30 Kasım 2016 Çarşamba

Iris MURDOCH - Deniz Deniz



   İrlandalı anne ve İngiliz bir babanın çocuğu olarak 1919 yılında dünyaya gelen Murdoch, klasik edebiyat, felsefe eğitimi almış, 1999 da alzheimer hastası olarak ölmüştür.
 
   Türkçeye Melekler Zamanı, Rüya Tabirleri, Kara Prens, Ağ, Kesik Bir Baş, İkilem, Ateş ve Güneş, İyinin Egemenliği, Ateş ve Güneş Platon Sanatçıları Niçin Dışladı?, Edebiyatta ve Felsefede Varoluşçular ve Mistikler gibi kitapları çevrilmiştir.
 
   Deniz Deniz' in kahtamanı ünlü bir tiyatrocu olan Charles Arrowby. İnzivaya çekildiği sahiledki evinde geçmişini yazmak istemektedir.
 Bu süreçte yaşadığı ikilem, gerginlik, eski gençlik aşkını sabit fikir haline getirmesi ve bunları okurken de okuru  evlilik, ikili ilişkiler, doğrular ve yanlışları sorgulama sarmalına sokuyor. Romanın sonunu sizin düşünceleriniz belirliyor. 

   Ayrıntı Yayınlarından Nuray Önoğlu çevirisiyle yayınlanan roman iyi ki okudum dediğim romanlardan. Felsefeden  de  hoşlanıyorsanız, hiç kaçırmayın Deniz Deniz'i. 


   Keyifli Okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar :


  Sanırım cinselliği fazla merak etmezdik. İkimiz birdik ve sadece bu önemliydi. Cennette yaşıyorduk. Düğünçiçeği tarlalarında, demiryolu köprülerinin yanında, kanalların kıyısında, toplu konutları bekleyen boş arazilerde uzanıp yatmak için bisikletlerimize binip kaçardık. Yaşadığımız yer çoktan  banliyö olmuş kırsaldaydı ama bizim için  Cennet Bahçesi kadar güzel ve anlamlıydı.  Hartley entelektüel  yahut kitap kurdu bir kız değildi, masumların bilgeliğine sahipti ve bizimki melekler arası sohbetti.  (S. 98 )


 
  



23 Kasım 2016 Çarşamba

Jean-Philippe TOUSSAINT - Mösyö




  Jean-Philippe  TOUSSAINT 1957 Brüksel doğumlu, Sanat Tarihi eğitimi almış.  Banyo ve Fotoğraf Makinesi kitapları da dilimize çevrilmiştir. Henüz okumadığım yazarları tanıma isteğiyle edindim bu kısa romanı.
 
  Ayrıntı Yayınlarından yayınlanan roman 78 sayfa. Yazarın okuduğum ilk kitabı.

  Romanın kahramanı Mösyö'nün sakinliği, olaysız yaşama isteği, kendi döngüsünden çıkmak istememesi okuru da sarıyor adeta. Daha önce sizlerle paylaştığım Roman Graf'ın Bay Blanc adlı romanını, Bay Blanc' ı anımsattı bana. Kitabın arka kapak yazısında da Mösyö'nün çağdaş Oblomov'u çağrıştırdığına değinilmiştir.

Sıkılmadan, yorulmadan okuyabilirsiniz.

 Keyifli okumalar..


******


Kitaptan alıntılar :


 Mösyö, Paul Guth gibi ideal bir damat imajıydı.

 Yine de nişanlısıyla ilişkileri koptuktan sonra  Parain'ler onu evlerinde tutmaktan biraz tedirginlik duyuyor olmalıydılar. Doğruyu söylemek gerekirse Mösyö'nün nişanlısıyla aralarının neden bozulduğu konusunda bir fikri yoktu. Gerçekte bu işi pek iyi takip ettiği söylenemezdi. Anımsadığı tek şey kendisine yapılan sitemlerin haddi hesabı kalmamış olmasıydı. ( s. 21 )


  Şu anda Mösyö'nün etrafında karanlık basmış gibiydi. Sandalyesinin üzerinde başı arkaya kaykılmış bir halde hareketsiz durmakta olan  Mösyö, ruhu ufkun eğriliklerine  doğru gerilmiş bir halde yeni baştan gözlerini gökyüzünün enginliğine çevirdi. Bütün gece, gökyüzünün derinlikleri aydınlanıncaya kadar, sakin sakin soluyarak, uzakta, evrenin belleğinde, gezinip durdu. Orada dinginliğe ulaştığında, Mösyö'nün aklında hiçbir düşünce kımıldamaz odu. Aklı dünya idi, görüşmeye çağırdığı dünya.
 
