20 Eylül 2014 Cumartesi
TATİLE GİDERKEN YANIMDA...
Kısa bir dinlenme, Ayvalıkta olacağım. Yanıma daha önceden hazırladığım birkaç kitap almıştım ama Ömer İZGEÇ'in merakla beklediğim ikinci kitabı ''BOZADAM'ı'' raflarda görünce hemen aldım. Ön sırada okunacaklar arasında yerini aldı, sizlerle de paylaşmak istedim. Bu kez değişiklik olsun, okuduğum değil ''okuyacağım'' kitabı paylasıyorum.
Bloğumu takip edenler Ömer İZGEÇ'in ''Fevkalbeşer Sair Bey ve Suskunluğu'' kitabını paylaştığımı hatırlarlar. Sıradışı, sürükleyici bir romandı.
Şimdi sıra, Bozadam'da. BOZADAM'ı okuyalım,okutalım...
Sizleri Ömer İzgeç'in kalemiyle tanışmaya davet ediyorum, okuduktan sonra üçüncü kitabını beklemeye başlayacaksınız benden söylemesi!
Şimdilik Hoşçakalın...
Okşan AYBAŞ
19 Eylül 2014 Cuma
Halil CİBRAN - Ermiş
Aynı zamanda iki arkadaşım birden Halil Cibran'ın ''Ermiş'' adlı kitabını tanıtmamı isteyince öncelikle Ermiş'i okuyup sizlerle paylaşmak istedim.
Halil CİBRAN, Lübnan asıllı Amerikalı felsefe yazarı. Arapça, İngilizce edebi denemeler, öyküler yazmış, resim yapmıştır.
Elimdeki kitap, Türkiye İş Bankası Kültür yayınları tarafından 2. baskısı Mayıs 2014 te yayınlanmış, 54 sayfa.
Yıllardır yurt edinip yaşadığı kentten ayrılmak üzere olan Ermiş' e ayrılmadan önce kent halkı tarafından sorulan sorular ve Ermiş'in ölüm, güzellik, özgürlük, suç ve ceza, evlilik,aşk, çocuklar, acı, dua gibi pek çok konuya dair yaptığı açıklamalardan oluşuyor Ermiş.
Hemen hemen her cümlenin altı çizilecek derinlikte açıklamaları, kitabı okumak sadece felsefe sevenlerin değil, herkesin ilgisini çekecek güzellikte.
Kısa ama derin anlatımı sevenler, okumalısınız!
******
Kitaptan Alıntılar:
Aşka Dair
Mısır demetleri gibi derer sizi aşk. Harman yerinde dövüp çırılçıplak bırakır. Kabuklarınızı elemek için kalburdan geçirir. Apak edinceye kadar öğütür sizi. Yumuşayana kadar yoğurur; sonra da atar kutsal ateşine, Tanrı'nın kutsal şölenine kutsal ekmek olasınız diye. (s.6 )
Evlere Dair
Hayalinizde kırlara çardak kurun, kent surları içine bir ev inşa etmeden önce. (s.17)
Akıl ve Tutkuya Dair
Aklınız ve tutkunuz denizlere açılmış ruhunuzun dümeni ve yelkenleridir. Yelkenleriniz ya da dümeniniz parçalanırsa,oraya buraya savrulup sürüklenmekten ya da denizin ortasında hareketsiz kalmaktan başka bir şey gelmez elinizden. (s.28 )
Hazza Dair
Haz bir özgürlük şarkısıdır, ama özgürlük değildir.
Arzularınızın çiçeklenişidir, ama meyvesi değildir. Bir doruğa seslenen derinliktir, ama ne derindir ne de yüksek. Kafese kapatılanın kanatlanışıdır, ama kuşatılan uzam değildir. ( s.38 )
16 Eylül 2014 Salı
Yekta KOPAN - Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri
Yekta Kopan öyküleri okumayı seviyorum. Sizlerle ''Aile Çay Bahçesi'ni'' Aralık 2013 te, ''Bir De Baktım Yoksun'u'' bu ay içinde paylaşmıştım.
Sade ve akıcı anlatımı, öykülerin yaşamımızdan çıktığı halde sıradanlıktan uzak olması öyküleri değerli kılıyor bence.
''Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri'' 2001 yılında yayımlanmış, yazarın 2002 Sait Faik Hikaye Armağanı aldığı kitabı. Elimdeki 2006 yılındaki 4. baskısı. 152 sayfa ve içinde on tane öykü var. Öykülerin adları şöyle;
-Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri,
-Düş Eş,
-Rakı,Su ve Buz,
-Maskeli Süvari,
-Oyun Evi,
-Elma Ağacındaki Cadı,
-Çıkış Noktası,
-Mevsim Normalleri,
-Köprüden Görünüş
-Yayımlanmamış Bir Söyleşi,
Bir süredir üst üste öykü kitapları okuyorum, sizlere de tavsiye ederim, Bir öykünün yoğunluğunu hissederken, yeni bir öyküyle başka bir dünyanın içine giriyorsunuz. Çok keyifli.
Bundan sonra ne okuyacağıma henüz karar vermedim. Genellikle hazırladığım listelerin de, sıraladığım kitapların da sırasına uymayıp, ruh halime göre karar veriyorum!
Dediğim gibi, ''Her kitabın bir okunma zamanı vardır...''
Keyifli okumalar...
