23 Ağustos 2015 Pazar

Latife TEKİN - Sevgili Arsız Ölüm





 Sevgili Arsız Ölüm, Latife TEKİN'in 1983 yılında yazdığı ilk romanı. Yazar, dokuz yaşında köyden ailesiyle birlikte İstanbul'a göç etmiş. Biyografisiyle romanın konusu kısmen  örtüşüyor gibi.

   Romanda, Dirmit' de ailesiyle birlikte büyük kente göç ediyor. Büyük kentte aile fertleri bir yandan iş bulmaya çalışıp yoksullukla mücadele ederken, bir yandan da duygusal, kültürel savrulmalar yaşıyorlar. Hurafeler, cinler, periler ailedeki kuralları belirliyor adeta. 

  Yazarın her ne kadar diğer kitaplarını henüz okumadıysam da, Sevgili Arsız Ölüm ilk roman denmeyecek ustalıkla yazılmış. Öyle akıcı ki, elinizden bırakamıyorsunuz. Okurken Yaşar Kemal'in İnce Mehmed' ini okuduğumdaki duyguya kapıldım, destansı bir anlatımı var. 

  Latife Tekin'in diğer romanları; Berci Kristin Çöp Masalları, Gece Dersleri, Buzdan Kılıçlar, Aşk İşaretleri, Ormanda Ölüm Yokmuş, Unutma Bahçesi (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2006 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü) ve Muinar.

 Bazı yazarların her yazdığını okumak istiyorum diyorum sıklıkla. Yine diyeceğim; ilk romanı bu kadar muhteşem olan Latife TEKİN'in diğer romanlarını da merak ettim, okumalıyım.

Daha önce farklı yayınevleri tarafından pek çok kez basılan romanın elimdeki İletişim Yayınları tarafından 2013 yılında yayımlanmış ilk baskısı, 240 sayfa.

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar :


  Dirmit başını cama dayayıp sessizce tulumbanın kuyruğunu sallamasını, ağzını aya dikip ulumasını seyretti. Seyrede seyrede yüreği taştı. Usulca kalkıp bahçeye indi. Tulumbanın başına başını dayadı. Bir tulumba ağladı, bir o ağladı. Onlar ağlarken ay tarlaların üstüne düşüp parçalandı, yıldızlar söndü. (s.70)


  Dirmit, Mahmut'un gitarının, boyalı çamurun ve radyonun sonuna uğramasından sonra, annesiyle ilgili yepyeni bir şey keşfetti. Eline hiç bir şey almadan kendini verecek bir şey bulursa, Atiye'nin dilinden kurtulabileceğini anladı. Günlerce Atiye'yi kendisinden şüpheye düşürmeyecek bir şey aradı. Sonunda hem kendini Atiye'ye iyi göstermenin, hem de evde annesinin dizinin dibinde oturup gönlünü gezdirmenin bir yolunu buldu. Şiir yazmaya karar verdi. (s.178 )


  Dirmit o günden sonra hep sözcüklerden bir yorgana sarındı. Sözcüklerden bir yatağın üstünde uyudu. Sözcüklerden yapılma bir sandalyenin üstünde oturdu. (s.179)



21 Ağustos 2015 Cuma

Mine SÖĞÜT - Beş Sevim Apartmanı Rüya Tabirli Cinperi Yalanları





 Okumakta geciktiğim ne kadar çok yazar var...  Mine Söğüt de bunlardan biri. 1968 doğumlu, uzun yıllar gazetecilik yapmış.

  Deli Kadın Hikayeleri, Şahbazın Harikulade yılı1979, Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her şey, Darbeli Kalemler, Dolapdere- Kürt Kediler, Çingene Kelebekler, Kırmızı Zaman yazdığı eserler.

  Bundan önce romanını tanıttığım Barış Bıçakçı gibi, Mine Söğüt'de öncelikle okuyacağım yazarlar listeme eklendi.

  Beş Sevim Apartmanında yazarın hayal gücü ve bunu okura sade dille aktarımı öyle başarılı ki, umduğumdan da çok beğendim romanı.

  Pürtelaş Sokağında beş katlı, beş odalı, beş pencereli Beş Sevim Apartmanında geçiyor hikayeler. Roman doktor Samimi'nin hüzünlü yaşam öyküsüyle başlıyor ve kendisi gibi başı cinlerle perilerle dertte olan beş akıl hastasını hastaneden yasadışı yollarla kaçırarak apartmanına yerleştirmesiyle devam ediyor. Her hastanın hikayesi farklı, Gerçekle, cinli perili dünyayı harmanlayan kurgu öyle başarılı ki, mutlaka okunmalı diyeceğim kitaplardan. Bende armağan etmek için yenilerini edineceğim.

  Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:



  Rüyada ipek elbise görmek, gören kimse için aşka işarettir. Rüyada kırmızı ipek elbise gören, karşılıksız aşkla tanışacak demektir. Rüyayı gören sevilecek ama seven, sevilenin sevdiceği olmayacaktır. (s.40)


  Bildiği her şey hayallerle süslüydü. Gerçek, onun ulaşamayacağı kadar derine gömülmüştü. O da bildiği tek şeye, hayale sığınmaya karar verdi. Ve kendini bir cüce olduğuna inandırdı. 
  O cüceydi yani hiç büyümeyen bir bebek; annesi de onun cüce olduğuna inanan ve buna çok üzülen bir melek  (s.47 )


Ben kendimi bildim bileli yalan söylüyorum. Herkese ve en önemlisi de kendime. Anlattıklarım gibi düşündüklerimin, hatta geçmişimin bile yalan mı yoksa gerçek mi olduğunu hiç bir zaman bilemiyorum.Ağzımdan ilk çıkan kelimenin yalan olması bendeki bu zedelenmiş kişiliğin doğuştan olduğunun en önemli kanıtı diyor doktor. Ben onun yalancısıyım! (s.86)


17 Ağustos 2015 Pazartesi

Agatha CHRISTIE - On Küçük Zenci





  Agatha CHRISTIE' yi tanımayan, okumayan yoktur herhalde. Polisiye türü kitap pek okumasam da, yazarın klasikleri arasında yer alan On Küçük Zenci'yi okuyup sizlerle de paylaşmak istedim.

Yazar meşhur Belçikalı dedektif Hercule Poirot tipini bu romanında yaratmıştır ilk kez. Daha sonra yarattığı yaşlı, sevimli, amatör dedektif kız tiplemesi Miss Marple da çok sevilmiştir.

İngiliz vatandaşı olan yazara 1971 yılında ''Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı'' ünvanı verilmiştir.

  On Küçük Zenci romanında birbirini tanımayan ve geçmişte bir şekilde birilerinin ölümüne sebep olmuş on kişinin bir adaya davet edilip, esrarengiz şekilde öldürülmeleri anlatılır.  Evde duvarda asılı bulunan On Küçük Zenci Şiirindeki sırayla ve kurguyla cinayetler işlenir. Cinayet ancak katilin intihar etmeden yazdığı mektupla aydınlanır.

Bir çırpıda, heyecanla okumak isteyenler için güzel bir kitap.

Keyifli okumalar...


Kitaptan Alıntılar:


On Küçük Zenci yemeğe gitti,
Birinin lokması boğazına tıkandı.Kaldı dokuz.
Dokuz küçük Zenci geç yattı,
Sabah biri uyanmadı. Kaldı sekiz.
Sekiz küçük Zenci Devon'u gezdi,
Biri geri dönmedi. Kaldı yedi.
Yedi küçük Zenci odun yardı,
Biri baltayı kendine vurdu. Kaldı altı.
Altı küçük Zenci bal aradı,
Birini arı soktu. Kaldı beş.
Beş küçük Zenci mahkemeye gitti,
 Biri idama mahkum oldu. Kaldı dört.
Dört küçük Zenci yüzmeye gitti,
Birini balık yuttu. Kaldı üç.
Üç küçük Zenci ormana gitti,
Birini ayı kaptı. kaldı iki.
İki küçük Zenci güneşte oturdu,
 Birini güneş çarptı. Kaldı bir Zenci.
Bir küçük Zenci yapayalnız kaldı.
Gidip kendini astı. Kimse kalmadı.   (s.28 )



12 Ağustos 2015 Çarşamba

Barış BIÇAKÇI - Bizim Büyük Çaresizliğimiz






   1966 Adana doğumlu Barış BIÇAKÇI' nın  şiir kitaplarından sonra Herkes Herkesle Dostmuş Gibi, Veciz Sözler, Aramızdaki En Kısa Mesafe, Baharda Yine Geliriz, Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra, Sinek Isırıklarının Müellifi adlı kitapları  yayımlanmıştır.

  Hani bazı yazarlar vardır her yazdığını merak eder, okumak isteriz. Benim o yazarlar listeme Barış Bıçakçı'da eklendi. Bundan sonraki kitap siparişimde okumadığım diğer kitapları yer alacak yazarın.

 Yalın, akıcı, yormayan bir anlatımı var bir o kadar da güçlü bence.

Bizim Büyük Çaresizliğimiz  2004 yılında yayımlanmış.Elimdeki İletişim Yayınları tarafından 2015 basılan 12. baskısı, 167 sayfa.