Evet. Mösyö biraz sonra sıkılacaktı.  ( s.67 )






16 Kasım 2016 Çarşamba

Pelin BUZLUK - En Eski Yüz

                                               


  Kasım ayında En Eski Yüz dışında Jean- Philippe Toussaint'ın Mösyö ve Irıs Murdoch'un Deniz Deniz adlı romanlarını okudum. Deniz Deniz'in hacimli ve sürükleyici olması da paylaşımımı geciktirmeme neden oldu diyebilirim!

  Çok güzel bir öykü kitabı ile başlamak istedim.

  En Eski Yüz 1984 doğumlu yazarın son öykü kitabı. İzmir'deki Yerdeniz Kitapçısında düzenlenen imza ve söyleşi gününden edindiğim imzalı kitaplarımdan biri. Yazarın notu ve imzası kitaplarımı taçlandırıyor adeta.Yerdeniz Kitapçısının sevgili sahiplerine teşekkür ediyorum, imzalı kitaplarımı bana ulaştırdıkları için..

  Pelin BUZLUK, ilk öykü kitabı Deli Bal ile 2010 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülünü, ikinci öykü kitabi Kanatları Ölü Açıklığında ile de, 2012 Selçuk Baran Öykü Ödülünü almış. 

 Yazarın ilk okuğum kitabı. İletişim Yayınlarından yayınlanan  En eski Yüz'de on bir öykü var ve seksen dört sayfa. Öyküler çok etkileyici. Bazı öykülerini iki kez okudum, öyküler arasında uzun uzun soluklandım. Su İşi, Tozlu Cennet, Dördüncü, diğerleri..

  Bence okunmalı..
 
  Keyifli okumalar..


  ******


  Kitaptan Alıntılar:


  Bütün lise yaşamıma sinmiş bir aşk acısıydı. Aşk sözcüğünü keşfetmemiş olmayı yeğlerdim. Adına aşk dediğimizde anonimleşiyordu, herkesin anlattığıyla bir oluyordu. yeni sözcükler arıyordum, ''Yıldız yitimi'' diyordum mesela. Onulmaz bir mutsuzluk sinmişti evimize, odama,  yatağıma, okul yoluna...   ( Tozlu Cennet adlı öyküden.. s.21 )


  Gözlerim yaşlarla yanıyordu, yüzümü göğe kaldırdım. Bir an kaldım öyle. Cisilti iyi geldi. Sonra etrafı kollayıp yolun yürümeye uygun yanını araştırdım. Bir girintide gürültüyle itişip kakışan grubu sessizce geçtim. İçlerinden biri arkamdan laf attı. Hızlandım. Burnuna dayadığı şişip inen poşetle yaklaşan çocuğun  yanından göğsümde çarpıntılarla yürüdüm.  Bir şeycik olmayacak, diyordum kendime. Bir tek atacağım, o kadar. Diğer meyhaneye varmak üzereydim işte. ( Dördüncü adlı öyküden.. s.26 )




17 Ekim 2016 Pazartesi

Haruki MURAKAMİ - Sputnik Sevgilim



  Nobel Edebiyat Ödülü alması beklenen Japon yazarın bu kez de Sputnik Sevgilim romanını okudum.

  Benim gibi bilmeyenler için ''sputnik'' ne demek onu açıklayayım önce. Sputnik, 1957 yılında     Sovyetler Birliğinin uzaya fırlattığı, 58 cm. çapında, 83,6 kg ağırlığında ilk yapay uydu imiş. Sözcük anlamı ise ''yoldaş.''
  
  Murakami okumayı seviyorum, Hem modern dünyanın gerçekliği, hemde gizemli boyutlarda kurguluyor  romanlarını. Sputnik Sevgilimde yine karakterler yalnız. 

  Kitabın anlatıcısı K., genç, bekar, nazik ve zeki bir ilkokul öğretmeni. Aşık olduğu Sumire ise yazar olma tutkusuyla üniversiteyi terk etmiş. Mui, Sumire'nin aşık olduğu, kendinden on yedi yaş büyük, evli bir kadın.
  
 Yalnızlık, aşk, cinsellik ve paralel evren ana tema. Murakami yine müzik bilgisini serpiştirmiş ara ara. Gerçeklik ile farklı boyutlarda geçen roman okunmaya değer. Murakami'nin tüm kitaplarını okumak istiyorum aslında, umarım fırsatım olur.

  1999 yılında yazılmış, Türkçeye yeni çevrilmiş roman 224 sayfa ve Doğan Kitap tarafından yayınlanmış.

  Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar:


Ben bu kadına aşık oldum. Bir anda farkına vardı Sumire. Şüphe yok (buz soğuktur, gül kırmızı ). Ve beni sürükleyip bir yerlere götürmeye çalışıyor; öyle güçlü bir akıntı ki ondan kendimi korumam neredeyse olanaksız. (s.34 )


  Bazen çok tatlı olabiliyorsun. Noel, yaz tatili ve yeni doğmuş yavru köpeklerin toplamı gibi. (s.61)


  O zaman anladım; biz harika yol arkadaşlarıydık, ancak, sonunda her birimiz kendi rotasında gidecek yalnız bir metal kütlesinden başka bir şey değildik. Uzaktan bakınca kayan yıldızlar kadar güzel görünüyorduk. Gerçekte ise, tek başımıza uzaya hapsolmuş, hiç bir yere gidemeyen tutsaklar gibiydik. Ancak iki uydunun yörüngeleri tesadüfen kesişince bir araya gelebiliyorduk. (s.131 )

 

11 Ekim 2016 Salı

Jan WOLKERS - Oegstgeest'e Dönüş



   Hollanda Edebiyatından bir şeyler okuyayım düşüncesi beni Ayrıntı Yayınlarından yayınlanan Jan WOLKERS'ın Oegstgeest'e Dönüş romanıyla buluşturdu.

  İyi ki almışım, iyi ki okudum dediğim kitaplardan oldu. Her kitaptan farklı tad alanlardanım ama okuyup beğendiklerim arasında üst sıralarda yer alacağı kesin.

  Her şeyden önce yazarın  sade ve geçmişe dönüş anlatımlarının akıcılığından etkilendim. Bir Hollanda kasabasında, dar çevrede, katı din kurallarıyla yaşayan bir ailede büyüyen bir çocuğun, tüm kısıtlanmalara, savaş yıllarının yoksulluklarına rağmen kendi varoluş mücadelesine, isyanına tanık oluyorsunuz.

  Yıllar sonra çocukluğunun geçtiği kasabaya dönüp, geçmişin izlerini aramak heyecanlı, hüzünlü..

J. WOLKERS'ın dilimize Türk Lokumu adlı romanı da çevrilmiş, aklımızda olsun.

  Zaman zaman geçmişi anımsamak daha doğrusu farkındalıkla birlikte geçmişi anmak güzel..
Oegstgeest'e Dönüş'ü okurken sizde bunu yaşayacaksınız.

 Ayrıntı Yayınları tarafından yayınlanan romanın elimdeki 2012 ilk basımı ve 176 sayfa.

Keyifli okumalar..


******


  Kitaptan alıntılar :


  Arabamı dükkanın önünde park edip, eski evimizden ilk okuluma yürüdüm. Altı yaşımdayken her gün dört kez yürüdüğüm yoldu bu. İspinozlar, kayın ağacının döktüğü ilk yapraklar arasında aynı kadifemsi adımlarla yürüyorlardı. Tıpkı anahtarla kurulmuş da, her an küçük bir sarsıntıyla hareketsiz kalabilirlermiş gibiydiler. Esasında her şey aynı kalmıştı. (s.54 )


  Pazar günü laboratuvarlar arasında gezindim ama şapeli bulamamıştım. Sanki her şeyin yeri biraz değişmişti ya da bazı binalar kırk beş derece döndürülmüştü. Tanıdığım, bildiğim bir evde artık yolu bulamadığım bir rüyaya benziyordu her şey. Atmosfer aynı kalmıştı. Toplama kamplarının savaştan yirmi yıl sonraki düzenli hali gibiydi. Taşlar arasındaki kısa çimenlerin boyları aynıydı. Çiçek yataklarındaki çalılar arasındaki toprakta hayat kalmamıştı. Peşinden, eskiden öğrencilerin bir mantar parçası üzerinde çarmıha gerdikleri kurbağaların olduğu kabı gördüm.  (s.124 )




29 Ağustos 2016 Pazartesi

Ercan KESAL - Peri Gazozu



  Ercan Kesal'ın Peri Gazozu'nu keyifle okudum. Birkaç yıl Kapadokya' da yaşamış biri olarak, daha bir sıcak gülümsedim okurken..

  Çocuklukla başlayıp büyüyen anılar.. Cahil de olsa ufku geniş, lakabı ''üniversiteli'' olan,eğitime önem veren bir babanın, ailenin zor şartlarda bile olsa çocuk yetiştirilişindeki özene imrenmemek elde değil.. Kitaplarla yoğrulan bir çocuğun, adam olma, insan olma öyküsü bence bu kitap.
  
 Peri gazozlarını satarak, Erdal Kesal'ı yetiştiren babayı rahmetle, saygıyla anıyorum.

  İletişim Yayınları tarafından 2013 yılında yayınlanan kitabın bendeki 8. baskısı. 198 sayfa. Yazarın çocukluğundan, hekimlik günlerinden, yaşamımızın içinden anılar öykü tadında yazılmış. İçinizi ısıtacak, keyifle okurken zaman zaman da hüzünleneceksiniz.