******
Kitaptan Alıntılar:
Yıllar önce defterime yazdığım bir söz geliyor aklıma: ''Sevmenin en zor yanı sevilmek...'' Ne kadar aptalmışım, sevmenin en zor yanının, kendini bir yana koyup, sevildiğini görmek olduğunu anlamak için, yanlızlığımı kendime tekrar tekrar tarif etmem gerekiyormuş demek ki.Yaşatamadığım bir aşkı, yazarak yeniden kazanamayacağımın farkındayım artık. (Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri adlı öyküden. s.24 )
Grundig amcamın en değerli eşyasıydı. Bu kocaman müzik dolabının evdeki diğer eşyalardan çok ayrı bir yeri vardı. Her şeyden önce onun bir adı vardı: Griundig. Sonra o diğer eşyalar gibi sessiz, kendi halinde bir eşya değildi. Evin, amcamın, misafirlerin ve belki de en çok benim neşe kaynağımdı. (Maskeli Süvari adlı öyküden. s.58 )e
Önce büyük bir gürültü oldu. Çalışma masamın üzerindeki kahve fincanı titremeye başladığında, yüreğimin göğüs kafesimi delip dışarı çıkmak istediğini hissettim. Aniden bilgisayarımın ekranı kararıverdi, yerimden kalkmaya çalıştım ama başım döndü sendeledim. Tam o sırada Nalan'ın çığlığını duydum. (Çıkış Noktası adlı öyküden. s.105 )
14 Eylül 2014 Pazar
Alice MUNRO - Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik
Alice MUNRO, 2013 yılı NOBEL Edebiyat Ödülünün sahibi. Daha önce Aralık 2013 te yazarın ''Bazı Kadınlar'' adlı kitabını sizlerle paylaşmıştım. Çocuklar Kalıyor da okumak istediklerimden, bakalım ne zaman sıra gelecek!
Kanadalı yazar 1931 doğumlu, artık yazmayacağına ilişkin bir yazı okudum ama ne derece doğru bilemiyorum.
1922 doğumlu Jose Saramago'nun1998 de Nobel Edebiyat Ödülünü almasını geç bulmuşken, Alice Munro'nun ödülü alma yaşı ile ilgili yorumda bulunamayacağım haliyle!
Kitaptaki öyküleri çok beğendim, öykülere girişi, kurgu, betimlemeler muhteşem. Öykülerdeki kadınlar aile bağları ile özgürlük, evcillik ile bağımsızlık ikilemindeler.Öykülerden Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik ve Ayı, Dağı Aştı Geldi (Ondan Uzakta adıyla) beyaz perdeye aktarılmış.
Can Yayınları tarafından yayımlanan kitap 365 sayfa
Kesinlikle okunmaya değer, benden söylemesi...
******
Kitaptan Alıntılar :
Bill'in bunlardan biri olup olmadığını bilmiyorum ama sırtında bir yenilgiler, çekilmiş dertler ve alınmış dersler geçmişi taşıyormuş gibi bir hali kesinlikle vardı. Ayrıca hatalı oldukları anlaşılmış seçimleri ve beklenen sonucu getirmemiş talihi centilmence kabullenirmiş gibi bir hali de vardı. ( Aile Mobilyaları adlı öyküden. s.124 )
Tecrübelerim erkeklerin böyle olmadığını gösteriyordu. Onlar ürkütücü olaylara ilk fırsatta arkalarını döner, bir şey olup bittikten sonra bir daha sözünü etmenin ya da düşünmenin yararı yokmuş gibi davranırlardı. kendi kendilerini ya da başkalarını galeyana getirmek istemezlerdi. ( Aile Mobilyaları adlı öyküden s.129 )
Sanki gökyüzünün büyük bir bölümü geri kalanından kopmuş, telaşla, kararlılıkla aşağı iniyor, tam seçilemeyen bir canlının şekline bürünüyordu. Önünden yağmur perdeleri -tül değil, çılgınca savrulan kalın perdeler- ilerliyordu. Üzerimize yağan hala hafif, tembel damlalar olduğu halde yağmur perdelerini açıkça görüyorduk. Sanki bir pencereden dışarı bakıyor, camın parçalanacağına inanmıyorduk; sonunda parçalandı ve yağmurla rüzgar bir arada üzerimize çarptı, saçlarım havalanıp kafamın tepesinde bir yelpaze gibi açıldı. Cildimin de az sonra aynı şekle girebileceğini hissediyordum. ( Isırganotları adlı öyküden s.209 )
11 Eylül 2014 Perşembe
Aydın ŞİMŞEK - Yaratıcı Yazarlık ve Deneysel Düşünme
Bu seferki paylaşımım daha çok yazmak isteyenleri ilgilendirecek bir kitap. Kütüphanede kitapları karıştırırken dikkatimi çekti, Yaratıcı Yazarlık ve Deneysel Düşünme'yi merakla okudum.
Son zamanlarda edebiyat dergilerinde, edebiyat köşelerinde sık sık rastlıyorum, falanca yazara göre yazmanın püf noktaları diyen yazılara.Belli ki ilgi çekici bir konu.
Bence yazabilmek için öncelikle biriktirmek gerek. Çok okuyup, çok gözlemlemesi, her şeye farkındalığını arttırması gerekir yazar adayının.
Yazar Aydın ŞİMŞEK, çeşitli dergi ve gaztelerde şiir, deneme, eleştiri yazıları ile Şiir ve Araştırma-İnceleme kitapları yazmıştır. İnsan Hakları Derneği Ödülü, Damar Dergisi Edebiyat Emek Ödülü sahibidir.
Kitap yazı disiplinlerini, kurgu süreçlerini ve yazmaya dair pek çok bilgiyi açıklıyor, örnekler veriyor. Yazarın ''Bir Atölye Çalışması'' dediği kitabı Kanguru Yayınları tarafından yayımlanmış, elimdeki kitap 2009 yılı 3. basımı ve 141 sayfa.