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar :


  Ayrılıp birleşmelerle dolu yorucu bir dönem başladı. Lise fizik kitabımızın kapağındaki bilye gibi, bizde yere her çarptığımızda daha az yükseliyorduk. Sonunda, bir süre yerle bir gidip durduk. Ayrıldık.  (s.36 )


 ''Freud tanısaydı severdi beni.'' Sense bana boş boş bakmış, mutfak tezgahının yanlış eğimi yüzünden ocak tarafında, su ısıtıcısının arkasında biriken suyu, süngerle almaya devam etmiştin. (s.70 )


  Yıldızlı bir gecede, gökyüzünün altında kendini acemi ve çaresiz hissedersen, bu, yıldızlara bakarak başka şeyler düşündüğün içindir. Yıldızlara bakarak sadece yıldızları düşünmek gerekir. (s.143 )



29 Temmuz 2015 Çarşamba

Düş İkindileri - Mümtaz TİFTİK





  Son yıllarda önceki yıllara göre daha çok öykü okur oldum. Farklı yazarlardan farklı tekniklerle yazılmış, her biri ayrı tatda öyküler. Okudukça okuyasım geliyor derler ya, öyle işte.
Düş İkindileri de bir öykü kitabı.

  Yazarı Mümtaz TİFTİK 1957 doğumlu, edebiyat yaşamına şiirle başlamış. Panayır Zamanı ve Güz Tutulmalarından sonra üçüncü öykü kitabı Düş İkindileri Mart 2015 de yayımlanmış.


  Düş İkindileri Nezih-Er Yayınları tarafından yayımlanmış, 128 sayfa.  Kitapta beş öykü var. Poyraz Rıza, Gazoz, Halime, Kıvırcık, Sarı Öküz.
 Okurken Anadoluya, o zaman dilimine gidiyor, yaşıyorsunuz adeta.

Öyküler akıcı, sade dille yazılmış, betimlemeler güzel,  okunası... Sıkılmadan, severek okuyacaksınız.
Bende yazarın diğer kitaplarını okuyacağım ilk fırsatta.

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:



  Beyaz mevsimin odalarına tutsak ettiği ebruli sesler, dışarıya taşmış, cadde ve sokakları doldurmuştu. İnsan beyaz mevsimin sarıp sarmaladığı sıkıntılardan sıyrılmış, yeğnilmişti. Şehri iki yakaya ayıran derenin soğuk suyu ela ela çağlıyordu. Kıyılarında eşleşen çınar ağaçları, serin düş harmanında  kıpırdanıp duruyordu. (s.38 Halime adlı öyküden. )


  Şehir, soğuk mavi bir kubbenin altında serin güz sonunu yaşıyordu. Sırça günler ardı ardına hızla eriyip  kayboluyordu.
  Cadde üzerinde uzanan yaşlı çınar ağaçlarının bronz renkli yaprakları ara ara esen yelin önünde savunmasız, oradan oraya savruluyordu. İş yerlerini kapatan sanayi esnafı, küçük masa başı memurları, okullarında derslerini bitirerek sökün eden öğrenciler cadde ve sokakları doldurdular. Cadde ve sokakları dolduranların her biri, bu düş ikindisinde gün yorgunu bedenleriyle ağır ağır evlerinin yolunu tutuyorlardı  (s.72  Kıvırcık adlı öyküden. )                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            

27 Temmuz 2015 Pazartesi

Veba - Albert CAMUS

   

1957 de Nobel Edebiyat Ödülü alan Albert CAMUS, 1913- 1960 yıllarında yaşamış ve Cezayir doğumludur. Daha çok ''Yabancı'' adlı romanıyla tanınır. Ölümünden sonra Mutlu Ölüm ve İlk Adam adlı romanları yayımlanmıştır.

   Roman, yazarın sıradan, sıkıcı dediği Cezayir'in Oran kentinde geçer. Yazarın ağzından anlatılan romanda veba salgınıyla birlikte insanların özgürlüklerinin kısıtlanması, mücadele ederken kadercilik, din, umutsuzluk gibi kavramlar işlenmiş, psikolojik değişimler güzel işlenmiş.

 Okurken ister istemez o durumda bireysel davranmaktan kurtulup toplumsal bilince uygun davranabilirmiydim diye düşündüm. Bilemedim doğrusu.
 
  Okunması gereken romanlardan ancak yaz aylarında tatil ruh halindeyim diyenlere daha sonra okumalarını öneriyorum naçizane.

  Keyifli günler, keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar :


  Grand'a göre hikayenin devamı çok basitti. Herkes için böyledir bu: Evlenilir, biraz daha sevilir, çalışılır. Sevmeyi unutana kadar çalışılır. (s.87 )


  Bir mesleği olanlar işlerini vebanın gidişine uygun yapıyorlardı, titizlikle ve abartısızca. Herkes alçakgönüllüydü. İlk kez olarak, sevdiğinden ayrı düşmüş olanlar, uzaktaki kişiden söz etmekten, herkesin kullandığı dili kullanmaktan, ayrılıklarını veba istatistiklerin andıran bir açıdan değerlendirmekten kaçınmıyorlardı. O zamana kadar, çılgınlar gibi acılarını toplumsal felaketten ayrı tutmuşken şimdi duygusal karmaşayı kabulleniyorlardı.  (s.183 )



   Kuşkusuz aşkımız yerinde duruyordu; ama yalnızca artık kullanılamaz durumdaydı; taşınması güç, içimizde bir taş gibi kımıltısız, cinayet ya da mahkumiyet gibi kısırdı. Geleceği olmayan bir sabırdan ve inatçı bir bekleyişten başka bir şey değildi artık.  (s. 185 )
 

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Bir Gözyaşı Bir Gülümseme - V. Ahsen COŞAR




   '' Bir Gözyaşı Bir Gülümseme'' V. Ahsen Coşar'ın denemelerinden oluşan ilk kitabı.