   İyi insanlar hep var olsun, çevremizi kuşatsın.. Kitapla yaşayalım, kitapça yaşayalım..

   Keyifli okumalar...


   ******


  Kitaptan Alıntılar :


  Kış... İlkokul üçe gidiyorum. Amcalarla, kuzenlerle oturduğumuz büyük evden, ırmağın öbür yanındaki yeni evimize taşınmışız.  ''Ötegeçe'' liyiz artık. Kapı pencere yok, ama çok mutluyuz. Annem odaların kapısına kendi dokuduğu kilimlerden asmış. Benden iki yaş büyük abimle, ''Eskişehir Süs'' markalı sobamızın altına inen sıcak küle patates gömmeyi keşfetmişiz. Onu bekliyoruz. Kucağımda Avanos Halk Kütüphanesinden aldığım Kemal Tahir'in ''Yediçınar Yaylası.'' ( s.53 )


Dokuz- on yaşlarındaydım... Sıcak bir eylül Avanos'u. Bir hafta sonra okullar açılacak. .. Yaz boyunca ayaklarımda tokyo, annemim ağabeylerimin eskilerinden bozup uydurduğu bir pantolon, üzerimde kısa kollu kareli mavi bir gömlek. Pantolonumun belinde kalınca bir ip... Kendir... '' Avanos'un uşağı, kendirdendir kuşağı...'' Babamın gazozhanesinde çalışıyorum. Çocuk bacaklarımdan, paçalarımdan akan soğuk sular, cebimde gizli gizli yediğim tuzlu kabuklu fıstık. Saat beş olduğunda Philips radyodan dinlenecek ''Çocuk Saati'' hayalleri. Gazozcu Mevlüt'ün Peri Gazozları...  ( s.87 )




11 Ağustos 2016 Perşembe

Irini KIFLADIFU & Dora PAPAYUANNU - Yunan Masalları







  Arada masal kitabı okumanın bana iyi geldiğini keşfettiğimden beri masal kitapları da edinmeye çalışıyorum. 

  İzmir'deki Yerdeniz Kitapçı'sının  ''okunması gerekenler''köşesinde görür görmez aldığım masal kitaplarından ilkini sizlerle de paylaşmak istedim. İskoç Masalları, Balkan Masalları da edindiklerimden.

  Dipnot Yayınları tarafından yayınlanan kitap 102 sayfa, dokuz yaş ve üstü için. Okuyup, hediye de edebileceğimiz türden. Ya da benim gibi kendi kitaplarını veremeyenlerdenseniz, çocuklarınızla, ileride de torunlarınızla paylaşabilirsiniz!

 On dokuz tane kısa masal var kitapta. Farklı kültürlerin masallarını okumak özellikle bu yaz sıcaklarında iyi geldi. 
  Yüzünüze farkında olmadan bir tebessümün yerleşmesini istiyorsanız, bir de masal okumayı deneyin bence.

Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar:


  Bir gün bütün kuşlar toplanmışlar ve yavrularının okuma yazma öğranmeleri için bir okul yaptırmaya karar vermişler. Öğretmen bulunmuş, okul açılmış ve dersler bşlamış.  (Baykuş ve Keklik   s. 79 )


  ''Ah keşke uzun boylu olsaydım, keşke bir büyücü olsaydım!'' dermiş Nikolis, tek başına nehrin kenarında otururken. ''Yerden göğe yürür, yıldızlara ulaşırdım; oradan ışığı alır yeryüzüne indirirdim. Işığı anama verirdim ki gözleri yıldızlar gibi parlasın. ''
(Göğe Yükselen Köprü  s.89 )


26 Temmuz 2016 Salı

Murathan MUNGAN - Harita Metod Defteri



  Severek okuduğum Murathan MUNGAN'ın son kitabını sizlerle paylaşmak istedim. Harita Metod Defteri. Hangimizin yoktu ki..

  Murathan Mungan, çocukluğunu, ilk gençlik yıllarını Harita Metod Defterine sığdırırken, o yılların sadece Mardininin değil, Türkiyesinin de sosyal kültürel yapısını  sergiliyor aslında.
 Okurken ister istemez o yıllardan bugüne neler değişmiş yaşamımızda, düşünce yapımızda diye düşünürken buldum kendimi.

  Anıları okurken - Mardin'in benim yaşamımdaki özel yeri nedeniyle- daha da ilgiyle,adeta eski bir dostla buluşmuşum duygusunu yaşadım. İlkokula başladığım, yıllar sonra da meslek yaşamımım ilk üç yılında yaşayıp, köklü dostluklar edindiğim güzel şehir..
 