İlgililerin bilgisine...
******
Kitaptan Alıntılar:
Yazan insan yazınsal içgüdüsüne inanır ve güvenir. Unutmamak gerekiyor ki, bir yazı biçiminde yetkinleşmeden ondan daha fazlasını yapmak mümkün değildir. Yazan kişi önce gözünü kendi gerçeğine dikmeli ve yetkinleşmek için bir sürece gereksinim duyduğunu unutmamalıdır. Süreç boyunca hiç aksatmadan yapılması gereken şey, kalemin yazı ekzersizleriyle, bilincin de okumalarla açık tutulmasıdır. (s.33 )
Yazar, yazı disiplininin asıl unsuru olan eksiltmeyi göze almalıdır. Yazı fazlalıklardan oluşmaz, fazlalık hızın ögesidir. ''Kusarak değil yutarak yazılır.'' (s.66 )
Öykü yazarı bir zamandan başka bir zamana, örneğin; şimdiki zamandan geçmiş zamana geçerken, bunun gereklerine işaret etmek zorunda değildir. Geçtiği zaman içerisinde bu geçişin gereğini duyuracaktır. (s.80 )
10 Eylül 2014 Çarşamba
Orhan KARAVELİ - Sakallı Celal
Bir arkadaşımın önerisiyle okuduğum ilginç bir kitap. Bu dünyaya kimler gelmiş, kimler geçmiş dedirtiyor.
Sakallı Celal diye bilinen Celal Yalnız, Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşamış ilerici bir aydın, filozof, kültür adamı. Galatasaray Lisesi mezunu, babası Bahriye Nazırı Amiral Hüseyin Hüsnü Paşa.
Paşazade kimliğine bürünmemiş, aydınlanma adına bilimden, bildiği doğrular ve ilkelerinden ödün vermemiş mütevazi bir entellektüel. Osmanlı dönemi gibi Cumhuriyetin ilk yıllarında da düzen bu nevi şahsına münhasır kişinin kıymetini bilememiş.
Çoğumuz düzenin herkese adil olmadığından, hak etmeyenlerin kayırıldığından dem vururuz ya, geçmişte de öyleymiş maalesef!
Gazeteci yazar Orhan Karaveli'nin titiz araştırması, çok güzel bir biyografiyi ortaya çıkarmış. Okuyup etkilenmemek olanaksız.
Keyifli okumalar...
******
Kitaptan Alıntılar:
O, zamanından evvel doğmuş bir hür düşünür idi. Pek az kimsenin anlayabildiği... Fikir, irfan, medeniyet ve terbiye namına çırpındı durdu. Sonra, erken doğduğunu anladı, işi filozofluğa vurdu. Hayatı; bütün ağırlığı, haksızlığı, pisliği ile -iğrenerek- kabul etti. Sakallı Celal muradına erememiş fakat kemaline ermiş bir adamdı. (s.31 )
''...Rüzgarda savrulan sakalı, gür kaşları, geniş omuzlu cüssesiyle, kirli kasketine ve yağlı paltosuna rağmen, tebdil gezen bir masal padişahı gibiydi. Herkes ona korkuyla karışık bir saygıyla bakardı...'' ( s.32)
Yoksulluktan kırılan bir köy kahvesinde konuşurken:
-Bastonumu soksam yeşertecek kadar verimli bu Anadolu toprağından, üzerinde yaşayan insanların karnını doyuracak kadar ürün alamamayı başardığımız için ne kadar alkışlansak yeridir! demiş ve bunun sorumluluğunu aydınlara yüklemişti:
-Bu ülkede ilgililer bilgisiz, bilgililer ilgisizdir... Türkiye'de 'aydın' geçinenler 'Doğu'ya doğru seyreden geminin güvertesinde 'Batı' yönünde koşturarak 'Batılılaştıklarını' sanırlar! (s.174 )
7 Eylül 2014 Pazar
Victor HUGO - Bir İdam Mahkumunun Son Günü
Victor HUGO'nun yirmi altı yaşında yazdığı bu roman, yazıldığı yıllar itibariyle idam cezasını sorguladığı ve toplumun bu sorgulamaya hazır olmaması nedeniyle kitabın birinci basımın (1829) tarihli önsözü ve bir oyundan sonra romana geçilmektedir.
Romanın bir başka önemli yanı da, dünyada birinci tekil kişi (ben) ile yazılan ilk roman olmasıdır.
Aslında kitabın konusu başlığından da anlaşılıyor ancak giyotinle infaz edilecek bir idam mahkumunun ağzından onun hissettiklerini okumak etkileyici. Kitabın arka kapağındaki tanıtımda da belirtildiği gibi bu roman çağdaş edebiyatın ilk iç monologu özelliğini de taşımaktadır.
Okuduğum kitap Can Yayınları tarafından yayınlanmış dördüncü ve eski bir basımı, 128 sayfa.
Bir idam mahkumunun iç sesini duymak isteyenler için güzel bir roman, güzel bir klasik, okunmaya değer...
******
Kitaptan Alıntılar :
Gün ışığı hücreme girmediğine göre, geceleyin ne yapılabilir? Aklıma bir düşünce geldi. Ayağa kalktım, lambamı hücrenin dört duvarında gezdirdim. Yazılarla, resimlerle, garip biçimlerle, birbirine karışan, yarı silik, yarı okunaklı adlarla doluydu bu duvarlar. En azından her mahkum bir iz bırakmak istemiş olmalıydı buralara. Kurşunkalemle, tebeşirle, kömürle yazılmış siyah, beyaz, gri harfler; taşlara kazınmış derin kertikler, oraya buraya saçılmış, insanınkanla yazılmış olduğunu sanacağı paslı işaretler, simgeler... (s.51 )
Ah! Kaçabilseydim, kırlarda nasıl da koşardım!