1949 doğumlu V. Ahsen COŞAR, Ankara Baro Başkanlığı, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı, Karadeniz Ülkeleri Barolar Birliği Başkanlığı yapmış, akademik çalışmalarda bulunmuş başarılı hukukçu kimliğiyle tanıdığımız biridir.

  Yılların entellektüel  birikimini, yaşanmışlıklarını yansıttığı denemeleri büyük bir keyifle okurken bilgilendim, notlar aldım, bazen de yazarın dinlediği müziği dinledim.
 Ne kadar güzel şeyler biriktirmiş, okurlarıyla paylaşmış...

 Elinizden bırakmak istemeyeceğiniz nitelikte bir kitap okumak istiyorsanız, buyrun Bir Gözyaşı Bir Gülümseme sizi bekliyor.

 Bende şimdiden V. Ahsen Coşar'ın bundan sonra yazacağı  kitabını  beklemeye başladım bile.

Siyasal Kitabevi tarafından Nisan 2015 te yayımlanan kitap, 471 sayfa.

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:


  Kendime hizmet etmek, kendimi oldurmak için okuyorum. Nietzsche'nin 'Küçük Şeyler Teorisi'nde' tavsiye ettiği şeyleri yapıyorum. Bu amaçla kendimi gezdiriyorum. Sadece çevrede gezdirmiyorum kendimi. Aklımın, ruhumun, yüreğimin, vicdanımın derinliklerinde de gezdiriyorum. Zira 'insanın en büyük mücadelesinin, ruhunun sessiz odasında kendisini dinlemesi ve hatta kendisiyle hesaplaşmasıyla ' geçtiğine inanıyorum.  ( Hizmet Etmek!  s.48 )


Toplum olarak biz de Meksikalı gibi dip dibe yaşadığımız halde birlikte yaşama terbiyesinden yoksun değil miyiz? Biz de sevmekten, ilişki kurmaktan daha çok birilerine sığınma, birileri tarafından korunma, himaye edilme duygusuyla ya da içgüdüsüyle yaşamıyor muyuz?  (Yalnızlığın Dolambaçlı Yolu s.273 )


Kendimize rehberlik edecek, yönümüzü, amaçlarımızı belirleyecek bir siyaset ve yaşam felsefemiz, vizyonumuz yoksa eğer, yaratamayız.
Yaratamadığımız zaman da, Erich Fromm'un söylediği gibi, yıkarız. Zira yaratamayan insan yıkar. (Bay Kerner'in Öyküleri s.445 )



30 Haziran 2015 Salı

Sibel K. TÜRKER - Hayatı Sevme Hastalığı





  Benim Bütün Günahlarım ve Öykü Sersemi'nden sonra  bu kez de sizlerle Sibel K. TÜRKER'in 2013 Yunus Nadi ve 2012 Duygu Asena Roman Ödülleri'ni alan romanını paylaşacağım.

Romanın kahramanı Ayda, yetimhanede büyümüş, annesini sonraki yıllarda tanımış, hayatını film seslendirmeleri yaparak-daha sonraları da şarkı söyleyerek- kazanan bir kadın. Onun aşkıyla değer bulduğunu hissettiği sevgilisi Gurur'un yaşamından ansızın çıkıp kayıplara karışmasıyla hayatı alt üst olur.
Komşusu  Neşe'nin hikayeleriyle birlikte Ayda'nın yaşamı,  aşkı, ölümü, yazgıyı sorgulaması, Gurur'la birlikte  Ayda'yı kaybettiğini düşünmesi okura çok güzel yansıtılmış.
Aşkın kaybıyla birlikte yaşama direncinin düşmesi,  ateşli hastalığın etkisinde geçen zor günler ve Ayda da küllerinden doğacaktır elbet.

Hayatı Sevme Hastalığı'nı okurken sizde Ayda ile birlikte kendinizi, aşkı, acılarınızı,  kısaca yaşamınızı   sorgulayacaksınız. Farklı yaşamlarda da yaşananlar aynıymış diyeceksiniz!

 Romanın kurgusu, dili, akıcılığı gerçekten güzel, ödülleri ve okunmayı hak ettiğini göreceksiniz.
Bu romanı okumanızı, bilhassa kadın okurların okumasını ısrarla öneriyorum...