Keyifle, bazen de hüzünle okudum. Fırsat buldukça okumaya çalıştığım yazarlardandır M. Mungan.
   Metis Yayınları tarafından yayınlanan eser, 413 sayfa.

Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar:


  1950' lerin karanlığı... Dört kadın, bir çocuk dağılmışlar, Büyükdere' de bir bahçede yapılan Demokrat Parti balosu olduğu söyleniyor. Yeni bir Türkiye yönetimi için oradalar. Büyükdere' de bir bahçedeler, yan yana durmaya çalışıyorlar, birbirlerinin yanı başında ve her biri kendi başına çok uzaklarda. onları bir arada tutan derin bağ ve söylenmemiş onca söz...    (s.194 )


  Gökyüzünün kapı komşusu olan bir şehirde gördüğünüz rüyalar tılsımını bütün bir ömre yayar. Mardin gibi kendi içine kapalı şehirlerde duvarlar gece konuşur. Gölgesinde hikayeler barındıran evlerin, geceleri el ayak çekildikten sonra kendi kendine konuşan hikayeleri vardır. Kulak kabartmayı öğrendiğinizde  şehir size sırlarını açar. (s. 242 )




12 Temmuz 2016 Salı

Ernest HEMINGWAY - Çanlar Kimin İçin Çalıyor





  Hemingway'in Silahlara Veda'sını uzun yıllar önce ortaokul yıllarında okumuştum. Okunacak kitaplarım arasında bekleyen Çanlar Kimin İçin Çalıyor'u da nihayet geçen ay okuyabildim. Aynı şekilde Paul Auster'ın New York Üçlemesini de sonunda okuyabildiklerimden.

  Bilgi Yayınevi tarafından Ataol Behramoğlu'nun önsözüyle yayınlanan roman 496 sayfa, elimdeki de onbeşinci basımı. Bazen kitabın hacimli olması da okunmanın ertelenmesine neden olabiliyor tabii.

 Romanı birkaç gün içinde elimden bırakmamacasına okudum.İspanya İç Savaşını anlatan bir roman. Amerikalı İspanyolca öğretmeni olan Roberto Jordan'ın İspanya dağlarında gerilla olarak antifaşist savaş içinde yer alışı, dağlarda verilen mücadele okura cesaret, aşk, sadakat ve yenilgi öyle güzel anlatılmış ki.. Son sayfalardaki anlatım beni oldukça etkiledi. Ancak ben bir romanın tamamen özetlenerek ya da sonunun anlatılmasını sevmeyen biri olarak, ancak bu kadar anlatabilirim. 

  Sürükleyici bir roman okumak istiyorsanız, sayfa sayısına aldırmayıp okuyun bence. Birkaç gün bile yaşansa Roberto ile Maria'nın aşkına, savaşma ruhuna tanıklık edin.

  Bu arada Ernest Hemingway'in de Nobel Ödüllü 1899-1961 yılları arasında yaşamış Amerikalı yazar olduğunu da hatırlatayım.

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:


  Şimdi sahipsin ona ve tüm yaşamın da bu işte; şimdi. Şimdiden gayri bir şey yok. Ne dün var kesinlikle, ne de bir yarın. Bunu anlamak için kaç yaşında olman gerekiyor? Bir tek şimdi var ve bu şimdi yalnızca iki gün ise, demek ömrün iki günmüş ve bu iki gününün içindeki her şey iyi olmalı. İki gün içinde belki de bir ömrü yaşarsın. Yakınmayı bir yana bırakır da asla elde edemeyeceğin şeyi istemekten vazgeçersen, ömrün güzel geçecek demektir. Güzel bir yaşantı kutsal kitaplardaki sürelerle ölçülemez. (s.184 )


   Bilinecek şeylerden ne denli azını biliyoruz. Keşke bugün öleceğime uzun bir süre yaşayacak olsam, çünkü bu dört günde yaşamla ilgili o denli çok şey öğrendim ki; ömrüm boyunca öğrendiklerimden çok daha fazlasını öğrendim sanırım. Yaşlanıp gerçekten bilgi sahibi olmak isterdim. Acaba insan öğrenmeyi sürdürebilir mi, yoksa insanın anlayabileceği belli sayıda şeyler mi var? Sanırım hiç bilmediğim bir sürü şey öğrendim. Keşke biraz daha zamanım olsaydı. (s.402-403 )





11 Temmuz 2016 Pazartesi

Umberto ECO - Sıfır Sayı


  
  Umberto ECO, Ocak 1932 doğumlu olup, yakın zamanda kaybettiğimiz İtalyan bilim adamı, yazar, eleştirmen ve düşünürdür.
  Gülün Adı ve Foucault Sarkacı gibi romanlarıyla Dünya Edebiyatında yerini alan İtalyan yazar, aynı zamanda Orta Çağ estetiği ve gösterge bilim dalının da ustalarındandır. Eco, 1971 'den itibaren Bologno Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmıştır.