Hayır, koşmamam gerekir. Dikkat çeker, insanları kuşkulandırabilir. Tam tersine yavaş yavaş yürümek gerek; başınız dimdik olacak ve şarkı mırıldanacaksınız. Kırmızı desenli, mavi renkli, eskimiş gömlek gibi şeyler giyeceksiniz üstünüze. Bunlar insanı iyi gizler. (s.72 )
Yardımcılar, beni koltuk altlarımdan tutarak kaldırdılar. Kalktım, yürüdüm. Adımlarım cansızdı, sanki her bacağımda iki diz varmış gibi bükülüyorlardı. ( s.122 )
5 Eylül 2014 Cuma
Sait Faik ABASIYANIK - Havuz Başı
1952 yılında Varlık Yayınları tarafından yayımlanmış Havuz Başı adlı öykü kitabının elimdeki Haziran 2013 basımı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanmış.
Öykü deyince, Türk Edebiyatında öykünün babası dediğimiz Sait Faik'i anmamak, okumamak olmaz.
Sait Faik okurken, onunla birlikte yürürüm Burgaz Ada'nın patikalarında. Gamsız gamsız. martıları, ağlarını atan balıkçıları izlerim usul usul keyifle...
Havuz Başı'ndaki öyküler Burgaz Ada'dan uzak. Yirmi üç tane birbirinden farklı öykü. Kimileri deneme yapısında. Bir yazarı tanımak için birden fazla kitabını okumayı tercih ederim. Sait Faik'in de bugüne kadar okuduğum öykülerinden farklı öykülerini okumakla onu biraz daha fazla tanıdım. Aslında öykülerin 1947 ve o yıllara yakın tarihlerde yazıldığını bilmek, tarihe tanıklık etme duygusu yaşattı bende.
1955 yılından bu yana yazar adına her yıl verilen ''Sait Faik Hikaye Armağanı,'' ülkemizin prestijli ödüllerindendir. 2014 yılında ödülü Mahir Ünsal Eriş ''Olduğu Kadar Güzeldik'' adlı kitabıyla almıştır.
Sait Faik'le ilgili beni en etkileyen şey, yazarın vasiyetiyle, kitaplarının telif gelirlerinin Darüşşafaka Cemiyetine, maddi olanakları yetersiz, annesi ya da babası olmayan çocukların dokuz yaşından itibaren eğitimine katkıda bulunmak üzere verilmesidir.
Öykücülüğümüzün nereden nereye geldiğini anlamak için bile okumaya değer...
******
Kitaptan Alıntılar:
Sizi bekliyorum. Sizi göreceğim; içimde bir şey koşacak. Siz görmeden geçeceksiniz. Ben kederle sevinci duyup dalacağım aleme. Dünyayı yeniden kederlerle kuracağım. Sonra çarşılardan çarşılara, insan sesleri arasında, her şeyi sizinle kurulmuş bir şehirde dolaşacağım.
Herkes geçti, siz geçmediniz. Yüzünüzü göremedim. Bayramım, çocukluk bayramım salıncaksız geçmiş gibi gözüme yaş doldu. (Havuz başı adlı öyküden. s.1 )
İstanbul pazar günleri tenhalaşır yaz sıcaklarında. Beyoğlu'ndan üç dört yorgun, ağır ağır geçer; üç beş çocuk sinemalara dalar. Sıcaktan börtmüş, siyahlar giymiş iki madama kiliseden çıkmış eve döner. İki dünyasından geçmiş emekli, bir kıraathanenin camları arasında uyuklar. (Yüksekkaldırım adlı öyküden. s. 49 )
İşte böyle bir serseri, bir gece Gülhane Parkı'nda kalır. Bekçiler güneşin batmasıyla beraber düdüklerini öttürür. O hintkirazı ağacının altında uyumuştur. Uyanır ki aysız, yıldızlı bir gece saçlarının üstünde. Ağaçtan, kediden, rüzgardan ürker. İçine evler, çorbalar, aileler, hasretler yapışır yapışır kalkar. Tekrardan bir türlü uyku tutmaz. Sessizce hışırdayan yollarda yalnızlığıyla beraber birini gezdirir gibidir. Canı bir el tutmak ister. (Parkların Sabahı, Akşamı, Gecesi adlı öyküden. s.116 )
Etiketler:
burgaz ada,
darüşşafaka cemiyeti,
havuz başı,
iş bankası kültür yayınları,
mahir ünsal eriş,
olduğu kadar güzeldik,
öykü,
sait faik,
sait faik hikaye armağanı,
vasiyetname
3 Eylül 2014 Çarşamba
Yekta KOPAN - Bir De Baktım Yoksun
Aralık 2013 te Yekta KOPAN'ın ''Aile Çay Bahçesi'' adlı romanını tanıtmıştım, bu kez de çifte ödüllü öykü kitabını paylaşıyorum sizlerle.
Yekta KOPAN, 1968 doğumlu. 2002'de Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleriyle Sait Faik Hikaye Armağanı, Karbon Kopya Dünya Kitap ile 2007 Yılın Telif Kitabı Ödülü, 2010 yılnda ise Bir de Baktım Yoksun ile de Yunus Nadi Öykü Ödülü ve Haldun Taner Öykü Ödülü'nü almıştır.