Bende Sibel K. TÜRKER okumaya devam edeceğim tabiiki!

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:


Hastalık, ruhun dışarı çıkmayı, böylece senin eskimiş, köhne bedeninden ayrılıp başına buyruk gezip dolaşmayı istemesinden başka bir şey değil. Ve sanıyorum ayrılk da bir hastalık.   (s.13 )


Neşe diyor ki: ''Ben küçükken babamı Allah zannederdim. Ve annemim öğrettiği Arapça duaları da babamla aramızdaki gizli bir dilin başlangıç cümleleri sanırdım. Annem bu dili biraz bilirdi. Abim anlar ama knuşamazdı. Sofraya ailece otuduğumuzda ve babam benden ekmeği uzatmamı istediğinde mesela, öyle utanırdım ki içimden Fatiha okuyarak verirdim ekmeği babama. Yani o gizli dili öğrenmeye başladığımı duysun ve bana bir işaret göndersin, mesela gülümsesin, diye.   (s.104 )


Kadınlar her şeyi çocuklaştırarak severler. Aptalca ama bu böyle. Renkleri, çiçekleri, böcekleri, gökyüzünü, babalarını, bedenleri, ruhları, evlerini, kendilerini... Sevmek bir kadın için hükmetme sanatıdır ve en iyi de çocuklara hükmedilir. Bu durumda yeryüzüne gelmiş tüm erkekleri seven tüm kadınlar onları cenin pozisyonuna getirerek belli bir yaşa kadar büyütür, sonra da öbür dünyaya gönderirler.   (s.113 )


Neticede Gurur, ökseye tutulmuş kuş gibi aylarca içimde yaşamış, benden beslenmiş, kanımı, canımı emmiş ve şimdi de özgürlüğünü kazanarak uçup gitmişti. Hapishanemi saygısızca kullanmış, içine etmiş ve hiç bir şey ödemeden de gidivermişti. Kafesin kapısını ne zaman ve neden açtığımı hatırlamıyordum; belki de sahneye çıktığım gece olmuştu bu.  (s.235 )




                                                                                  

3 Haziran 2015 Çarşamba


''Gitmek'' sadece bir eylemdir.
''Unutmak'' ise kocaman bir devrim...

Saygıyla anıyoruz Nazım Hikmet'i..

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Hakkı İNANÇ - Ateş Etme Silahsızım



 Yeni yazarları okumaya,tanımaya çalışıyorum. Bloğumda daha önce tanıttığım Bozuk, Hakkı İnanç'ın ilk kitabı idi. Ateş Etme Silahsızım da ikinci kitabı. 
  
  İlk kitabıyla 2013 Selçuk Baran Öykü Ödülünü alan Hakkı İnanç'ın öyküleri birbirinden etkileyici. Bazı  öyküleri okurken soluklanmak için ara verdim. Sıradışı, çarpık yaşamlar öyküleştirilirken o kadar normalmiş gibi aktarılmış ki, gerçekten ara verip, soluklanıp devam ettim. Hakan Günday'ın ''Daha'sını'' okurken de yoğun yaşamıştım bu duyguyu.

 Bozuk'tan sonra aynı tadı bu kitabında da yakaladım. Sıradışı, zengin hayal gücü, sade ve güçlü anlatım.Yazacağı  yeni kitabını düşünmeden alır, okurum dedirttiriyor adeta.

Kırmızıkedi Yayınlarından çıkan kitapta on beş tane öykü var, doksan altı sayfa.

Hakkı İnanç yazdıkça, ben de okuyacağım, sıkılmadan kısa ve sıradışı öyküler okumak isteyenlere öneriyorum.

Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alıntılar:


  Dünyamız ucuz bir kar küresi ve her ters çevrilişinde, tutunamayıp kar tanelerine karışıyoruz. Oysa varlığımız ağır; düştük mü aşınıyor sevgimiz. Gülen gözlerimiz, güzel burunlarımız, virgüle kıvrılan dudaklarımız ve pürüzsüz tenimizden, taşlaşmış bir öfke kalıyor geriye. Gün geliyor, o öfke tuzla buz ediyor küreyi. Başka bir hayat bilmediğimizden, balıklar gibi çırpınarak ölüyoruz. (  Şirinler'i Gören Çocuk adlı öyküden  s.21 )


  Hiçbir emelime erişemedim hayatta. Çok istersen olur, demişlerdi. Belki de bir ceviz ağacının altında düşlemeliydim öğretmenliği ya da yağmurlu bir günde şemsiyemi unuttuğum gibi unutmalıydım dileğimi de, kırmızı bir tente misali çıkıvermeliydi karşıma. Kalbimin ucu kıvrıldı açıp bakmaktan. Başka bir aşk yazılmadı yerine.  (Pinokyo adlı öyküden. s.42 )



26 Nisan 2015 Pazar

Hıfzı TOPUZ - Çılgın ve Özgür ''Neyzen Tevfik'in Romanı''



  1923 doğumlu hukukçu, gazeteci, yazar olan Hıfzı TOPUZ'un aldığı ödüller o kadar çok ki, yazmam adeta olanaksız. Okumaktan çok keyif aldığım bir yazar. 