Tarih bilgisiyle süslediği eserleri ustalıkla yazılmış, özellikle Baudolino'da Bizans ve 4.Haçlı Seferi ve İstanbul ile ilgili anlatımları ise sürükleyici.

  Sıfır Sayı, hiç çıkmayacak bir gazetede çalışan gazetecilerin haber kurgularken yaşadıklarını aktarırken, günümüz gazeteciliğini, olayların okura yansıyışı, etkilerini düşünmemizi de sağlayan bir kitap. Kirli gazetecilik ve toplumdaki etkileri..
 İtalya'nın elli yıllık tarihini adeta yeniden yazmak, ayrıntılar yazarın entellektüel birikiminin, uzmanlık alanlarının yansıması adeta..

Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar:



  Genellikle gerçek bir gazete için bile en temkinli çözüm, işi duygusala bağlamak, gidip anne ve babayla görüşmektir. Dikkat ederseniz televizyonların yaptığı budur ve evlatlarını toprağa vermiş annenin kapısını çaldıklarında Çocuğunuzun ölümüyle ne hissettiniz? diye sorarlar kadıncağıza. Seyircinin gözü yaşarır ve herkes memnun olur. ( s.122 )


  Bahse girerim ki yarın gazeteler bu yayından söz etmeyecekler bile. Bu ülkede bizi hiç bir şey sarsmaz. Nihayetinde biz Barbar Akınlarını, Roma'nın yağmalanmasını, Senegallia Katliamı'nı, Büyük Savaş'ın altı yüz bin ölüsünü ve İkinci Savaş'ın cehennemini görmüşüz, kırk yıl içinde ortaya çıkan  birkaç yüz kişiyi kim takar?  (s.174 )


6 Temmuz 2016 Çarşamba

Giorgia BASSANİ - Altın Gözlük




  Sıcak yaz günlerinde Çanlar Kimin İçin Çalıyor gibi kalınca bir romanı henüz bitirmişken, bu kez de ince bir roman seçtim kitaplarımın arasından. Yazarın Finzi-Contini'lerin Bahçesi ise okuyacaklarımın arasında.

Ramazan Bayramı tatili nedeniyle evde, Karadenize karşı keyifle, daha çok okumaya çalışıyorum.Okuduklarımın büyük bir kısmını sizlerle paylaşıyorken, kendi arşivimi de oluşturuyorum bir yandan.

  YKY Yayınlarından, doksan sayfa. Bir solukta okudum. Sade, sürükleyici, okurken filmi çekilse ne iyi olur diye de düşündüm.
   Mussolini döneminde yavaş yavaş Alman naziziminden etkilenme dönemi başlarken  Ferrara kentindeki Yahudi bir öğrencinin -aynı zamanda romanın anlatıcısı- orta yaşlı, ünlü doktor Fadigatiyle arkadaşlığından  o dönem yaşananlar hakkında bilgi sahibi olurken, doktorun eşcinselliği nedeniyle düştüğü yanlızlık ve drama da tanıklık ediyoruz. Çarpıcı bir roman.

   Ön yargılar, toplum baskıları hafiflemeli, herkesin hoşgörüyle, empati yaparak yaşaması hayal olmamalı. Hep birlikte Bay Blanc gibi İsviçre vatandaşı olacak halimiz yok ya! Daha çok okuyalım, okutalım lütfen. Herkes özgürce nefes alsın, yaşasın ülkemde.

  Keyifli okumalar, iyi bayramlar..


******


Kitaptan Alıntılar:


   Fazla meraklı olmamayı, ''vazgeçmeyi'' bilmek, anlamakla eşdeğerdi.  (s.15)

 
   Kendi kuşağından pek çok diğer İtalyan Yahudi'si gibi romantik, vatansever, politik bakımdan saf ve deneyimsiz olan babam da 1919 yılında cepheden döndüğünde, Nazi kimliğini almıştı. Böylelikle, ''ilk dakikasından'' itibaren faşist olmuş ve öyle de kalmıştı.; üstelik dürüst ve alçak gönüllü kişiliğine rağmen. (s.47)


  Geçen yaz olanlardan sonra, artık kendime hoşgörülü davranamıyorum. Yapamam, yapmamalıyım. bazı zamanlar aynanın karşısında tıraş olmaya bile katlanamadığıma inanır mısınız? En azından başka bir biçimde giyinebilseydim! Bu şapka olmadan... bu parka... iyi insan görüntüsü veren bu gözlükler olmadan siz yine de beni görüyor musunuz? (s.79 )



1 Temmuz 2016 Cuma

Murat GÜLSOY - Sevgilinin Geciken Ölümü



  Haziran ayı okuduğum kitaplar açısından verimli geçti, o yüzden okuduklarımın tamamını sizlerle paylaşamadım. Okuma hızımdan  memnun, kalınca, çoktandır alıp da kalınlığı sebebiyle hep ertelediğim Çanlar Kimin İçin Çalıyor'u beş yüz sayfalık hacmine rağmen okuyabildim, mutluyum!