Genellikle roman okumayı tercih ediyoruz, benim öykülerle yakınlaşmam da çok eskilere dayanmıyor. Ancak güzel kaleme alınan öyküleri ard arda okudukça öykü kitaplarını elimden bırakamaz oldum.
Öykü okumayı sevmiyorum diyenlere sesleniyorum; ön yargınızı kırmak için '' Bir De Baktım Yoksun'' yerinde bir seçim olur, benden söylemesi!
Elimdeki Can Yayınları tarafından yayımlanmış, Nisan 2013 - 14. baskısı ve 163 sayfa.
İçindeki öyküler; Sarmaşık, Portobello 22, Kırmızı, Battaniye, Kertenkele, İyi Uykular.
Ben en çok Sarmaşık ve İyi Uykular adlı öyküleri sevdim.
İyi Okumalar...
******
Kitaptan Alıntılar :
Acının insan ruhuna yayılması için ne kadar zaman geçtiğini o anda anladım.1,2,3,4...Bende de yoktu o cesaret... 8,9,10... Hiç olmadı...12,13...Ayrılma kararını veren Melek oldu... 16,17,18 Ayrılmak istedi, beni ikna etmeye çalıştı, gözyaşlarıma göğüs gerdi, benimle ağladı, daha önce boşanmış olan arkadaşlarıyla yemeğe çıkmamı sağladı, yayınevinden benim için izin aldı, tatile çıkmam için baskı yaptı, ailesiyle konuştu, avukat ayarladı, boşanma terapistinin seans ücretini ödedi... 32,33,34...en sonunda bir not bırakıp gitti... 41,42,43... ve bitti... 50.
Elli saniyelik bir şeydi. ( Sarmaşık adlı öyküden. s.35 )
Yavaşça ayağa kalktım. Üstümü başımı silktim. Mahcubiyet duygusuyla büyütülmüş bütün evletler gibi sağa sola baktım. kendi kendime konuştuğumu, yerlerde yuvarlandığımı bir gören olmamıştı. Birkaç dakika olduğum yerde kaldım. Korku ve rahatlama iki yakın arkadaş olmuş, aklımın koridorlarında birdirbir oynuyorlardı. (Sarmaşık adlı öyküden. s 42 )
Ben uğruna hayat adanan bir insan olmanın yüküyle geldim sınıfınıza öğretmenim. Babamın da adı yok de. O kadar sessizdir ki bir adı olup olmadığını öğrenemedik. Konuşmaz benim babam. Mutluyum demez. Mutsuzum demez. Evlilik teklifi de, boşanma teklifi de annemden gelmiş öğretmenim, işte öylesine suskundur babam. Yanlış anlamayın, ikisini de çok seviyorum ama bir sır vereyim mi, bu onların başarısı değil. Ben sevgi dolu bir insan olmayı kendi kendime öğrendim öğretmenim: Dürüstüm-anlayışlıyım-akıllıyım-yasam insanları sevmek- umut vermektir- varlığım kendime armağan olsun. ( Battaniye adlı öyküden. s.118-119 )
31 Ağustos 2014 Pazar
Behçet ÇELİK - Diken Ucu
Uzun süredir okumak istediğim Behçet Çelik de Sibel K. Türker gibi meslekdaşım olmasından onur duyduğum yazarlardan.
Doğduğu kent Adana üzerine yazıları derlediği Adana’ya Kar Yağmış adlı derleme kitabından sonra yazdığı 18 hikâyeden oluşan ''Gün Ortasında Arzu'' adlı kitabıyla 44.Sait Faik Hikâye Armağanı'nı'nı, 2010'da yayımlanan Diken Ucu adlı hikâye kitabıyla Haldun Taner Öykü Ödülü'nü kazanmıştır.
Dünyanın Uğultusu adlı ilk romanını 2009 yılında yayımlayan Behçet Çelik'in,
Romanları;
Dünyanın Uğultusu (2009, Kanat Kitap, 2011, Can Yayınları), Sınıfın Yenisi (2011, Günışığı Kitaplığı), Soluk Bir An (2012, Can Yayınları)
On dört öyküsünün yer aldığı Diken Ucu, Can yayınları tarafından yayımlanmış, 122 sayfa.
Sade ve akıcı dilinin yanısıra öykülerinde sıradan kişilerin içdünyası, duygu ve davranışları ustalıkla anlatılmış.
Bazı yazarların tüm yazdıklarını merak edip okumak isteriz ya, işte Behçet Çelik de bende öyle bir istek oluşturdu.
Okumanızı tavsiye ediyorum, Hoşçakalın...
******
Kitaptan Alıntılar:
Ne çok konuşurduk, tam da yatmaya karar vermişken, uykumuzdan çalma pahasına. Sonra sustuk. Birimiz bir şey söylerken öbürümüz televizyonun sesini kısmadı, anladığımız kadarı yetti -zaten neydi? Önemsiz bir ayrıntı. Perdenin söküğü, dolabın kapağı. Çok olmuş biz bu sabaha varalı. ( s.21-22 Dolabın Kapağı adlı öyküden. )
İnsan yirmi yıl bir başkasını diken ucu gibi taşır mı içinde? Görmese, aramasa bile... Gençlik deyip geçemez miydim? Geçebilseydim, şimdi neşeyle bunlardan konuşabilirdik. Tam içki mezesi olabilecek hatıralar. Ağlamayız da nasılsa artık. Kıkır kıkır güleriz; unuttuğumuz ya da hiç öğrenmediğimiz ayrıntıların üzerinden geçer, ''Biz neymişiz,'' deriz. (s.52 Diken Ucu adlı öyküden. )
Geceleri yatmadan önce, namaz dualarının ardından , senden, aileme, bana, komşularımıza, akrabalarımıza, bütün Müslümanlara, bütün insanlara sağlık, esenlik vermeni isterim- bilirsin. Sesimi duyduğunu, her kulun gibi beni de, dualarımı da işittiğini biliyorum. Nenemin hastalığı sırasında dualarımı işittiğin halde neden nenemi iyileştirmediğini bilmiyorum. Abim, aklımın yetmediği konular olduğunu söyledi bunların. Kuşkusuz sen her şeyin en iyisini, en doğrusunu bilensin, nenemi çok sevdiğin için yanına aldığını söyledi abim, doğru mu? ( s.81 Dua adlı öyküden. )
26 Ağustos 2014 Salı
Heinrich BÖLL - Palyaço
Heinrich BÖLL, İkinci Dünya Savaşında çeşitli cephelerde savaşmış, yaralanıp esir düşmüş Nobel Ödüllü Alman yazar. Alman ve Uluslararası PEN Derneği'nin Başkanlığını da yapmışrır.