  Yazar, İnceleme-Araştırma, Anı, Söyleşi ve Roman dallarında pek çok eser vermiştir.  Romanlarından Nazım Hikmet'i anlatan ''Hava Kurşun Gibi Ağır'',  ''Taif'te Ölüm'', ''Gazi ve Fikriye'yi'' okumuştum. Sabahattin Ali'yi anlatan ''Başın Öne Eğilmesin'' de okunmayı bekleyen kitaplarım arasında.

  Hıfzı Topuz'u okurken bir dönem ve roman kahramanı olan kişiye ilgili bilgilendiğimi, aydınlandığımı düşünüp mutlu olurum.

   Bu romanda da Neyzen Tevfik hakkında bildiklerimizin ne kadar yüzeysel, eksik ya da yanlış olduğunu anlayıp, bilgileneceğiz. Tabii Hıfzı Topuz'un sade, akıcı cümleleriyle. Elinizden bırakamayacağınız bir roman, okumanızı öneriyorum.

  Neyzen Tevfik'in çocukluğundan beri farklı, zaman zaman tesadüflerle de olsa edindiği bilgi birikimiyle bohem yaşamı seçişine tanık olacağız. Baskı rejimlerinde ''Çılgın ve Özgür'' olması, zaman zaman işi deliliğe vurması bence işe yaramış.

Diğer anlatımla; Neyzen Tevfik, zamanından çok önce dünyaya gelmiş, yaşarken pek de anlaşılmamış bir filozof, müzisyen.

Okunmalı...


******


Kitaptan Alıntılar:


  ''Rakıya çocukluğumda başlamıştım. Bir gün evde rakı bulamadım ve bayıldım. Babam, annem ve konuklar başıma üşüştüler. Lokman ruhları, kolonyalar, limonlar hiçbiri fayda etmiyordu. Babam, ''Ben şimdi onu ayıltırım,'' diyerek hemen köşedeki dükkana koşmuş, rakı, şarap, konyak ne bulduysa almış. Bunları bir tencereye boşaltmış ve kaşık kaşık ağzıma dökmeye kalkmış. Bu yetmemiş, sonra da bu garip içkiyi kepçeyle ağzıma boşaltmaya kalkmış. o gün kendime gelmişim.''  ( s.162  )


  ''Neyzen, her zaman yönettiği kalenderlik okuluna yetenekli öğrencileri kabul eder, meyhane meyhane dolaştırır, rakı içmeyi, ney dinlemeyi, çifte kağıt açmayı, dünyaya hayran hayran bakmayı öğretirdi. Canı isteyince tekkeye döner gibi Bakırköy'e sığınırdı. Başı derde girince, esrarı, afyonu, içkiyi, küfürü, taşlamayı fazla kaçırdığı zaman kendiliğinden Bakırköy'e gelir, bir- iki ay dinlenirdi. Neyzen'in yatağı her zaman hazırdı. ''  (s.182  )


Nerede Neyzen'in o eski taşlamaları, okları ve haykırışları...
Artık şu tür şeyler yazıyordu:

    Hepsi göçtü yoldaşların hiçbiri yok
    Sen mi kaldın kafileden böyle ırak
    Postu sermekse meramın yola, serdirmezler
    Haydi gölgenle beraber silinip gitmene bak


31 Mart 2015 Salı

Ursula K. Le GUIN - Aya Tırmanmak



  Ursula Le GUIN, Okumakta çok geciktiğim Amerikalı yazar. Edebiyat eğitimi almış 1929 doğumlu yazar, fantastik öykü ve romanlarıyla tanınır. 1974 de Mülksüzler'e kadar altı tane bilimkurgu romanı yazmıştır.

  Yerdeniz dizisini  beşleme haline getirmiştir. Bilimkurgu benim okuma alanıma biraz uzak ama ''Aya Tırmanmak'ı'' okurken, Alice Munro'nun öykülerini tanımladığım, ''roman gibi'' öyküler dedim içimden. 

Sizlerle paylaşmak için yazarın biyografisini araştırırken, roman kahramanlarının sıradan genç güzel kadın ve erkek kahramanlardan uzak, çaresiz ya da yaşama cesaretini vurgulayan yaşlı, çaresiz, cılız, sakat, tecavüze uğramış kişilerden seçerken, erkek okurları rahatsız etmeden feminist teoreme hakimiyetini de işler.  Tabii bunlar benim araştırdıklarımdan size aktardıklarım ki, yazarı gözümde daha da ilginç, okunası kıldı.

