığı tuhaf bir çiftle arkadaş olur. Karı ve kocanın adları da aynı, ikisi de Canan. Bay ve Bayan Canan arasındaki ilişki ise insanı evlilikten soğutur cinsten, benden söylemesi!


******


Kitaptan Alıntılar:


Bu nasıl olabilir? Şirin benden nasıl hamile kalabilir? Şirin bu numaraları kimden öğrendi? Karnına ne tür bir yastık koymakta? Beş ay sonra fırfırlı, işlemeli bir kırlent doğurunca herkes ne diyecek? (s.84 )


Hala açık olan pencereden akşam trafiğinin uğultusu geliyordu. Dışarı çıkamazdım, şehir ağzını açmış beni yutmaya hazır bir canavar gibi orada bekliyor olacaktı. Yalnızca beni...Çünkü diğerlerini tanıyordu, onlara aşinaydı, onlara dokunmazdı. Şehirlerin yalnızca yabancıları tanıyan büyük, gizli gözleri olurdu.Üşümelerinden tanırdı, tuhaf tutarsız davranışlarından. (s.89 )


Aşkım bütün taze gelinler gibi mutfaktaki hünerlerini sergiliyordu her akşam. Ev içinde protein, tahıl ve karbonhidrat karışımı sevecen gazların dolaştığı bir mabede dönüşürken, taze yeşilliklerin pastoral senfonisi keyfimize eşlik ediyordu. Seks ve yemek bütün yeni evlilerin- ya da kendini evli sayanların- içine düştükleri bir safahat alemiydi. (s.178 )


Hayat bol haneli sayılar, şişman kesirler değildi belki de. Söylenmesi, anlaması kolay basit, tek rakamlı bir sayı olmalıydı. fazlalıklar atılmalıydı. Bunların cevabı yoktu, sadece derin bir sarhoşluk vardı başımda. ben diye bildiğim o sıkıcı ama alışkın olduğum evim neredeydi? Gülümse benim yeni ferah evim miydi, yoksa kalbimin sıkışık odasına aldığım gereksiz, zamansız bir başka eşya mı? (s.182 )

15 Ekim 2013 Salı

Ayşe KULİN - Foto Sabah Resimleri







Ayşe KULİN, Arnavutköy Amerikan Lisesi mezunu olup, çeşitli gazete ve dergilerde muhabir ve editör; televizyon reklam ve sinema filmlerinde sahne yönetmeni, sahne yapımcısı, senarist olarak çalışmıştır.

Yazdıklarıyla Türkiye'de en çok okunan yazarlardan olup, çeşitli ödüller almıştır.

Ayşe Kulin, Foto Sabah Resimleri eseriyle 1995 yılında Haldun Taner Öykü Ödülünü, 1996 yılında ise Sait Faik Öykü Ödülünü kazanmıştır.
 Genellikle roman okumayı tercih ettiğimiz için, farklı yazarlardan öyküler  okumak istedim. Foto Sabah Resimlerini de bu nedenle okudum. On öyküden oluşan kitaptaki öykülerin okuması keyifli, Öykü okumaktan  hoşlanmayanlara da öneriyorum.


******


Kitaptan Alıntılar:

 

Beni ne yapacaklarına bir türlü karar veremiyorlar. Emanete bırakılıp, unutulmuş eski bavul gibiyim. Başlangıçta Ela'lığım sırasında acıyorlardı, ilginç buluyorlardı. Artık alıştılar. Kafka'nın böceğiyim sanki. Gregor'um ben. Kafka!...Doktor Adnan'a koşuyorum.
''Doktor, Kafka'yı biliyorum, Kafka'yı hatırlıyorum ben.'' (s.70- Unutmak adlı öyküden.)

 
Yaşam buydu artık. Yaşam bal gibi bilinip de bilmezliğe gelinenin peşinde, gerçekle düşün, hayatla ölümün arasına gerilmiş çok ince bir ipte yürümekti. O ipin üstünde yürürken, dengeyi bulmak ve cehenneme yuvarlanmamak için, içkiye, hayal gücüne ve kırık bir umuda sığınmaktı. Umudun verdiği güçle, Don Kişot gibi, yeldeğirmenleriyle, savaşa devam etmekti. Yeldeğirmenlerinin duyguları, yürekleri, beyinleri yoktu.Onlara saldıranlar, acımasızca yaralanmaya ve yenilmeye mahkumdurlar. (s.86-Umut adlı öyküden.)