Palyaço 1963 yılında yayımlandığında Almanya'da çok tartışılmış, H. BÖLL din karşıtı olmakla suçlanmıştır.
20.yy ın önde gelen klasiklerinden olduğu söylenen roman, umduğumdan da etkileyiciydi.
Yazar bu romanıyla her ne kadar din karşıtı olmakla suçlanmışsa da, İkinci Dünya Savaşı sonrasında varlıklı bir ailenin palyaço olmayı seçen oğlu Hans Schnierin toplumun dar kafalılığı, din ve ahlak kurallarının baskısı altında toplumda yer bulamayışı okura çok güzel yansıtılmış.
Boş kuralların saçmalığını okurken, günümüzde dayatılan kuralları, değerleri de farkında olmadan sorgulayacaksınız.
Okuma konsantrasyonum iyi diyen okurlara duyurulur; edebi değeri olan, nitelikli bir roman okumak istiyorsanız, buyrun ''Palyaço'' sizi bekliyor.
Bende H. BÖLL'ün başka bir romanını daha okumayı ümit ediyorum.
Keyifli okumalar...
******
Kitaptan Alıntılar:
Bence bu dünyada hiç kimse bir palyaçoyu anlamaz; bir palyaço bile öteki palyaçoyu anlamaz. Onların da arasında hep kıskançlık ve çekememezlik vardır. Her zaman olmasa bile Marie beni anlardı. Ona göre ben ''yaratıcı insan'' olduğum için kültüre daha çok ilgi duymalıydım. Fakat yanılıyordu. (s.97 )
Güzel bir söz vardır: hiçbir şey. Hiçbir şey düşünme. Başbakan'ı düşünme, Katolikleri de düşünme. Küvette ağlayan, terliklerine kahve damlayan o palyaçoyu düşün. (s.138 )
Kendimi daha iyi hissediyordum. Dizimin şişkinliği indi, ağrısı da azaldı. Baş ağrım ve melankolim ise devam ediyordu; onlar bana ölüm düşüncesi kadar yakındır. Ölüm, sanatçının hep yanındadır, iyi bir papazın dua kitabını koltuğunun altında taşıması gibi. Eğer ölürsem, başıma neler geleceğini de biliyorum. Ne yazık ki Schnier Aile Mezarlığı'na defnedileceğim. Annem ağlayacak ve beni anlamış tek insanın kendisi olduğunu söyleyecektir. (s.233 )
23 Ağustos 2014 Cumartesi
Anton ÇEHOV - Korkunç Bir Gece
Bu ay üst üste Türk Edebiyatından okuyunca, Dünya Klasiklerini özlediğimi, Rus Edebiyatından Çehov'un öykülerini sıcaklarda rahat okuyacağımı düşünerek ''Korkunç Bir Gece'yi'' seçtim bu kez.
Kırkdört yıllık ömrüne yüzlerce öykü, oyun yazmayı sığdıran Çehov, Gerçekçilik Akımını izlemiştir. Tıp eğitimi alan Çehov'un Cansız Ceset; Kaçak, Cerrahlık adlı öykülerinde mesleğinden etkilenmiştir. Vişne Bahçesi, Vanya Dayı ise en bilinen oyunlarındandır.
Araf Yayınları tarafından 2013 te 2.baskısı yapılan kitap 157 sayfa. İçinde yirmi üç öykü var.
Son zamanlarda okuduğum öykülerden sonra 19.yy Rusyası öykülerine dönmek hoşuma gitti. Farklı yüzyıllarda, farklı kültürlerin öyküleri...
Kısa cümlelerle, kısa öykülerde güçlü anlatımı, kurguyu sergileyebilmek bence zor, hem de çok zor...
Okumayı sevmek, okumayı öğrenmek klasiklerle oluyor. Okuyamadığım ne çok eser var, umarım okumaya vaktim yeter!
Okumayı seviniz, sevdiriniz diyerek bitireyim bu defa da. Hoşçakalın...
******
Kitaptan Alıntılar:
Adamcağız general olmayı kafasına koyduğundan emekliliğini de istemiyordu. Böylece bizde beş yıl daha hizmet etti ve diyebiliriz ki, sonunda amacına ulaştı. Ama nasıl ulaştığını tahmin edemezsiniz.Adamcağızın yazgısı böyleymiş demek ki. Generallik rütbesini verdikleri gün ansızın katıldı kaldı. Yüzünün sol yanına, sağ koluna, iki bacağına birden inme inmişti... Bizim gösteriş düşkününe sırmalı general apoleti takmak nasip olmadı, istemeye istemeye emekliye ayrıldı. ( Kale Gibi Kadın adlı öyküden. s.38 )
Gene de evlendirdiler bizi.