  Metis Yayınları tarafından yayımlanan kitapta on sekiz tane öykü var. Konular sıradışı, anlatıma kapılıyorsunuz. Ama naçizane fikrim, bazı yazarları okuyabilmek için ''iyi okur'' olmak gerekir ya, edebiyatın içine dalmayı seven okurların çok seveceği kesin.

  Keyifli okumalar...


******


Kitaptan Alınılar:


  Ann'in babası çiftlik evinin aşağısındaki kaynaktan  küçük bir gölet yapmıştı yenilerde. Öğle yemeğinden sonra  onu görmeye gitmişlerdi. Suyun karşı kıyısındaki yüksek, çıplak, srı tepede atlar otluyordu. Suyun seviyesi yağmur mevsimindeki en üst çizgiden  yaz seviyesine inmiş, kırmızı, çamurlu bir kıyı bırakmıştı. ( Dört Buçuk adlı öyküden s. 32 )
  

  Ama ruhumu yaptığım halde onunla ne yapacağımı bilemiyorum. Onu kim ister? Altmış yıl yaşadım. Bundan sonra yapacağım şeyler daha önce yaptıklarımın aynısı ama daha azı, gittikçe güçsüzleşecek, hastalanacak, küçülecek, kendi üzerimde büzüşecek ve öleceğim. Yaptığım ya da bildiğim şeyler her ne  olursa olsun. Kelimelerin bir anlamı yok.  (Ethergezer adlı öyküden s.112 )


  Anne sakin ol. Ağlayıp beni de ağlatma. Kış geldi mi geri döneceğim baharda gideceğim. Sümbülleri getireceğim. Artık bana güvenebilirsin, çocuk değilim artık. İyi de hem senin kızın hem onun karısı nasıl olabilirim?  ( Çocuk Gelin adlı öyküden s. 143 )






19 Mart 2015 Perşembe

Sibel K. TÜRKER - Aşkın Kalplerimizdeki Mutat Yolculuğu





 Sibel K. Türker'in ilk okuduğum romanı ''Benim Bütün Günahlarım'dı.''  Bloğumda Kasım 2013 te paylaşmıştım. 2014 Ağustos ayında  ''Hayatı Sevme Hastalığı'' ve ''Öykü Sersemi'ni,''  Şubat 2015 te  ise''Meryem'in Biricik Hayatı'nı'' tanıtmaya çalıştım.

Ağula ile 2006 Haldun Taner Öykü Ödülü, Hayatı Sevme Hastalığı ile 2012 Duygu Asena Roman Ödülü, 2013 Yunus Nadi Roman Ödülü ve Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödüllerini alan yazarın öykü ve romanlarınızı okuyanlar bana hak vereceklerdir. Henüz Sibel K. Türker'in kalemiyle tanışmayanlara ''Benim Bütün Günahlarım'' İle başlamalarını, ''Hayatı Sevme Hastalığını'' mutlaka okumalarını öneriyorum. Diğer öykü ve romanlarını nasıl olsa okumak isteyeceksiniz.

 Aşkın Kalplerimizdeki Mutat Yolculuğu''nu benim için daha özel kılan şey ise; Sibel K. TÜRKER tarafından çok sıcak, anlamlı cümleler yazılarak bana armağan edilmesidir.

On dört öykünün yer aldığı kitabı severek okudum. Sibel.K. Türker öykülerinin hepsi birbirinden farklı güzellikte, öyküleri üst üste değil de, ara verip okumak, önceki öykünün yoğunluğunu hissetmek adına bana daha iyi geldi.

Yazarın henüz yazmakta olduğu kitabının bitimini merakla bekliyorum.


******


Kitaptan Alıntılar :


  Bu hikayeleri bana yazdıran sadece efsunlu bahar havası değildir sanırım. Kime sorsanız aşk hakkında söyleyecek az çok bir şeyi vardır. Kış ya da yaz, bahar ya da sonbahar, hiç fark etmez. Kim, karşıdır ona kimi de tarafında yer alır.  (Aşkın Kalplerimizdeki Mutat Yolculuğu adlı öyküden. s.36 )


 Tuhaf biriyim ben. İnsanlarla birlikte yapılan her edim beni zorluyor, güneş altında yokuş tırmanmış kadar terli ve yorgun bir halde döne dolaşa asil, üzerinde henüz yürünmemiş karlı bir bahçe kadar bakir yalnızlığımı arıyorum. Sessizlik bir tapınak ve ben insanlığın gürültüsünden rahatsız olan bir tanrıya inanırım.  ( M( Ünzevi)19 adlı öyküden. s.37  )


 İnsanlar denli kaygısız olabilmek bana yasak kılındı. Özgürlüğüm alındı elimden, sayfaların haçına çivilerle tutturuldu ruhum. Aptal gibi kurtuluşumu beklerken, daha çok, daha çok yazar oldum. Bu ödediğimdir benim. (Rüya Kaçakçısı adlı öyküden. s.140 )

18 Şubat 2015 Çarşamba

Sibel K. TÜRKER - Meryem'in Biricik Hayatı



  Daha önce Benim Bütün Günahlarım, Öykü Sersemi ve Hayatı Sevme Hastalığı'nı paylaştığım ve yazdıklarını büyük bir keyifle okuduğum Sibel K. TÜRKER'in bu kez de Meryem'in Biricik Hayatını okudum.