 Murat Gülsoy sevdiğim yazarlardan. Kısa bir süre önce Baba Oğul ve Kutsal Roman'ını okuyup sizlerle paylaşmama rağmen tekrar başka bir romanını okumak istedim.

  Zevkle, rahatça, güzel bir şey okumak isterseniz, buyrun..

Gazeteci Cem, bitkisel hayata giren sevgilisi Serap'a bakmak için kendini dünyadan soyutlar. İnanması güç ama roman bu ya!..

  Ölüm, yaşam üzerine güzel kurgulanmış, güzel yazılmış bu romanı ve bugüne kadar okumadınızsa, Murat Gülsoy'un yazdıklarını okumanızı öneririm.

 Yazar halen  Boğaziçi Üniversitesinde akademisyenlik yapmakta olup  2001 Sait Faik Hikaye Armağanı ve 2004 Yunus Nadi Roman Ödülü sahibidir.

  Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar :


  Aynaya bakarak saçlarını tararken yine karanlık düşüncelerin iç dünyasındaki çamurlu denizi yarıp yüzeye çıkmakta olduğunu hissediyordu. Gamze 'nin gözyaşları ona gerçekleri gösteriyordu. Serap yaşayan bir ölüydü. Kendiside yürüyen bir ölü.  (s.99 )


Yıllardır insanları dinliyordu. Çoğu zaman anlattıkları hikayelerin gerçekle bağları oldukça zayıf oluyordu. Bunun nedeni anlatanların yalancı olması değildi kuşkusuz. Cem'in yıllar içinde edindiği deneyim bunun bir ''hayatı kurgulama'' ve ''kendini oluşturma'' sürecinin doğal sonucu olduğunu söylüyordu. Herkes kendi hayatının kahramanıydı. Yaşanmış olaylar anlatan kişinin konumuna göre yeniden oluşturuluyor ve bu güncelleme işlemi sırasında anlatıcı çoğunlukla düşüncelerinden kuşkulanmıyordu. (s. 118 )


24 Haziran 2016 Cuma

Roman GRAF - Bay Blanc





  İyi ki okumuşum dediğim bir roman.. Ayrıntı Yayınlarının indirimli yayınlarından, son aldıklarımdandı.
 
  Kitabın arka kapağındaki açıklamayı ilginç bulmuştum. Daha önce okumadığım İsviçreli 1978 doğumlu Roman Gray'in ilk romanı ve birkaç tane de ödül almış. 2008 Studer/ Ganz Ödülü, 2009 Mara_Cassens Ödülü ve 2010 'da en umut vadeden yazarlara verilen Bremer Edebiyat Ödülü.

  Hep duyarız en prestijli vatandaşlık, İsviçre vatandaşlığı, pasaportları bile kimlik kartı gibi, vatandaşlarının kabul edilmeyeceği ülke yok diye..
İşte Roman Gray'de İsviçreliliği, düzenli, sakin ve steril yaşamı takıntı hale getirmiş Bay Blanc'ı anlatıyor bize. Orta yaşlardan yaşlılığını nasıl yaşadığına kadar. Tabii annesi ve hayatındaki diğer iki kadın olan eşi Vreni ve üniversite yıllarındaki sevgilisi Heike'yle birlikte.
 
 Pek çok ödül almış bu ilk romanı ben çok beğenerek, keyif alarak okudum. Okumanızı öneririm..

  Keyifli okumalar..


******


Kitaptan Alıntılar :


  Birisi ona tavsiyede bulunsa ya da bir psikolog mutlaka tatile çıkmasını önerse bile, ne işe yarayacaktı ki bu? Annesi ölmüştü, hiçbir şey onu geri getiremezdi. Üstelik hayatı boyunca İsviçre'den sadece bir kez ayrılmış, Cambridge'te geçirdiği dönem de esasen hayatında hiç iz bırakmamıştı. Onlarca yılı İsviçre'de geçirdikten sonra, yurtdşına çıkmayı eskisine oranla zaten pek canı istemezdi, annesi öldüğü için bunu yapacak gücü de zaten kendinde bulamazdı. (s.38 )