Şimdi evliliğimizin gümüş yıldönümünü kutluyoruz. Birlikte tam 25 yıl uçup gitmiş. Başlangıçta zor yıllar geçirdik. Hep azarladım Zoya'yı, gerektiğinde patakladım, istemeye istemeye sevdim. İstemeye istemeye çocuklarımız oldu. Sonra...yavaş yavaş alıştık birbirimize...
Şu an Zoyacık arkamda ayakta duruyor; elleri omuzlarımda, tepemdeki dazlağı öpüyor. (Nasıl Evlendiğimin Resmidir adlı öyküden. s.44-45 )
Sokakta eskisi gibi yağmur yüzümü kamçılıyor, rüzgar şapkamı uçuruyor, kürkümün eteklerini tartaklıyordu. soğuktan iyice üşümüş, üstelik sırılsıklam ıslanmıştım. Sokakta duramazdım, sıcak bir yere gitmeliydim ama nereye? ( Korkunç Bir Gece adlı öyküden. s.50 )
18 Ağustos 2014 Pazartesi
Jale SANCAK - Burada Mutlu Değilim ''Gençler Bildiğiniz Gibi Değil''
Yazar kitabında, farklı sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik çevrelerden gençlerle yaptığı söyleşileri aktarmış. Gençlerin gençliğe, yaşama, dünyaya bakışları, beklentileri, sorunları farklı ağızlardan dile getirilmiş.
Aslında bildiklerimizin ötesinde yaşayan ve düşünen gençleri biraz daha anlayabilmek için çok güzel bir kitap.
Kitabı ilginç, okunası buldum, öneriyorum.
Kitaba yorumlarıyla Altay Öktem, Bahadır Baruter, Gündüz Vassaf, Haydar Ergülen, Hakan Günday ve İpek Ongun'da katkıda bulunmuşlar. Hakan Günday okurlarıyla bir de öykü paylaşmış.
Kırmızıkedi Yayınları tarafından 2011 de yayımlanan kitap 148 sayfa.
Yazar Jale Sancak'ın 2014 Duygu Asena Roman Ödülü'nü ''Fırtına Takvimi'' adlı romanıyla aldığını da okumak isteyenlere hatırlatayım. Okunacaklar listemde Fırtına Takvimi yerini aldı.
Gençleri biraz daha anlamak isteyenler; Burada Mutlu Değilim sizi bekliyor...
******
Kitaptan Alıntılar:
-Neden intihar etmek istediğini kendi kendine soruyor musun, sorguluyor musun bunu?
Hayattan nefret ettiğim için. Yok olmak istediği m için. Hiçlik isteği. Yani hiç...ben hiçbir şey istemiyorum. Kayıplara karışmak istiyorum. ölümden sonraki hayatı, ölümden sonra yaşam varsa onu da istemiyorum. yaşamdan, olmaktan nefret ediyorum. (s.30 )
-Sence nasıl bir dünya düzeni olmalı Can Ali?
Nasıl bir dünya düzeni... Bilmiyorum. ben dünyanın genel müdürü olma işini bıraktım. Çümkü her şeye çözüm üretmeye kalkarsanız kendinize çözüm üretemezsiniz. Kendini geliştirip kendin için bir şeyler yapabilirsin ve bir gün bunları düşünmen gerekirse düşünecek pozisyonda olursun mantığında bir insanım. Benim şimdi bunlara kafa yormam ne bana ne başka insanlara ne de ülkeye fayda sağlayacak. Elbette oturup bunları düşündüm, düşünmedim değil, ama ben politikaya pek inanmıyorum. (s.53 )
-Niye? Erken evlilik bir hata mı sence?
Büyük bir hata. Ama görücü usulü evlilikler uzun sürüyor. Benim böyle bir tezim var. Görücü usulü evliliklerde birbirinizi tanıma şansınız yok. Evleniyorsunuz, ilk iki-üç sene birbirinizi tanıyarak geçiyor. Üç seneden sonra birbirinize alışıyorsunuz, beş sene oluyor. Ondan sonra birbirinizi benimseyince de sürüp gidiyor. (s.88)
13 Ağustos 2014 Çarşamba
Murathan MUNGAN - 189 Sayfa
Yıllar önce ''Yüksek Topuklar'' adlı romanını, daha sonra da 2009 da yayınlanan ''Eldivenler, Hikayeler'' i okumuş, 2014 Ocak ayında bloğumda ''Kibrit Çöpleri'ni'' paylaştım sizlerle.
Kitabın adı ''189 Sayfa'', bundan önce de ''227 Sayfa'' yayımlanmış. 189 Sayfa'da yazarın denemeleri yer alıyor. Okurken bol bol not aldım, yazarın birikimine hayran olmamak elde değil.
Daha önce bir yazıda okumuştum; yazmak isteyenlerin mutlaka güzel sanatların farklı dallarıyla da ilgilenmeleri, örneğin müzik dinleyip, sinema, tiyatro izlemeleri, bunlarla beslenerek daha güzel yazabileceklerinden bahsediyordu. 189 Sayfa'daki denemelerden yazarın sinemaya, müziğe yakınlığını, o donanımla da çok güzel -içi dolu- yazdığını gördüm, bilgilendim.
Teşekkürler Murathan Mungan...
Kitaptaki pek çok başlıktan örnekler vereyim, ilginizi çekebilir; ''Aslan payı fark, Fazlasıyla tanıdık, Yazarın hacmi, Anı okumanın yorgunluğu, İçi susmuş kalemler, Kendi kendine'kült' olmak, Omurgasız, Şimdiki zamanın saati, Sahte söyleşiler, gerçek sözler...