  İtiraf ediyorum, diğer öykü ve romanlarına göre biraz zorlanarak okudum. Konu, işleyiş gayet güzel ancak zaman ve olaylar arasındaki gidiş gelişleri takip etmekte biraz zorlandım.

 Gazeteci Ela'nın cinayet sonrası Meryem'in hayatını  yazı dizisi olarak yazmaya çalışırken başka hayatlar ve kendi gerçekleri arasındaki gelgitleri, hayatı, aşkı, dini, yaşama dair pek çok gerçekliği sorgulaması ve bu sorgulamaları yaparken adeta kaybolmasının romanı. Ancak okuyacağınız ilk Sibel K. Türker kitabı olmamalı bence.

  Henüz Sibel K. Türker'in kalemiyle tanışmayanlara ''Benim Bütün Günahlarım'' İle başlamalarını öneriyorum. Diğer öykü ve romanlarını nasıl olsa okumak isteyeceksiniz.


Ağula ile 2006 Haldun Taner Öykü Ödülü, Hayatı Sevme Hastalığı ile 2012 Duygu Asena Roman Ödülü, 2013 Yunus Nadi Roman Ödülü ve Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödüllerini alan yazarın öykü ve romanlarınızı okuyanlar bana hak vereceklerdir. 


******


Kitaptan Alıntılar:


  Pis bir yara kabuğu gibi İstanbul'un derisinin üstünde, yüzeyinde soyulmayı bekleyerek duran bu yüzlerce mahalle sanki şehirden ayrı düştüğüne üzülür gibiydi. Evler daha çok yalnızlık çekmemek için birbirine yapışmış, öyle ayakta duruyordu sanki. Sanki çift yönlü bir gurbet duygusunun  içindeydiler.  ( s.68 )


  Allah yazısını düzeltmek istese herkesi öldürmesi ve baştan yaratması gerekecekti. Kader, düpedüz saçma bir şeydi. İşte Hekim, ablasının ihtiyarlamış, işe yaramayan kocası neden yaşıyordu? Cihangir, o aslanlar aslanı neden  pisi pisine ölmüştü? Temiz bir ölüm mümkün müydü?  (s.84 )


  ''Şimdi beni sana göndersem ey Tanrım, kendi yarattığını tanıyabilecek misin?''     (s.101 )




12 Şubat 2015 Perşembe

Yazar Sibel K.TÜRKER' le Buluşma...





   Bir okurun çok kitap edinme ve okuma isteği dışında hayalini kurduğu şeylerden biri de sevdiği bir yazarla tanışıp söyleşmektir. Kim istemez ki?  Bu isteğimi gerçekleştirdiğim için mutluyum.

  Sibel K. TÜRKER, çok severek okuduğum yazarlardan biri. Anlatımındaki derinlik, akıcılık ve kurguya kapılmamak elde değil. Bazen öykülerini okurken öyle yoğunlaşıyorum ki, ara verip soluklanıyor daha sonra sindirerek okuyorum.

Sıcak bir dost ortamında tanıştık, sohbet ettik. Kitaplar imzalandı, son öykü kitabı ''Aşkın Kalplerimizdeki Mutat Yolculuğu'nu'' armağan etme nezaketini gösterdi.

   Sibel K. Türker'in ilk okuduğum romanı ''Benim Bütün Günahlarım'dı.''  Bloğumda Kasım 2013 te paylaşmıştım. 2014 Ağustos ayında ise ''Hayatı Sevme Hastalığı'' ve ''Öykü Sersemi'ni'' tanıtmaya çalıştım.'' Meryem'in Biricik Hayatı'' ve ''Aşkın Kalplerimizdeki Mutat Yolculuğunu'' ise halen okuyorum.

Ağula ile 2006 Haldun Taner Öykü Ödülü, Hayatı Sevme Hastalığı ile 2012 Duygu Asena Roman Ödülü, 2013 Yunus Nadi Roman Ödülü ve Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödüllerini alan yazarın öykü ve romanlarınızı okuyanlar bana hak vereceklerdir. Henüz Sibel K. Türker'in kalemiyle tanışmayanlara ''Benim Bütün Günahlarım'' İle başlamalarını öneriyorum. Diğer öykü ve romanlarını nasıl olsa okumak isteyeceksiniz.