  Titremeye karşı koyamıyordu. Kendini yere bıraktı,dizlerinin üzerine çöktü, çiçek saksısını huşu içinde mezarın üstüne koydu. Yüzüğü eline alıp konuşmaya başladı. Heike'nin onu duyabileceğinden emindi, bir yerlerde onu duyuyor olmalıydı. Heike'yi çok net bir biçimde hatırlarsa, Heike yanında oluyor, o zaman Bay Blanc yalnız kalmıyordu. Anıları kuvvetliydi ve ona güç veriyordu. (s.130 )


 İşte o anda Bay Blanc, bütün bunları özlemeye başladı. Hatta o eğri büğrü kaldırımları ve köpek pisliklerini bile özlemişti. Polonya'nın kaldırımlarını İsviçre'nin temiz, güvenli kaldırımlarına tercih ederdi. İsviçre' deki kaldırımlar dar ve temizdi, insanlar tek başlarına yürürdü, okakta size karşıdan yaklaşanlar ise cesetlerden farksızdı. ( s.138 )





 

14 Haziran 2016 Salı

Yeni Kitaplarım Geldi...

  
  Daha geçen hafta kitaplığımda okunmayı bekleyen kitaplarımın çokluğundan yenilerini almamalıyım diye karar vermişken, Ayrıntı Yayınlarının cazip indirimini de kaçıramazdım doğrusu!
     
     On sekiz tane daha birbirinden güzel olduğunu umduğum kitabım oldu. Ayrı ayrı dokunmak, arka kapaklarındaki yazıları, bazılarının önsözlerini okumak, bir kaç gün boyunca hepsini elimin altında tutup adeta yörüngemden çıkarmamak harikaydı.

     Kitaplığımda okunacaklar sırasına koymadan önce sizlerle de paylaşmak istedim.

Bol kitaplı günlerimiz olsun, keyifli okumalar..  
                                                   
                                                                                                   Okşan AYBAŞ
               
    
      

Haruki MURAKAMİ - Kadınsız Erkekler

 

 Haruki Murakami' nin daha önce İmkansızın Şarkısı romanını okumuştum. Sinemaya da aktarılmış ancak izleme fırsatım olmadı.

 Sürrealizmin yaşayan en ünlü yazarlarından olan Murakami'nin en ilginç özelliklerinden biri de nerede ve hangi mevsimde olursa olsun her gün 10 km. koşması ve yazacağı cümleleri koşarken oluşturması. 

   Bol ödüllü Japon yazarın (1949 Kyoto doğumlu)  2006 da yayınlanan 1Q84 adlı romanı için insanlar her yerde kuyruğa girmiş, çok ses getiren bir kitap olmuştu.
 
''Herkesin okuduğu şeyleri okursanız, herkes gibi düşünürsünüz.''  
                                                                                            H.Murakami 


  Bu sözü düşünmeye değer, değil mi?

  Kadınsız Erkekler'de yedi tane öykü var. Kadını olmayan, bir şekilde hayatından çıkmış olan erkeklere dair. Bu kadar sade, etkileyici, sıradışı öyküler, romanlar yazmak gerçekten de Murakami' nin işi. H. Murakami' nin eserlerinden okumadıysanız, mutlaka okuyun derim naçizane.


  Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:


   Yirmi yaşımdaki halime dönüp baktığımda, hatırladığım, ölesiye bir tek başınalık duygusu, aşırı bir yalnızlık hissiydi. Ne bedenimi ve yüreğimi ısıtacak bir sevgilim, ne de içimi dökebilecek bir arkadaşım vardı. Bir günü ne yaparak geçirmem gerektiğini bilmiyordum, geleceğimle ilgili şekillenmiş bir vizyonum da yoktu. Kendi içimde derinlerde bir yere hapsolmuş gibiydim. Bir hafta boyunca kimseyle konuşmadığım bile oluyordu. B durum bir yıl kadar sürdü. Uzun bir yıldı. O dönemin içimde değerli büyüme halkaları oluşturan sert bir kış olup olmadığını, ben bile bilmiyordum. ( Yesterday adlı öyküden  s.78 )


  Yaşamı boyunca ne başarılı olabilmiş ne de bir şey üretebilmişti. Mutlu edebildiği biri olmamıştı, kendisi dahil. Mutluluğun ne olduğundan, ne anlama geldiğinden bile emin değildi. Acı, kızgınlık, hayal kırıklığı, vazgeçiş gibi duyguların hiçbirini algılayamıyordu. Elinden gelen tek şey, derinlik ve ağırlığını yitirmiş yüreği fırıl fırıl uçup bir yerlere gitmesin diye onu sımsıkı bağlayacak bir yer bulabilmekti. ( Şehrazat adlı öyküden..  s. 147 )