Murathan Mungan okumayı sevenlere duyurulur; Metis Yayınları yazarın kitaplaştırdığı bütün çalışmaları bir külliyat olarak yayımlamaktadır.
******
Kitaptan Alıntılar:
Çöl ya da kutup
Çöl ya da kutup doğanın radikal kararlarıdır. İnsan kimi zaman yaşamını ya da doğasını bu çeşit radikal kararlarla kurtarır. Çöle vurmayı ya da kutuplara çekilmeyi göze aldığında... (s.27 )
Önce, sonra, daha sonra
''Önce seni görmezden gelirler, sonra alay ederler, sonra seninle savaşırlar, sonra sen kazanırsın!.. demiş Mahatma Gandi.
''Özellikle bizim gibi ülkelerde ciddi işlerle uğraşan bir eşcinselsen,'' diye eklemek isterim. (s.36 )
''Sizi bir filmde kimin oynamasını istersiniz?''
Birini tanımanın kolay yollarından biri bu soruyu sormak olabilir. Alacağınız yanıt, nice ağırbaşlı sorudan çok daha fazla bilgi verebilir karşınızdaki kişi hakkında. Bilinen bir oyuncunun adının üzerinden vuran ışıkta, o kişiyi çok daha iyi görebilirsiniz. (s.68 )
Giz ve güç
Senin okuduğundan daha fazlasını söyleyen tümceler. İyi kitapların, iyi metinlerin gizi ve gücü burada saklıdır. Göz önünde olup gözün zamanını beklerler. (s.96 )
9 Ağustos 2014 Cumartesi
Sibel K. TÜRKER - Öykü Sersemi
Daha önce, Kasım 2013 te Sibel K. Türker'in ''Benim Bütün Günahlarım'' adlı romanını paylaşmıştım sizlerle. Geçen hafta ard arda yazarın' 'Öykü Sersemi'' ve ''Hayatı Sevme Hastalığı'' adlı kitaplarını okudum, okumaya doyamadım...
Sibel K. TÜRKER. Öykü Sersemi'yle 2005'te Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü, Ağula'yla 2006 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü'nü, Hayatı Sevme Hastalığı ile 2012 Duygu Asena Roman Ödülü ve 2013 Yunus Nadi Roman Ödülünü almış, bence ödüller sahibini bulmuş gerçekten.
Olduğundan da İyi, Takma Bir Göz, Karanlık Rüyalar, Öykü Sersemi, Güzel Yazı, Hayatımı Kaydettim, Tanrı'nın Boş Günü, Köpek, Güvenli Bir Yer ve Ben Ol kitapta yer alan öyküler.
Bir yazarın öykülerini okurken aynı tadı, aynı keyfi alıp-almamamla orantılı olarak yazarı hakkında bir fikre varabiliyorum. Yazarın farklı zaman ve yerlerde yayımlanmalarına rağmen benim okuduğum ilk öyküleri Öykü Sersemi'ndekiler.
Kitabı elimden bırakamadan bitirdim ve bundan sonra paylaşacağım romanı Hayatı Sevme Hastalığı'nı da bir solukta okudum.
Öykü mü yoksa roman okumayı mı tercih ediyorsunuz diye sorulduğunda pek çoğumuz için cevap ''roman'' oluyor nedense.
Çarpıcı,akıcı ve derin anlatım gücü... Güzel öyküler okumak isteyenlere önerim, Öykü Sersemi'ni okuyun, Sibel K. Türker 'le tanışınca, diğer kitaplarını okumak isteyeceksiniz.
Keyifi okumalar...
******
Kitaptan Alıntılar:
Evet, hayat yazıdan da büyüktür, bunu anladım. Hiçbir şey umduğum gibi gitmedi. Tıpkı, kafanda en küçük ayrıntısına dek planladığın hikayeyi yazmaya başladığında, satırların senin kontrolünden çıkarak apayrı bir hikaye yaratması gibi. yazarın yazdığınca avlanması gibi. ( Olduğundan da İyi adlı öyküden. s. 21-22 )
Ayfer'in isteği üzerine gittik o falcıya. işlerimiz öyle yolundaydı ki, kaderden daha iyisini istemek ayıp değildi. Hanemize yüklü ve çıngıraklı bir deve, gelin duvağı, yeni doğmuş bir ay beklemek ayıp değildi. Kışın son günlerinde, talihim gibi göz kırpan ılık güneşin altında, sevgilimin gecekondu semtindeki, hepsi bitimsiz bir yoksullukla birbirinin yanında uzayıp giden evlerden birine girdik. İnanmıyordum, ama ne çıkardı? Ayfer gençti, ama eski bir dünyadan geliyordu. orada inanç, yapıp ettiklerimizden sorumlu tutmazdı bizi. Orada yazgı, bizi sadece sürüklenen, ağırlıksız yapraklara benzetirdi. Ve eşikten içeri sağ adımımızı atarak girersek her şey düzelirdi. ( Hayatımı Kaydettim adlı öyküden. s.83-84 )
Bir ayın sonunda artık dayanamayacağımı anladım. Benim gibi hantal adamlar acelecidir, suya bir an önce girerler, bedenlerini örtmek için. Çabucak giyinirler; hayatları bir şeyin içinde kaybolup kendilerini unutmak üzere kuruludur. Ve ben aşka da böyle girdim. (Tanrı'nın Boş Günü adlı öyküden. s. 91 )
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














